Ezeli Rekabet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ezeli Rekabet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Nisan 2009 Pazar

Gol Sevinci

Önce Palermo, sonra Gallardo yaşadı gol sevincini. İkisinin de sevinci görülmeye değerdi. Tabi Palermo golünü attıktan sonra vücudundaki tüm dövmeleri sergileyince hakemden sarı kartı da gördü.



Boca - River Derbi Maçı Notları



Bombonera'da maç öncesi yine binlerce konfetiyi havada uçuşurken gördük, hem ilk yarının başında hem de ikinci yarı başlarken. Sahayı ne kadar temizlemeye çalışırlarsa çalışsınlar maçta konfetilerin çimlere karıştığı bir ortamda oynandı.



Her iki takımda maç içerisinde üstün bir oyun sergileyemedi. Riquelme'nin yokluğunda ki, Riquelme birkaç gün önce verdiği demecinde ağrılarının olduğunu ancak oynayacağını belirtmişti, Boca organize olmakta sıkıntılar yaşadı. Nitekim ilk 45 dakikada pek de pozisyon namına birşey göremedik. Boca'nın maçın başında karşı karşıya kaçırdığıbir pozisyon ve River'ın kafa şutu dışında her Boca River maçında olduğu gibi bir topa birkaç futbolcunun birden girdiği bir mücadele vardı sahada.
İkinci yarıda ise bu görüntü 60. dakikaya kadar devam etti. Martin Palermo Rodrigo Palacio'nun ceza sahasının sağ çaprazından verdiği pasta topu sağ ayağının içi ile ters tarafa alıp ceza sahası yayının önünden sol ayağı ile vurduğu şutla golü buldu. Palermo maç öncesinde gol sözü vermişti ve bu sözünü unutulmayacak bir Superclasico golüyle yerine getirdi.


(Maç anısı: Gallardo'nun golünü hissettim ve şutu vurunca hemen bir print screen yaptım. Derbiyi İstanbul'da laptop'ı açıp evinden izleyince bu kadar oluyor ama bu derbini de anısı Gallardo'nun golünü ölümsüzleştirmek oldu)

9 dakika sonrasında River Plate'in kazandığı frikik vuruşunu Gallardo Abondanzieri'nin sağından mükemmel bir vuruşla ağlara gönderdi. Böylece her korner vuruşu öncesi kendisine iyi dileklerini sunan Boca seyircisine cevabını sahada vermiş oldu.
Sadece bu iki gol için bile Superclasico'yu izlemeye değer olduğunu söyleyebilirim. Maçın hakkı beraberlikti, 119 galibiyeti olan Boca ve 104 galibiyeti olan River böylece 101. beraberliklerini almış oldular 324. randevuda.
Maçın Golleri:


Los Puercos Gallinas'a Karşı


Derbiyi ti'ye alan güzel bir karikatür: Soyunma odasında River Plateli futbolcu tavuğun butunu götürürken, Boca teknik direktörü Carlos Ischia küçük domuzcuğuna masaj yapıyor. Bildiğiniz gibi River taraftarları Bocalılara los puercos yani domuzlar, Bocalılar ise River Platelilere gallinas yani tavuklar derler.

Rekabetin Diğer Yüzü


18 Nisan 2009 Cumartesi

Boca - River



Superclasico öncesi River'ın Clausura'da 9 maçta 4 galibiyeti 3 beraberliği ve 2 yenilgisi var. Bu sonuçlarla dördüncü sırada. Boca Juniors'ın ise 3 galibiyete karşılık 2 beraberlik ve 4 yenilgi aldığını görüyoruz. Onlar da onbirinci sırada yeralıyorlar.

On beşinci Superclasico maçına çıkacak olan Riquelme'nin bugüne kadar oynadığı maçlarda 6 galibiyeti, 6 beraberliği ve sadece 2 yenilgisi var. Derbilerdeki deneyimli oyuncu bir dönem adı sıkça Galatasaray ile anılan Gallardo'ya dikkat etmeleri gerektiğini belirtiyor. Riquelme'nin geçen haftadan ağrıları devam ediyor ancak yarın maçta oynaması çok yüksek ihtimal.



Superclasico'nun bir başka tecrübeli ismi Palermo ise oldukça iddialı gözüküyor. 35 yaşındaki futbolcu Bonbonera'da mutlaka gol atacağını söylüyor. Bu onun son Superclasico maçı olabilir. Palermolu Boca döneminin artık sonuna geldiğimizi söyleyebiliriz. Ben onu hep transfer söylentileri ve bir maçta üç penaltıyı kaçıran adam olarak hatırlayacağım.

Bugüne kadar yaşanan en kritik derbi maçı değil ama en nihayetinde bir Boca-River mücadelesi. Herman Soro'nun dediği gibi futbol bu diyarda bir ölüm kalım mücadelesi. Ve bir Arjantinli'nin mutlu olması ancak o hafta takımının galip gelmesine bağlı. Hele ki tuttuğu takım Boca ya da River ise.

Maçın oynanacağı gün hava sıcaklığının 19 dereceye kadar çıkması bekleniyor. Parçalı bulutlu bir hava hakim olacak tüm güne. Son maçları biraz tatsız tuzsuzdu ama yarın futbola uygun hava koşullarında iki takımda ligdeki durumlarını da gözönüne alarak kazanmak için oynayacaklar. Bol gollü bir maç izleyebiliriz gibime geliyor. Maçı NTVSpor Pazar akşamı saat 21:00'dan itibaren naklen yayınlıyor.

17 Nisan 2009 Cuma

16 Nisan 2009 Perşembe

Derbinin Faturası Ağır Oldu


Cezalar havada uçuştu, Fenerbahçeli ve Galatasaraylı futbolcularla birlikte Adnan Polat da maç sonrası yaptığı açıklamaları pahalıya ödedi.

