Dünya Kupası Elemeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dünya Kupası Elemeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Eylül 2009 Çarşamba

Maradona'nın Türk Basınına Etkisi


"Tanrı beni birçok kez korudu, bu seferde koruyacağını umuyorum. Şunu kafamıza sokmamız gerekir ki bu iki maç Brezilya karşısında hediye ettiğimiz gibi yola devam edemeyeceğimiz asıl maçlarımız".


Maradona yukarıdaki açıklamayı Arjantin radyosuna yapmış önceki gün. Öyle olsa gerek ki günümüzün popüler ifadesiyle Maradona'nın bir "B" planı yok. O işi Allah'a havale etme yoluna gitmiş.


Maradona teknik adamlık kariyerinde spor basınımızın cevabını aradığı birbaşka soruya da cevap verdi. Teknik adamların bir takıma etkisi nedir? Budur, daha fazla etkileyemez. Ne olumlu ne de olumsuz.


Artık yıldızlara dayalı futbol oynanmıyor, takım oyunu (Türk Basınının anladığı takım oyunundan bahsediyorum) olmadan başarı gelmez, herkes pres yapacak herkes koşacak prensibini benimseyen Türk basını için Maradona'nın Arjantin'i sağlam bir örnek teşkil edecek bundan böyle.


Maradona teknik adamlık kariyerinde futbol üstüne çok klişe olan bir tezi de doğruladı. Daha doğrusu tabi ki bu klişe değil ama basınımız için büyük malzeme verdi. Artık bakın iyi futbolcudan iyi teknik adam olmaz, Maradona'yı görmediniz mi diyecekler.


Bir de işin ahlaki boyutu var. Gençlerimize örnek olmak için bir kokainmanı nasıl bir takımın başına getirirsiniz söylemini Maradona ile birlikte daha güçlü söyleyebilirler. Bakın işte Maradona da kokainmandı onunla da işler yürümedi.


Teknik adam karizmatik olmalı en sevdiğim söylemlerden biri. Hoş Maradona'nın futbolculuk yıllarından kalan ve politik duruşu itibariyle karizması olduğunu iddia edebilirsiniz ama bu kiloyla ve pozuyla Şenol Güneş'ten daha karizmatik değil. Bu yüzden karizmanın futbol takımına ve oyuna etkisini tekrar tartışmaya açabilir Türk basını.


Düşündükçe başka şeyler de çıkabilir, şu an aklıma gelenler bunlar. Tüm bunlardan kurtulmamız için Tanrı'nın Maradona'yı ve Arjantin'i en azından Dünya Kupası'na ve orada da yarı finale kadar taşıması gerekiyor. Yoksa işimiz vahim.


10 Eylül 2009 Perşembe

Brezilya Nilmar ile Güzel



Adamım Nilmar dün gece hat-trick yapmış Şili karşısında. Maçı 4-2 aldı Brezilya. Nilmar'ın attığı üç golde klasik santrafor golleri. Güzel vuruşlar ama öyle oturup anlatmazsınız kimseye. Ama ben bu adamın o pozisyonlara gidişini seviyorum. En sevdiğim santrafor tiplerinden Nilmar. Teknik, toplara vuruşu iyi ama en önemlisi ceza sahası içerisinde bir tilki. Villa Real'de gollerini bekliyoruz.

Ada Futbolunun Yeniden Doğuşu



Dün akşam Bosna maçı olunca ancak ikinci yarısını izleyebildim İngiltere-Hırvatistan maçının. Malum 2010 favorimi geçen ay 2010 Dünya Kupası Ada'ya Gidecek yazımda İngiltere olarak bu blogda açıklamıştım.

Walcott olmayınca Lennon perişan etti Hırvatların sol kanadını. 2-0'dan izlemeye başladığım maçta ilk iki golü atan Lampard ve Gerrard skoru 4-0'a getirdiler. Gerrard'ın kafa golünü NBA'de faul çizgisinden sıçrayarak smacı vurmaya gelen bir basketbolcunun havada süzülüşüne benzettim valla isterseniz abartıyorsun deyin. 5-1'lik galibiyetle birlikte İngilizler Euro 2008 eleme grubunda 3-2 yenilerek turnuvaya gidemedikleri karşılaşmanın acısını fena çıkarttılar. Hırvatların kaleyi ilk bulan şutunun 65'ten sonra geldiğini söylersek varın Hırvatların ne hale düştüğünü siz hesaplayın. Bu Hırvatistan ile Euro 2008'deki arasında dağlar kadar fark var. İngilizler Capello'nun sırrını "O iyi oyuncuları mükemmel olduklarına inandırıyor" diye açıklıyorlar. Yıllardır orta sahadaki sıkıntıyı Lampard ve Gerrard ikilisinin uyumsuzluğuna bağlayan futbol kamuoyu Garreth Barry'nin de katılımıyla bu bölgede nasıl bir mekanizma yaratıldığına dün akşam birkez daha şahit oldu.



