2010 Dünya Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2010 Dünya Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Temmuz 2010 Salı

Marwijk Cruyff'tan Uzak Dursun

"Perşembe günü bazı Hollandalılar bana Inter gibi oynayabilir miyiz, İspanya'yı Jose Mourinho'nun ŞL'deki taktiğini uygulayarak safdışı bırakabilir miyiz diye sordular. Hayır dedim, hayır mümkünatı yok. Hayır dedim çünkü bu oyun tarzından nefret ediyorum. Benim ülkem bu yola başvurmamalı ve oyun tarzını değiştirmemeli. Hayır dedim çünkü geçmişteki yıldızlar olmaksızın takım kendi tarzını ortaya koymalıydı. Yanılmışım. Elbette bütün takımı aynı kefeye koyamam ama büyük çoğunluğunu evet. Topu istemediler. Acınacak, üzüntü verici, kirli bir futbol oynadılar.  Daha ilk yarının başında yaptıkları iki çirkin ve sert hareketten dolayı çoktan 9 kişi kalmış olmaları gerekirdi. Yanılmış olmak beni derinden yaralıyor ama Hollanda ünvan için çirkin futbol oynamayı tercih etti. Ortaya koydukları oyun çirkin, adi, sert, anlaşılması zor, göz alıcılıktan uzak, hiç tarzı olmayan bir futboldu ve kaybetmeyi hakettiler. Onlar anti futbol oynadılar".

Yukarıdaki sözler Hollanda'nın İspanya karşısında ortaya koyduğu oyun için Sarı Fare'nin düşünceleri. Total futbolu ve 35 yıldır dünya futboluna damga vurdukları o güzel tarzı terketmelerine haklı olarak en çok Cruyff sinirlenmiş. Ve bu futbolu eleştirecek biri varsa bu en çok onun hakkı.

Çizgi Halindeyken Yakalananlar


Defansın çizgi halinde yakalanması bu olsa gerek. Fotografa Dünya Kupası'ndaki kader çizgileri çok iyi yansımış.

Futbol Güzel Oyun

Gördüğüm en güzel futbol fotograflarından biri. Yer: Camps Bay, G.Afrika, tarih: Haziran 2010.

Iniesta'nın Mesajındaki Anlam


Final maçında 117. dakikada attığı golü Jarque'ye ithaf eden Iniesta'nın aslında Jarque'nin çok yakın arkadaşı olduğunu biliyor muydunuz? Barcelona'da oynayan İspanyollar arasında nadir Katalan kökenli olmayan oyunculardan biri Iniesta.

Jarque ile U-19'da beraber aynı dönemde forma giymişler ve Avrupa Şampiyonu olmuşlardı. Yollar ayrıldı ama arkadaşlık devam etti. Espanyol ile olan rekabette belki de iki kulübün birbirine en çok yaklaştığı dönemdi Jarque'nin ölümü.

Socrates'e Göre Pele mi Maradona mı?

Diego Armando Maradona için 2010 Dünya Kupası bir hayalkırıklığı mı? Kimine göre evet kimine göre ise hayır. Buna en iyi cevabı Arjantinliler Milli Takımlarını şampiyon gibi karşılayarak verdiler.

Eski bir futbolcu ve yeni bir teknik adam için inanılmaz bir güvenoyu. Yıllardır Pele ile kıyaslanıp futbolseverler tarafından tüm zamanların en iyi oyuncusu ünvanı verilmiş küçük dev adam bir kez daha taçlandırıldı. Futbolun güzel tarafı da bu aslında. Kahramanlar yaratıp daha sonra onları ilahlaştırmak. Aynı şeyi Brezilyalılar da yapıyorlar. Pele sözkonusu ise onu Maradona ile kıyaslamak abesle iştigal. Onlara göre yeni neslin Pele'yi izlememiş olması en büyük etken Maradona'yı daha büyük futbolcu ilan edenler arasında. Ama Brezilyalılar tarih yalan söylemez ve Pele'nin başarıları ortada savının arkasındalar.