Hırvatistan'ın kalecisi Runje'nin 5 gol ve üstelik sonuncusunu tamamen kendi hatasıyla yediği bir maçta 6/10 almasını İngilizlerin oyununu izlemeden açıklamak mümkün değil. Milli Takım'ın onbirinde Glenn Johnson, Garreth Barry, Aaron Lennon gibi isimler takıma ayrı bir dinamizim katıyorlar. Üstelik Bendtner, Willshere gibi isimlerin de 2010'a gitmesi sözkonusu. Uzun yıllar sonra kalecileri Rob Green ile defanstaki oyuncular kendilerini daha bir güvende hissediyorlar.
Ada futbolu yeniden doğuşunu bir İtalyan'a borçlu. yıllarca Milli Takımları'nı bir yabancı teknik adama emanet etmediler. Eriksson dönemi tam bir felaketti. Ama sonunda Capello ile çok doğru bir iş yaptılar. Capello bir winner ve İngilizlere de winner olmayı öğretti.


9 Eylül 2009 Çarşamba

G.Afrika Yolunda Direkten Döndük



Maçın ilk dakikalarında golle başlamayı sevmiyorum. Organize bir atakla Semih'in vuramadığı pozisyonda Emre'nin takipçiliği ile 1-0 skor avantajını yakaladığımızda da fazla sevinemedim. Tam da korktuğum gibi geri kalan 40 dakikada bütün hakimiyeti Bosna'ya vererek ne olduğu belli olmayan bir futbol oynadık.

Fatih Terim'in oyunu başlangıçta akılcıydı. Sahaya 4-1-4-1 düzeninde yayılırken defansın önüne Ceyhun Gülselam'ı dikmiş onun hemen önünde Emre ve Hamit ile daha çok hücuma destek veren ve rakipten dönecek ribauntları toplayacak bir orta saha kurgulamıştı. Kanatlarda Arda ve Tuncay'ın getireceği toplarla ileride Semih'i buluşturmak ve rakibe karşı yarı sahada basmak rakip defansın ağır oyuncularını da düşündüğünüzde hiç fena değildi. Ancak evdeki hesap tutmadı. Ceyhun oyunu kurma anlamında ciddi panikledi ve hatalar yaptı. Defansın göbeğinde korkulan ikiliden özellikle Önder felaket top kayıpları ile Volkan'a çok zor anlar yaşattı.


Golü bulan takımın üzerine öyle bir ölü toprağı serpildi ki ancak devre arası kendimize gelebilirdik. Nitekim 26. dakikada Salihovic'in golü geldikten sonra devre olsa da yeni bir motivasyonla oyuna tekrar başlasak dedik. Ama ilk 45 dakikada bugüne kadar her zaman arkasında durduğum Fatih Terim golün ardından öyle birşey yaptı ki affedilir gibi değil. Zaten maçın başlarında kendisine ayrılan bölgeyi teketmmesi konusunda uyarılan teknik adam gol öncesi çalınan faul düdüğüne öyle şiddetli bir reaksiyon gösterdi ki maçın Portekizli hakemi Benquerenca Terim'e tribünleri gösteriverdi. Milli Takımı en ciddi sınavında savaş alanında yalnız bırakmak hiç yakışmadı Terim'e. Benim için bu olay İsviçre maçından sonraki ikinci büyük vukuatıdır.


Yine de ikinci yarıda tutmayan oyun planını değiştirmek ve risk almak konusunda doğru hamleler yaptı. Oyundan bir önceki Estonya maçında sakatlıktan yeni dönen ve büyük efor sarfeden Hamit'i ve defansta dökülen Önder'i dışarı alarak yerlerine takıma sol tarafta İsmail'i forveti de ikileyerek Sercan'ı monte etti. İkinci yarının ilk bölümünde bu değişiklikler sonucunda da müthiş bir baskı kurabildik. Ancak o kadar ciddi bir efor sarfedildi ki rakibin becerikli ayakları dönen toplarda Misimovic ve Salihovic'in akılcı pasları ile Dzeko ve Ibicevic'in ayağından ciddi pozisyonlara girdiler. İkinci yarının geneline bakarsak aslında top bir o kalede bir kalede diyebileceğimiz bir maç izledik. Kalecilerin performansı mükemmeldi. Maçın sonuna doğru artık birara Arda öyle bir oyun ortaya koymaya bşladı ki sahada Messi var zannettim. Nitekim onun geliştirdiği bir pozisyonda direkten dönen topta aslında şansımızın bu sefer dönmeyeceğinin habercisiydi.

Olmadı, olması için ikinci yarıda herşeyi yapan bir takımımız vardı. Ama her zaman döndüremiyorsunuz maçı. Bu akşam Milli Takım yenik de ayrılabilirdi maçtan, galip de. Sistemli bir kör döğüş futbolumuz var her ne kadar sistemsizlikle suçlayanlar olsa da. Ama bu oyun zaman zaman kontrollü bir oyun tarzına dönebilmeyi de gerektiriyor. İşte biz takım olarak bunu beceremiyoruz.



Maçtan önce yenilmeyi de öğrenmemiz gerekir diye yazmıştım. Şimdi G.Afrika yolunda yenilgiyi sindirmemiz gerekiyor. Şu gerçek ki biz Bosna Hersek maçıyla değil evimizdeki Belçika ve deplasmandaki Estonya maçları ile kaçırdık treni. Çok küçük de olsa kalan şansımızı değerlendirebilir miyiz zannetmiyorum ama en azından bizim yerimize Bosna'nın gidebilme ihtimali teselli olur biraz.

Bosna 4-5 sene öncesinden yeni bir futbolcu kuşağının geldiğinin sinyallerini vermişti. O kuşak bugün Dünya Kupası yolunda G.Afrika biletini aldı. İkinciler arasında oynanacak eleme maçında cebinden bu bileti düşürmezse G.Afrika'da onları destekleyeceğim.


6 Eylül 2009 Pazar

Ağla Maradona



Brezilya medyasında Fabiano'nun attığı golün sağ üst köşesinde Maradona'nın çaresiz bakışlarını koymuşlar. Maradona'nın futbolculuk yıllarında genelde yüzü gülmedi Brezilya karşısında. Teknik direktörlük hayatında da seriye devam ediyor. Brezilya basını da eline geçen fırsatı kaçırmamış. Çok iddilalıydı maç öncesinde Maradona. Hatta Messi için onu tanıdığından beri hiç bu kadar iyi durumda görmediğini söyleyecek kadar. Ama ara gazı tutmadı. Rosario'da Messi'nin doğduğu şehirde Arjantin Milli Takımı'nın sıkıntıları bir kat daha arttı.

İngiltere İçin Finallere Bir Adım


Neredeyse 50 yıldır tık yok Ada futbolunda. Ne Dünya Kupası ne de bir Avrupa Şampiyonluğu. En çok yaklaştıklarında Tanrı'nın eline kurban gitmişlerdi. Şimdi Capello'nun ellerinde 2010 GAfrika'ya emin adımlarla ilerliyorlar.

Bu blogda 4 Ağustos tarihinde 2010 Dünya Kupası Ada'ya Gidecek diye bir yazı yazdım. Bu iddiamdan da bir an bile geri adım atmaya niyetim yok. Dün sabaha karşı Arjantin'in durumunu gördükten sonra ki Brezilya'ya zaten şans tanımıyorum, inancım güçlenerek artmaya devam etti. Fransa yokları oynadı Romanya karşısında. Herkes Domenech ile bu Fransa'dan hiçbir şey olmayacağına emin. İtalya ve Almanya için de turnuva takımı olmaktan öteye gidecek silahlara sahip olmadıklarını düşünüyorum.

Gelelim Ada futboluna. Hazırlık maçında Slovenya'yı Wembley'de 2-1 ile geçti İngilizler. Hafta içi grup maçında ise Hırvatistan ile karşılaşacaklar. Tabi ki başka eksik var mı bilmiyorum ama Modric'in olmaması büyük kayıp Hırvatlar için. Londra'daki maçta galip gelmeleri demek G.Afrika'ya gitmeyi şimdiden garantilemeleri anlamına geliyor. Bu da kafaların rahat olacağı ve huzurlu bir şekilde hazırlanılabilecek uzun bir dönem demek.
İşin güzel tarafı Capello ipleri kesinlikle bırakmıyor. Slovenya maçı sonrası "Bu oynamamızı istediğim oyun değil, yavaş ve uzun toplarla oynadık. Ben oyuncularımın oyunun her anına konsantre olmalarını istiyorum" diyerek bir anlamda işin ciddiyetini ve Ada futbolunun hastalığını bir kez daha ortaya koymuş.
Her ne kadar grup maçlarında Capello'nun söylediği gibi ağır ve uzun toplarla oynamadılarsa da Capello'nun hazırlık maçlarında dahi tahammülü yok İngilizler'in genetik kodlarında yeralan futbol anlayışına. Capello belki de ilk kez oyuncuların oynamak istediğinden farklı bir oyun oynatmak istiyor. G.Afrika'ya da böyle bir takım götürecek.