Arjantinli ya da Brezilyalı olunca ister istemez tarafsınız. Dünyanın geri kalanı da aynı aslında. Dün daha önce birkaç kez yayınlanan bir belgeseli izledim NTVSpor'da. Ezeli rekabetler ele alınıyordu ve bu bölümde milli takımlar konu edilmişti: Brezilya ve Arjantin.

Daha önce göz ucuyla izlediğim bu belgeseli bu sefer saniyesi saniyesine takip ettim. Ve bence Pele mi Maradona mı tartışmasına bugüne kadar getirilmiş en güzel yaklaşımı Socrates'ten yani futbolun gelmiş geçmiş en büyük filozofundan dinledim. Socrates'e göre her ikisinin de yaklaşımları birer ego gösterisi ve tarih boyunca Pele mi yoksa Maradona mı daha büyük futbolcu sorusunun cevabı olmayacak.

Farklı dönemlerde oynamış iki futbolcuyu karşılaştırmak bile saçma diyor Socrates. Her dönemin farklı koşulları var ve her dönem kendi yıldızını bu koşullar altında çıkarıyor. Yoksa yaptığımız iş de yani futbol öyle ahım şahım bir iş değil. Ne Maradona ne de Pele bir Einstein değil dünyamız için. Zaten Socrates'e göre ikisinden de büyük olan bir Arjantin ve Brezilya var.

Tam bir Socrat yaklaşımı. Bu tartışmaları yapıyor olmak her zaman zevkli olacak. Tıpkı bugün Messi mi Maradona mı diyenler gibi. Ama bir tek gerçeklik var ki o da her futbolcunun kendi dönemi içerisinde değerlendirilmesi gerekliliği. Ve her futbolsever için eminim ki jenerik bu isimler dışında daha özel olan kahramanlar var. Mesela benim için Romario Pele ve Maradona'dan daha özel, her zaman kalbimin derinliklerinde.

Yine de Socrates'in söylediklerin en doğrusu. Her oyuncu kendi döneminde güzel ve onları karşılaştırıyor olmak büyük haksızlık.

12 Temmuz 2010 Pazartesi

İspanya Şampiyonluğu Kutluyor

14:30 sularında Madrid'e indiler uçakla ve gelir gelmez şampiyonluğu kutlayan halkla kucaklaştılar desek yeridir. Önce Kral ve ailesi ziyaret edilerek kupa takdim edildi.

Sanki birkaç gün önce sokağa dökülen ve ayrılıktan sözeden yüzbinler bugün milyonlar olup Katalan ve İspanyol kardeştir diye bağırıyordu. Futbol bir ulusu sokağa döktü ve o ulus belki sadece bugün için bile olsa tek yürek oldu. Tıpkı Barca'lı Iniesta'nın  şampiyonluk golünü Espanol'un ölen futbolcusu Jarque'ye adaması gibi.

İspanya doya sıya şampiyonluğu kutluyor ve bize ekran başında imrenerek bakmak düşüyor.

2010 Dünya Kupası'nın En İyi Onbiri

Macarların altın kadrosunu koyduk fotograf olarak ama yazımızın konusu bu Dünya Kupası'nın altın onbiri. Klasiktir her organizasyon sonrası yapılır ki burada yeralan isimler de benim Dünya Kupası onbirimdir. Klasik bir 4-4-2 olarak kabul edebilirsiniz bu onbiri.

Kaleci:
Casillas açık ara bu pozisyonda tek geçilir. Yaptığı hayati kurtarışlar bir yana sırf Hollanda maçı sonrası canlı yayında röportajda Sara'yı öpüşü bile bu listede yeralması için yeterli nedendir.

Defans:
Sağında Ramos, solunda ise Lahm (sağa niye koymadın diye hiç tartışmayalım, iki ayağını da kullanabilen Alman'ın ne sırf bu yüzden ismini çizmeye elimiz varmaz, ne de bu performansını solda koyamayacağı anlamına gelir) turnuva boyunca oyunun her iki yönüne kattıkları değerle ilk onbire girmeye hak kazandılar. Göbeğe de Puyol'un yanına Friedrich yakışır gibime geliyor.

Orta Saha:
Hiç kuşku yok ki Xavi ve Iniesta'sız bir orta saha düşünülemez. Kanatlara ise Robben ile birlikte Thomas Müller'i koyduk mu orta sahanın da hakkını vermiş oluruz.

Forvet: Forlan ve David Villa isimlerini yazdığımızda karşımıza kusursuz onbir çıkıyor.

Klose, Mesut Özil, Van Bommel, Sneijder, Pique, Lugano, Gyan, Neuer, Vittek, Dempsey benim nazarımda başarılı bir turnuva geçirerek bu kadroyu zorlayabilecek isimler oldular.

Kazanan Cruyff Oldu

Ne yalan söyleyeyim Hollanda'nın şampiyon olmasını hiç istemedim. Total futbolun mirasını yiyerek sempati kazanan ama aslında 82 model İtalya ya da 2002 model Almanya'nın daha hızlı atağa çıkan orta sahada Sneijder, sağ kanatta ise Robben'in üst düzey performansları dışında ortaya futbol adına güzellikler koyamayan bir takımdı Portakallar.

Ve Hollanda şampiyon olsaydı önceki yazılarımda da belirttiğim gibi Cruyff'lu, Gullit'li, Bergkamp'lı jenerasyonların oynadığı futbola yani son 30 yılın Hollanda'sına ayıp olurdu. İspanya ise Euro 2008'deki kadar üst düzey değildi belki de. Bunda özellikle Torres'in formsuzluğu etkendi. Bir de Silva'nın yerine Busquets'in kadroya monte edilmiş olması oyunun savunma yönünü de ciddiye alan bir takım görüntüsü veriyordu. Ama Barcelona modeli yine tıkır tıkır işledi sahada.

120 dakika boyunca Hollanda kupayı alabilecek şansları yine Sneijder'in yaratıcılığı ve Robben'in rüzgarın hızını geçen driblingleri ile yakaladı. İspanya'yı sert futboluyla çok hırpaladı ki Howard Web bana göre iyi bir maç yönetmesine rağmen biraz toleranslı davrandı Hollandalı oyunculara. İspanya ise Pedro'dan Almanya maçındaki verimi alamazken Villa da yeterli performansı gösteremedi ve rakip defans bloğu içerisinde kayboldu.

Maçta sihirli dokunuşlar Del Bosque'den geldi. 60'ta Pedro - Navas değişikliği oyunu İspanya lehine çevirdi. 87'de oyuna Xabi Alonso'nun yerine giren Fabregas orta sahaya dinamizim kazandırırken o dakikaya kadar sertlikten yılan Xavi'ye de nefes aldırdı. Zaten geç gelen kırmızı karttan sonra da İspanya maçı bağıra bağıra alan taraf oldu.

Biri çakma biri gerçek iki Cruyff ekolü vardı sahada. Ve kazanan bu ekole ihanet etmeyen aksine sıkı sıkı bağlananlar oldular. İspanya sonuna kadar haketti ve futbol tarihinin altın dönemlerinden birini yaşattılar futbolseverlere. Eminim ki bundan 20 yıl sonra tıpkı 74 ve 78'deki Hollanda gibi muhteşem bir İspanya vardı diye konuşacağız.

Casillas da Dünya Kupası'ndaki performansı ile dünyanın en iyi kalecisidir artık. İspanya'nın ihtiyacı olan anlarda yaptığı kritik kurtarışlarla takımı taşıyan isim oldu. Forlan ile birlikte altın topu kazanabilirdi ama turnuvanın en iyi kalecisi seçilmekle yetindi.

2010'un ve Dünya Kupaları'nın en unutulmaz anlarından birine de imza attı. Iniesta golü attığında gözlerinden dökülen yaşlar muhteşemdi. Ve Iniesta tarafından Dani Jarque'ye adana şampiyonluk golü de unutulmazlar arasında yerini aldı.