Milli Takım Son Viraja Girdi



Dörtte dört yapmak için yola çıktığımız bir maçtı Estonya karşılaşması ama daha maçın başında yediğimiz golle sarsıldı Milli Takım. Şunu açıkça söylemek gerekiyor ki maçta birkaç ciddi handikapımız vardı.
Bunlardan ilki ayakların Kayseri'de kafaların ise Ermenistan'da olmasıydı. Zaten Türk futbolundaki hastalıklardan biridir, büyük bir maç öncesinde mutlaka ligde de Avrupa Kupaları'nda da daha zayıf rakibe takılınır. Ancak takılma şansı olmadığı için Milli Takım oyunu çevirecek direnci gösterebildi. Savruk başlayan hücumlar dakikalar ilerledikçe belli bir formata oturdu. Sağ kanat her ne kadar Kazım ile Gökhan Gönül'ün oyunun dar alanda oynanmasından kaynaklanan uyumsuzlukları ile aksasa da Arda'nın kanadı, hatta zaman zaman kanat değiştirdiklerini de göz önüne alınca Arda'nın geldiği kanatlar her zaman tıkır tıkır işledi.



Tuncay'ın oyununa birşeyler kattığını sanırım herkes bu maçta anlayabildi. Tuncay'ın Premier Lig'de kalması demek Türk Milli Takımı'nı da üst seviyelere taşıması anlamına geliyor. Ha keza Milli Takım formasıyla Hakan Şükür'den sonra en çok gol atan oyuncudan bahsediyoruz ama bazıları hala yeteneklerini sorguluyorlar. Sercan da gümbür gümbür geliyor, en önemli özelliği olan topla dribling yaparak ceza sahasına girmesini birkaç kez izledik, golde ise Semihvari bir takipçilik gösterdi.



Handikaplardan bahsetmiştik. Savunma aksıyor, savunma ile birlikte Hamit ve Emre'den kurulu defansın önündeki ikili de yeterli performansı sergileyemediler. Bu anlaşılır, Hamit yeni sakatlıktan çıktı, Emre ise ikinci yarının başında kafasına aldığı darbeyle 45 dakika kendine gelemedi. Ama özellikle defansın göbeğinde benzer bir performans izlersek Bosna'da galip ayrılmak için en az 3 gol atmamız gerekir.

Saha kötüydü kabul ediyorum ama bu da sadece bizim futbolumuzu etkileyen bir unsur olmasa gerek. Estonya maçın hiçbir bölümünde kapalı defans yapmadı. Hemen hemen her pozisyonda 3-4 kişiyle geldiler kalemize.

Şu bir gerçek ki ne geçen sene Bosna'ya 7-0 yenilen Estonya var, ne de bu kadar gol atan Bosna. Üzerinden kaç ay geçti bilmiyorum ama İspanya maçlarının ardından yazmıştım. Eylül'de çok şey değişir ne Bosnalı oyuncular bu kadar formda olurlar ne de bizimkiler bu kadar formsuz demiştim.
Bu maçla dereyi boğulmadan geçmiş olduk, okyanusta bu performanstan daha iyisini sergileyecek kalitedeyiz. Zaten daha farklı bir oyun düzeni ile çıkacağımızı tahmin ediyorum. Semih illa ki oynayacak mesela. Ne diyelim rastgele...


4 Eylül 2009 Cuma

Maradona İlk Onbirde Oynayacak mı?



Taktik antremanlardan öyle anlaşılıyor ki haftasonu Brezilya karşısında Maradona'yı görebiliriz.

Kickball






Dünya Kupası Eleme Grubu maçları var önümüzdeki günlerde herkes biliyor. Sanırım bu maçlara en ciddi hazırlanan takım Paraguay Milli Takımı. Cumartesi gecesi Bolivya ile oynayacaklar. Hoş Bolivya'daki lig maçları da bu antreman görüntülerinden aşağı kalmıyor bugünlerde.

13 Ağustos 2009 Perşembe

Yorgun Adam


Maradona'yı bu kadar stresli gördüğümü hatırlamıyorum. Ne kokainden hastaneye yatırıldığında, ne doping skandalında ne de başka bir zaman.

Arjantinliler için Tanrı'dır Maradona. Mecazi değil, gerçek hikayesi de vardır birçoklarının bildiği. Arjantinliler Tanrın'nın da kendi memleketlerinden olduğuna inanır hep. Zaman zaman bu konuda şüpheye düştükleri olsa da Maradona onlara Tanrı'nın Arjantinli olduğunu kanıtlamış.

Şimdi Arjantin'in Tanrısı almış eline kalemi kağıdı puan hesabı yapıyor G.Afrika'ya gidebilmek adına. Siz bakmayın Datalo'nun Rusya'yı 3-2 yendikleri maçta attığı üçüncü gol sonrası Maradona ile yerlerde yuvarlanmalarına. Normal bir sevinç değil bu stresin boşaldığı an.

Önümüzdeki ay Brezilya maçı var ve natremanda sakatlanan Messi kara kara düşündürüyor Maradona'yı. Futbolun Tanrısı kendi Tanrısı'na sığınmış durumda.


İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar:
Copa De La Rey: Savaşın Ardından İlk Buluşma
Marsilya ve Maradona Olmazdı

12 Ağustos 2009 Çarşamba

İnanmak Başarmanın Yarısıdır


Terry benim daha önce 2010 G.Afrika Dünya Kupası ile ilgili düşüncelerimi destekler bir açıklama yapmış:" 2010 Dünya Kupası'nı kazanabiliriz". Tabi bu açıklama yukarıdaki fotografta Lampard ile havuzda takılırken gelmemiş. Bu açıklamayı Milli Takım'ın hazırlık kampında bu akşam oynayacakları hazırlık maçı öncesinde gerçekleştirmiş. İş artık ciddiye biniyor ve ben İngiltere'ye inanıyorum.

İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar:

4 Ağustos 2009 Salı

2010 Dünya Kupası Ada'ya Gidecek



Öncelikle bu bir kehanet yazısı, elimde bir takım veriler ve hislerimden yola çıkıyorum. Ama şunu da belirteyim geçen Dünya Kupası'nı İtalya'nın kazanacağını tüm takımlar ilk maçlarını oynadıktan sonra söylemiştim. Yine geçen Avrupa Şampiyonası'nı İspanya'nın kazanacağını da söylemekle kalmayıp turnuva öncesinde http://www.futbolekstra.net/ adresinde yazmıştım.
Referanslarımı verdim ama referanslarımın güçlü olması 2010'u doğru tahmin edeceğim anlamına gelmiyor. Ben öncelikle beni bu düşünceye iten nedenleri sıralayayım.

1. Fabio Capello: Ben bu adamın kitabında kaybetmek olduğunu görmedim. A.C.Milan, AS Roma, Juventus ve Real Madrid yani gittiği her takımda şampiyonluk yaşadı. En önemli özelliği sistemi elindeki mevcut malzemeye göre kurması. Bu da ona elindeki malzemeye göre müthiş bir manevra kabiliyeti getiriyor. Bugün en iyi teknik direktörler listesi oluştursanız Top 5'te mutlaka yerbulur. Ve İngiltere Milli Takımı'nı diğerlerinden ayıran da Capello ile diğer muhtemel Dünya Kupası takımlarının teknik direktörleri arasındaki kalite farkı. Bugüne kadar yönettiği her takımda ligi kazanan Capello'nun apoletinde eksik olan tek şey Milli Takımlar düzeyinde yaşanacak bir başarı. Vatandaşı Lippi'nin İtalya'yı Avrupa Şampiyonluğu'na taşıdığını düşünürsek Capello bu eksikliği kapatmak için daha fazla mesai harcayacaktır.



2. Fabio Capello: İkinci bir neden de Don Fabio'nun ta kendisi. Don Fabio hırslı bir adam, Avrupa Kupaları'ndaki A.S. Roma-Galatasaray eşleşmesini gözlerinin önüne getirenler ne kadar kavgacı bir adam olduğunu da hatırlayacaklardır. Ama Capello pskilojiden çok iyi anlayan bir teknik direktör aynı zamanda. Gerektiğinde tansiyonu yükseltip, gerektiğinde düşürebilen bir futbol adamı. Hemen hemen her maç ilk yarı sonunda yaptığı birşey var. Futbolcular soyunma odasına girdiklerinde ilk beş dakika hiçbir şey konuşmuyor. "Beş dakika soluklanın, içecek ihtiyacınızı giderin, formanızı değiştirin ve hiç konuşmayın, sadece rahatlayın" dedikten sonra beş dakika huzurlu bir ortam sağlıyor oyuncularına. İkinci yarı için futbolcuların kendini toplamaları için bulunmaz fırsat bu. Bunu dabaşarı sırrı olarak açıklıyor. Soyunma odasına girdiğinizde bağırıp çağıran ya da hemne taktik tahtasına sarılan birini ister misiniz?