Hüzün ve Sevinç: İspanya Şampiyon

11 Temmuz 2010 Pazar

Pepe Reina'nın Yediği En Güzel Gol

Ne Goldü Be...

Genelde hep gölgede kalır ama Dünya Kupalarının üçüncülük dördüncülük maçı hep bol gol ve zevkli maçlar vaadederler. Uruguay ile Almanya'nın karşılaşması da böyle oldu.

Uruguay'ın ideal onbiri ile yeraldığı, Almanlar'ın ise Thomas Müller'in dönüşüne rağmen özellikle hücum hattında Podolski ve Klose'nin olmayışıyla klasik düzenini bozmak zorunda kaldığı bu karşılaşmada Uruguay kalecisi Muslera yan topa hatalı çıkmasa maçın çehresi daha da farklı olabilir ve hiç kimsenin ummadığı bir sonuç karşımıza çıkabilirdi.

Nitekim oyunun genelinde de daha net pozisyonları bulan ve cömertçe harcayan bir Uruguay izledik. Almanya da Uruguay da bu kupanın sürpriziydiler ve zevkli bi maç izlettiler biz futbolseverlere. Hele Uruguay'ın Hollanda maçında olduğu gibi son saniyelerde acaba 3-3'ü yakalarlar mı diye yarattığı heyecan maçtan aldığım zevki iki kat artırdı. Ama 2010'dan hafızamda kalacak en güzel karelerden birine ayrıca şapka çıkarmak lazım. Forlan ne gol attı diye yıllar boyunca konuşacağız.

Nitekim Forlan ne gol attı be...

9 Temmuz 2010 Cuma

Taşları Yerine Oturtan Transfer

Arnavut adam inatçı olur, kavgacı olur, yenilgiyi kabul etmez. İsyan edendir her zaman ki Lorik Cana'nın her hücresine yansımıştır bu durum. Genetik sonuçta biliyorum ben de yarı Arnavut'um.

Galatasaray Keita ve Dos Santos'un yokluğunu arayacak mı diye taraftarlar endişe ededursun, bir tarafta da Haldun ağabeylerine ağıtlar sürerken hiç de fena işler yapılımıypor aslında sarı kırmızılılarda. Öncelikle Elano'nun yeri bellidir artık. Brezilya Milli Takımı'nda ne oynuyorsa onu oynayabilir zira sağ kanadın kralı artık Elano'dur. Solda Arda'nın ileri uçta da Milan Baros'un olduğu bir Galatasaray'da Cana gibi bir savaşçının orta alana monte edilmesi akıllı bir iş olsa gerek.

Bu yıl yeniden şekillenen Galatasaray'da bir iki küçük rötuş eğer geçen sezon Baros'un yaşadığı uzun dönemli sakatlık gibi bir şanssızlık yaşanmazsa bana göre ligin en seyir zevki yüksek takım kurgusunu yaratır. Bu noktada Galatasaray'ın biri orta saha biri de forvet hattı olmak üzere yapacağı iki transferle kadroya katacağı derinlik TSL için yeterlidir.

Bir diğer konu ise saha içerisinde kaptan olmasından dolayı fazlasıyla Arda'nın üzerine yıkılan liderklik konusunun Lorik Cana'nın gelişiyle paylaşılacağı gerçeğidir. Steve Bruce'un ağzından şu ifadeleri vermek yeterli onun Galatasaray'da neler yapabileceğini göstermek için: "Lorik'in oyun anlayışı ve yaklaşımını görünce onu kaptan yapmamamız kadar doğal birşey düşünülemezdi".

8 Temmuz 2010 Perşembe

Dünya Kupası'na Değişeceğim Tek Şey























İngiltere'nin tam bir hayalkırıklığı yaşadığı Dünya Kupası'nda en büyük sıkıntı aslında Rooney'in tam hazırlanamadan sakatlık sonrası forma giyiyor olmasıydı. Üç insanı sırtına alıp götürecek güce sahip adam üç metreye pas veremez haldeydi.

Böyle olunca da İngiltere pozisyon üretemez bir hale geldi. Rooney için de bir yıkım olsa gerek bu Dünya Kupası. Yaşlanan kadronun bundan sonra tek bir şansı var o da Euro 2012. Orada herşey yolunda gidebilir. Kupa sonrası Barbados'ta ailesiyle tatil yapan oyuncu içinse herşeyden daha önemli paha biçilemez olan ise küçük oğluyla geçirdiği zaman olsa gerek.

Dünya Kupası'nı kaldırmak büyük mutluluk, denizde oğlunu havaya kaldırıp sevmek paha biçilemez.

Paco Gonzalez & Camacho

Paraguay maçında Real Madrid'in efsanevi kaptanı ve eski Milli Takım Teknik direktörü Camacho'nun maçın spikeri Paco Gonzalez ile olan gol sevincini herkes izlemişti. Almanya maçındaki sevinçleri de Paraguay maçını aratmıyor. Paco'nun Camacho'yu yumrukladığı ana dikkat.

Güzel Oyun Kazandı

Demek ki futbol 22 oyuncu ile oynanan ve topun bir o kaleye bir bu kaleye gidip sonunda Almanlar'ın kazandığı bir oyun değilmiş. Zira dün akşam topun İspanyol kalesine gitme sayısı bir elin beş parmağını geçmez ki onlarda sadece Kroos'un vuruşu etkiliydi. O topta da Casillas üzerine düşeni yaptı.

Maçtan önce favori hale gelen Almanya turnuva başından beri rakipteyken alanı daraltan ve topu kaptığında hızla rakip kaleye inen oyununu Thomas Müller'in yokluğunda bir de karşısında İspanya olunca aynı düzeye taşımanın çok uzağında kaldı. İspanya ise bugüne kadar turnuvada Euro 2008'deki ışığı verememişti. Hatta Paraguay maçında elenmenin eşiğine geldiler. Ama dün akşam vites yükselttiler ve bunda formsuz Torres'in kenara alınıp oyuna David Villa'nın ileride başlaması yeterli oldu.

Almanya 2010'dan çok hoş bir tat bıraktı ağızlarda. Ama artık assolist sahne almış gözüküyor. Devir İspanyol futbolunun devri ve Dünya futbol tarihi adına belki de en güzel devirlerden biri. 2010'da eğer bir terslik olmazsa güzel oyun kazanmış olacak ve bunu en iyi yapan da açık ara İspanyollar.

Galiba İspanya'nın çıldırtıcı pas trafiğine dayalı oyununu 2012'de, 2014'te sürdürebilecek varisleri de Almanlar. Şimdilik usta kazandı, çırak ise iyi yolda.

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Teşekkürler Uruguay, Teşekkürler Suarez

Hollanda finalde ama Hollanda benim izlediğim bugüne kadar ki en sıkıcı Hollanda. Ve yarıfinalin bu ilk ayağına da bugüne kadar çok iyi maçlar yöneten Özbek hakem triosunun hataları damga vurdu. Tıpkı Arjantin'in Meksika'yı geçtiği maçtaki gibi.

Uruguay adına oyun stratejisi eksikleri de gözönüne alındığında mükemmeldi. Ama bu strateki oyun içerisinde birkaç kez sekteye uğradı. İlk yarıda hesapta olmayan Van Bronchost'un muhteşem füzesiydi ki bunun dışında pozisyon vermedi Uruguay rakibine. Bir de hakemin Cavani'nin pozisyonuna kalkan hatalı ofsayt bayrağı var ki aynı hakem maç 1-1 giderken Van Persie'nin aktif alanda Sneijder'in şutunda Muslera'nın görüş alanını kapatmasını es geçerken maç 3-1 iken Cavani'nin ofsayt olmayan pozisyonu yine bayrakla kesildi.