3. Defans bloğu ve orta saha: Belki de turnuvadaki en iyi hatta sahipler. Defansın göbeğinde Rio Ferdinand ve Terry gibi bir ikili hangi takımda var? Peki orta sahadaki Lampard ve Gerrard ikilisi? Bugüne kadar David Beckham'ın gölgesindeydiler ancak artık takımın lideri Beckham değil. Olsa olsa Capello için bir opsiyon. Theo Walcott, Aaron Lennon gibi gençler artık yeterince tecrübe kazandılar. Willshere diye bir adam geliyor ki bu adamın 2010'da oynaması ve daha on sekizinde patlaması olası. Gareth Barry iyiden iyice takıma yerleşti.



4. Başarıya olan açlık: İngiltere Milli Takım aç geliyor Afrika'ya. Tıpkı İspanya gibi senelerin ağırlığı var üzerilerinde ve bu sefer burunlarından kıl aldırmayı bırakın o kupayı kazanmak için sahadaki tüm çimleri yolacak kadar hırslılar.

5. Forvet hattında opsiyonlar artıyor mu: Wayne Rooney dışında bir opsiyon gözükmüyordu sezon başına kadar Capello için. Ama işler o kadar değişti ki Real Madrid Florentino Lopez yönetiminde Avrupa piyasasını altüst ederken Owen'a Manchester United kapılarını açtı. Owen ne yapar bu sezon göreceğiz ama Owen'ın yaptıkları onu 2010'a götürebilir. İyi bir Owen'ın çok tehlikeli bir silah olduğunu hepimiz biliyoruz. Ve iyi bir Owen'ın bugün İngiltere Milli Takımı için en büyük problem olan forvet hattına da derinlik katarak ilaç olacağını da. Owen'dan umudunu kesenler geçmişe dönüp Arjantin Milli Takımı'na attığı golü bir kere daha izlesinler.

6. Kamuoyu desteği: İngiltere basını yerli ve yabancı hiç olmadığı kadar destek veriyor Capello'ya. Hatta geniş bir kesime göre İngiltere'nin tek şansı Capello. Kamuoyunda oluşan bu destek belki ilk kez İngiltere'yi daha huzurlu bir ortamda götürecek G.Afrika'ya.
Yeterli doneye sahibim İngiltere'nin Dünya Kupası'nı kazanacağı yönünde. Sanırım okuyanları da ikna edecek kadar. İkna olmayanlar için önümüzdeki yaza görüşürüz demekten başka çarem yok. Uzun bir zaman var ve çok sular akar bu köprünün altından. Ama herhangi bir ekstra sakatlık yaşanmazsa İngiltere kupanın en iddialı takımıdır.


İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar:

2 Nisan 2009 Perşembe

Dün Gecenin İlginç Kareleri

Dün gecenin ilginç kareleri:

Slovakya - Çek Cumhuriyeti
Holosko golü kendi mi atmaya çalışıyor ne?

İngiltere - Ukrayna
Usta ile Çekirge maçı izlerlerken

Bolivya - Arjantin
Adam langırttaki gibi fırfır yapıyor ama golü de atıyor

Fransa - Litvanya
Ribery aynada kendisini görmüş olsa gerek

İtalya - İrlanda
Cannavaro "Gel layn ben adamı ne yaparım" modunda Iaquinta'ya saldırıyor

Polonya - San Marino
Beenhaker'in San Marinolular futboldan hiç anlamıyor bakışı
Malta - Macaristan
Karate müsabakası olmasın???

Bolivya Arjantin'i Ezdi Geçti



Dün akşam Milli maç sonrası Bolivya-Arjantin maçının ilk yarısına bakabildim. Maç 1-o iken Messi Tevez ile muhteşem bir verkaç yaptı ve penaltı noktasının 1 metre kadar sol çaprazında altına girerek topu kalecinin üzerinden aşırttı. Kaleci Arias'ın arkaya doğru öyle bir esneyip topu kornere çelişi vardı ki görmeniz lazım.



Neyse ilk yarı 3-1 bitince uykusuzluktan ve sabah 07:45'te işbaşı zorunluluğundan dolayı dayanamayıp yattım. Sabah bir de ne göreyim. Bolivya 6-1 ile hezimete uğratmış Arjantin'i. G.Amerika'da zaman zaman böyle sonuçlar çıkabilir. Ama burada bizim rakibimize yani İspanya'ya tekrar dönmek istiyorum. Bana göre 2010'da İspanya ile birlikte İngiltere ve Arjantin de favori. Bu takımlar benim favorilerim, sizin de başka favorileriniz olabilir. Ama İspanya'nın form durumunu beğenmeyen ve oynamadığını söyleyen bazı yorumcuları dinledin dün gece. Dün akşam bizim karşımızda da bundan önceki maçlarda da İspanya istediği futbolu oynadı. Ve bu İspanya'ya Puyol'suz bile değil altı bir gol atmak bile zor iş. Bu da benim görüşüm.