İşte tüm bu etkenler stratejiyi zora sokarken Uruguay'ın final şansını da elinden aldı. Uruguay'da birkaç tane üst düzey, hakikaten birinci sınıf oyuncu var. Bunlardan Suarez yoktu ve olsaydı çok şey değişirdi. Ama Forlan sahadaydı ve vasat da gözükse elinden geleni yaptı. Gargano Gattuso'nun daha teknik olanı ve oyun görüşü daha gelişmiş hali. Maçta ibreyi Uruguay adına çeviren de onun hollanda'nın defanstan her çıkışında yaptığı müthiş pres ve kaptığı toplar oldu aslında. Gargano 25 yaşında ve Napoli'de oynuyor. Geçen sene Serie A'yı çok yakından takip etmedim ama bu maçtaki oyunu bile iyi bir referanstır. Defansı solunda ise Fucile'nin yokluğunda Cacares Robben karşısında çok başarılıydı. Godin Lugano'nun yokluğunda partneri olmadan da defansı iyi yönetti. Ve Lugano bu turnuvada kesinlikle 1. sınıf bir defans oyuncusu olduğunu kanıtladı.

Hollanda'nın özeti ise yarıfinale gelen diğer üç takım gibi takım oyunu oynuyor olması. Ama vasat bir defans hattı var. Ve yine turnuvaya gelen birçok takımdan daha kötü bir forvet hattına sahipler. Ama defansın önünde Van Bommel, orta sahada Sneijder ve kanatta Robben takım oyunu içerisinde takımı sırtına alıp taşıyan isimler aynı zamanda. Hollanda bu takımla Dünya Kupası'nı kazanırsa bu ne futbolda bir devrim ne de başka bir değer taşır gözümde. Hatta Cruyff'lu ve sonrasında Gullitli, devamında da Bergkamplı jenerasyonun Dünya Kupası kaldıramayıp bu takımın kaldırması futbola ihanet olur benim nazarımda. Tıpkı Yunanistan'ın Avrupa şampiyonu olması gibi. Tabi ki Holanda Yunanistan değil ve bu kadro bile o Yunanistan'dan birkaç gömlek üstün ama bu yukarıda sıraladığım gerekçeleden dolayı başarı için yeterli değil.

Bu 90 dakikanın sonunda Uruguay'ı finalde görmek isterdim ama olmadı. Sırf yarı finalde ortaya koydukları istekli oyun ve maçta hiç geri adım atmamaları bile onları finalde izlemem için yeterliydi. Üstelik Almanya - İspanya eşleşmesinden kim gelirse gelsin benim için daha zevkli bir final vaadediyordu G.Amerikalılar.

Olmadı...Suarez'in eli yarıfinale taşıdı ama yarı finalde onun ayaklarına ve iyi bir maç yönetimine ihtiyacı vardı Uruguay'ın.

6 Temmuz 2010 Salı

Ya Çizginin İçindesin Ya da Dışında

Bu fotografa bir de şu başlık olabilirdi: "İkimiz ayrı dünyaların insanlarıyız".

5 Temmuz 2010 Pazartesi

Güiza'dan Parmak

Bir adama değerinin on katı parayı öder başınıza kral yaparsanız gün gelir o adamın orta parmağı basına, sonra taraftara sonra size kalkar.

Olayın iç yüzünü bilmiyorum, belki bir basın mensubu ya da muhabir tahrik etti İspanyolu. Peki yapılacak iş nedir? Gider ilgili personele bildirirsiniz ve o adam bir daha antremana giremez.

Olayın Güiza ne kadar faydalı oldu, Fenerbahçe için ne yaptı boyutunu hiç sorgulamayalım. Sadece Alex gibi bir beyefendi ile aynı takımda yabancı kontenjanından bir yer açmak bile Fenerbahçe yönetiminin günahıdır.

Tanrı Evine Döndü

Arjantin halkı Tanrı'ya ve onun takımına sevgisini gösterdi. Peki ya Arjantin şampiyon olsaydı ne olurdu düşünebiliyor musunuz? Futbolun tanrısı olmak böyle birşey olsa gerek. Asla karşı gelemiyorsunuz.

Karizma Tepetaklak

Dünya Kupası herhalde en çok onun karizmasını vurdu. Geleceği yazacağım derken karizma tepetaklak oldu.