1 Nisan 2009 Çarşamba

İspanya'nın Muhtemel Onbiri



Kaleci: Casillas

Defans: Ramos, Marchena, Pique, Capdevila

Orta Saha: Silva, Alonso, Xavi, Senna, Riera

Forvet: Fernando Torres

İlk maçta sağ kanatlarından çok tehlikeli geldiler, bu sefer her iki kanatta da hızlı oyuncuları var. Tam bir deplasman takımı kadrosu, işler sandığımızdan da zor olabilir.

30 Mart 2009 Pazartesi

Dünya Kupası Elemelerinde Trajedi



Haftasonu Fildişi Sahilleri'nin Dünya Kupası eleme maçında stada biletsiz giren seyircilerin yarattığı izdiham sonucu yirminin üzerinde seyirci ölürken, yüzün üzerinde yaralı olduğu bildirildi.



Polis'in seyirciler üzerine göz yaşartıcı sprey sıkmasıyla panikleyen seyirciler kaçışırken birbirilerini ezdiler. Abidjan's Felix Houphouet-Boigny Stadyum'unda yaşananlar bir ilk değil. Daha öncede Afrika'da oynanan maçlarda benzer olaylar yaşanmıştı.

Tüm bu trajediye rağmen oynanan maçı Malawi karşısında Drogba'nın iki golüyle Fildişi Sahilleri 5-0 kazandı.


Ben daha çok FİFA'nın Afrika'da yaşanan bu tip olayların sonuncusu hakkında nasıl bir yaptırım uygulayacağını düşünüyorum. 2010'da G.Afrika'da düzenlenecek Dünya Kupası öncesi fazlasıyla üzücü bir olay.

24 Mart 2009 Salı

Xabi Alonso Röportajı



Haftasonu Milli Takımımıza karşı muhtemel İspanya kadrosunda yeralan Xabi Alonso geçtiğimiz günlerde İtalyan bir röportaj vermiş. Röportajın konusu sezon başında gerçekleşmeyen Juventus transferi ve kariyeri üzerine. Muhabirin sorularına Xabi'nin verdiği cevaplar şöyle;

- Ortada bir gerçek var ki Juventus, Juventus'tur. İtalya'nın en büyük futbol kulübü. Yine de Liverpool formasını giymek hayalkırıklığı değil benim için.



- Juventus'a gitmedim çünkü onlar Poulsen'i seçtiler. Kazanamadıkları her maçta ismim tekrar gündeme geliyor olabilir, bu zaten futbolda olan birşey. Kulübün yöneticilerine müteşekkirim çünkü onlar dürüst davrandılar ve bana kulübün futbol anlayışının değiştiğini ve bu nedenle Poulsen'i seçtiklerini söylediler.

- Dürüst olmak gerekirse orası benim için hala çekici geliyor.

- Calciopoli'de patlayan skandal ve Juventus'un küme düşürülmesi üzücü, hiç şüphe yok ki Juventus tarihi için kara bir leke olarak kalacak. Önemli olan kulübün tekrar yapılanıyor olması.



- A.C. Milan ile İstanbul'daki maçın devre arasında sizin zannettiğiniz gibi olaylar olmadı soyunma odasında. Kimse bağırıp çağırmadı. Bu tip ritüeller hiç yaşanmadı. Birkaçımız artık tamamen bittiğine ve kaybettiğimize inanmıştı. Bu yüzden bir konuşma yapmak zaruri bir hal almıştı. Bir daha hiçbir zaman finale çıkamyacağımızı ve bu bilinçte olmamız gerektiğini konuştuk. Zaten soyunma odalarından sahaya giderken taraftarlarımızın sesini duyduk, hepsi bu.
- Avrupa Şampiyonası çeyrek finalinde tekrar İtalyanlarla karşılaşmak tarif edilemez bir duyguydu. Sonuçta sırtımızdan çok büyük bir yükü attık.

- Bana ilk kez oynama şansı veren Javier Clemente'nin yeri ayrı. Beni İspanya'ya getiren John Benjamin Toshack, İspanya Mili Takımı'ndan Arogones ve tabi La Liga'yı kazanmamıza ramak kaldığı sezon Real Sociedad'taki teknik patronum Denoueix'i unutamam.




- Liverpool'a geldiğimde kendimi gerçek bir futbolcu gibi hissettim. Bir profesyonel gibi davranmaya başladığınızda para konuşmayı unutuyorsunuz. Ama ben şanslıyım çünkü bu profesyonellik ailede var (Babası Miguel Alonso Serie A'yı Real Sociedad ve Barcelona formasıyla 3 kere kazanmış bir futbolcuydu). İyi bir rol modelim vardı.

- Dünyanın en iyi oyuncusu bana göre Messi, bu ödülü de o hakediyor.

- Vierra ve Lampard'a karşı oynamak çok büyük bir baskı, Vierra bu oyunu benzersiz bir şıklıkta oyunuyor. Lampard yüzünden en ciddi bir sakatlığımı yaşamıştım ama bunu dert etmiyorum.

- En beğendiğim golüm 4-2 kazandığımız maçta Real Sociedad formasıyla 30 metreden Casillas'a attığım gol. En beğendiğim asist ise Villa Real'i 3-1 yendiğimiz 2000-01 sezonunda Tayfun'a attığım milimetrik pasla yapmıştım.

20 Mart 2009 Cuma

İspanya Kadrosunda Sürprizler



İspanya'nın Türkiye karşısındaki kadrosu açıklandı. Del Bosque sürpriz bir kararla kadroya Güiza'yı çağırdı. Santiago Bernabeu'da tekrar Milli Takım'a dönmesi beklenen Raul is kadroda yok. Sanıyorum İspanyollar Del Bosgue'nin bu tercihini uzun bir süre sorgulayacaklar.



Del Bosque kadro seçimi ile ilgili "Sağduyulu bir seçim yaptım" ifadesini kullandı. Listede yeralan birbaşka sürpriz isim ise Villa Real kalecisi Diego Lopez. Ama son haftalardaki formuna bakınca o kadroya girmeyi hakeden isim. Güiza ise kontenjandan dahil oldu. Bu arada kendi seyircisi önünde Bernabeu'ya sadece iki Real Madridli'nin forma giyeceğini hatırlatalım. Biri kaleci Casillas, diğeri ise Sergio Ramos.

İspanya basınında ayrıca maç bir hafta kala Terim'in görüşlerine de yer verilmiş. Fatih Terim İspanya'yı 90.000 kişi önünde yenmenin zorluğuna değinmiş ve sakatlıklardan yakınmış.

12 Şubat 2009 Perşembe

İki Maç İki Sıfır

Dün akşam Milli maçımız dışında iki müthiş maç izleme şansımız oldu. Gerçi İspanya- İngiltere maçının ilk yarısı ile Fransa-Arjantin maçının ikinci yarısı çakıştı ama bu durum uzaktan kumandanın daha çok çalışmasına yol açtı sadece. En azından bütün golleri görebildim.



Gecenin ilk maçında Veledrom'da Arjantin rakibini sürklase etti. Aslında Fransa'da pozisyonlar buldu ama Arjantin Maradona önderliğinde rahat bir galibiyet aldı. Gutierrez ve Messi skoru belirlediler. Zaten 80. dakikadan sonra tribünlerde Arjantin her pas yapışında "Oley" sesleri yükseldi.



Gecenin en güzel görüntüsü Tevez'in 3 kişiyi peşine takıp Messi'ye aktardığı topta Messi'nin de 3 kişinin arasından sıyrılıp kaydettiği gol oldu.



Domenech'ten maç sonrasında yine tarihi bir açıklama geldi: "Fransa ders aldı". Tüm Fransızlar bu açıklamadan sonra çıldırmış olmalı diye düşünüyorum.

Gecenin diğer maçında ise önce Xabi, sonra da Xavi'nin asistleri galibiyeti İspanyollara getirdi. Tribünler harikaydı, David Villa'nın golü asist ile birlikte bakıldığında gerçekten görülmeye değerdi. Xabi Alonso defansın arkasına öyle bir top bıraktı ki ne İngiltere defansı ne de kaleci James kıpırdayamadı bile. Maçın son anlarında Llorente'nin kafa golü de galip tarafı ilan etti.



İspanya'yı biraz daha farklı bir gözle izledik doğal olarak. Avrupa Şampiyonası öncesinde yakaladıkları form durumlarını koruduklarını gördük. Del Bosque aslında hiçbir şeyi değiştirmedi Arogones sonrasında. Zaten işleyen sistem her geçen gün mükemmelleşmeye başlamış gözüküyor.


Gecenin ilk sıfırını doğal olarak Domenech'e veriyoruz. Fransa'nın ders aldığı yönündeki açıklaması da işin tuzu biberi oldu. İkinci sıfır için aslında İngiltere'de çok öne çıkan bir oyuncu yok. Ama bu güvensiz duruşuyla James ödülü daha çok hakediyor.