Lugano: 5 maç

Arda, Semih ve Volkan: 3 maç

Sabri ve Emre Aşık: 2 maç

Adnan Polat: 45 gün hak mahrumiyeti

Galatasaray: 1 maç seyircisiz ve 1 maç saha kapama

Bence adaletli bir dağılım olmuş. Umarım tahkime gidilip cezaların düşüşüne göz yumulmaz.

14 Nisan 2009 Salı

Galatasaray - Fenerbahçe: Derbinin Ardından

Maçı baştan sona kadar tekrar izledim sakin kafayla. Bu maçın bu noktaya geleceği belliydi. Maç sonrası yazdığım yazıdaki fikirlerim de çok değişmedi. Galatasaray daha stresli başladı maça, Fenerbahçe de zaman ilerledikçe rakibinin çizgisine geldi.
Tüm basına 0-0 biten maç sonrası iyi malzeme çıktı. Futbol unutuldu, unutmayanlarda zaten ortada futbol olmadığını söylediler. Gözlerime inanamıyorum izlerken, sonra da okuduklarıma. Performans olarak düşmelerine rağmen sahada müthiş bir mücadele gördüm ben. Bir maçta gol olmaması, pozisyon azlığı o maçın mücadele yönünün zayıf ve sıkıcı olduğunu göstermez ki.

Gelelim dünyaya rezil olduk geyiğine. Bu derbiyi dünya izlemiyor ki diyenler şimdi rezil olduk edebiyatı yapıyor. Olayları ben de tasvip etmiyorum ama geçen haftasonu Lazio-Roma derbisi vardı orada çıkan olaylar neydi peki? Sanırsınız ki hiç olaylı maç izlemedik Şampiyonlar Ligi'nde. Bu maçı provake edenler vardı kabul, tıpkı Sabri gibi, Emre gibi, Lugano gibi... Ama bu maçın sonunda çıkan olayların bir rezillik olduğunu göstermez. Biz bu adamlardan örnek modeller olmasını beklemiyoruz. Onlara biçtiğimiz rol giydikleri formanın içerisinde birer oyuncudan öteye de gitmemeli. Yoksa kendimizi kandırırız.

İlk kez bir Dünya Kupası eleme grubuydu yanılmıyorsam Türkiye-Finlandiya maçını izlemiştim Ali Sami Yen'de. O zaman merdivenlerden yukarı çıkarken tuvaletler kokuyordu. O zaman çatı vardı sanırım kapalıda. O çatı hala nasıl yıkılmadı anlayamıyorum. Üzerinde bir ordu tepindi bugüne kadar. Utanacaksak bundan utanalım diyeceğim ama biz İspanya karşısına en son bu stadta çıkmadık mı?

O zaman bu neyin utancı anlamıyorum. Olay kötü, olay vahim ama hepsi saha içinde oldu ve bitti. Sırf malzeme çıkarmak adına felaket tabloları çıkarmanın anlamı yok. Fotograf olarak Semih ve Arda'yı koydum. Kimsenin aklına gelemeyecek iki adam birbirinin gırtlağını sıktılar. Onları içiniz rahat bir şekilde ayıplayabiliyor musunuz? Ben yapamıyorum çünkü olayların bir şekilde bu yöne kaydığını düşünüyorum. Oysa ki en hararetli itiş kakış onlar arasında yaşandı.
Ama yaşandı ve bitti, onlar da derslerini aldılar. Daha fazla tantana yapmanın bir alemi yok.

13 Nisan 2009 Pazartesi

As Gazetesi'nde Olaylı Derbi

Başlık Galatasaray-Fenerbahçe maçında olaylar olarak veriliyor. Aşağıdaki linkten fotografları görebilirsiniz.



http://www.as.com/futbol/fotogaleria/incidentes-galatasaray-fenerbahce/dasftb/20090412dasdasftb_1/Zes

La Stampa'da Galatasaray-Fenerbahçe Maçı

La Stampa'nın haberi

İstanbul'da Türklerin büyük maçı kavga ile bitti.


http://www.lastampa.it/multimedia/multimedia.asp?p=1&IDmsezione=63&IDalbum=16981&tipo=FOTOGALLERY#mpos

İnce Kırmızı Hat



İnce Kırmızı Hat Terrence Mallick'in yönettiği filmler arasında sinema şaheserleri arasında yerini almıştır. Öykü, savaşın ötesinde, hayatta kalmaya çalışan, korkunç stres altındaki insanların aralarında gelişen güçlü bağların arasında dolaşır.

Dün de 90 dakika boyunca maçtan öte oyuncuların üzerine yüklenen stresin takım olma ruhunu güçlendirirken ligde hayatta kalma mücadelesinin nelere sebep olduğunu izledik. Bu baskı gözönüne alındığında hiç de kolay geçmeyeceği belliydi Galatasaray-Fenerbahçe derbisinin. Kuşkusuz her iki takımda maça 3 puan almak için çıktılar ama birer puanla ayrılacakları iyice belli olunca sigortalar attı.

4-4-2 dizilişinde her bölgede karşılıklı bir mücadele ile geçti 90 dakika. Oyunun özellikle ilk yarım saatinde Galatasaray rakip sahada yaptığı presle oldukça etkili oldu. Ama bu etkinliği pozisyona dönüştürdüğü söylenemez. Fenerbahçe ise orta alanın ortasında oynayan Emre ve Selçuk'un geri dörtlünün arasına iyice gömülmesi ile hücuma çıkmakta ciddi sorunlar yaşadı bu bölümde.



Galatasaray'ın temposu azaldıkça, Emre de defansından dönen topları toplayıp birkaç kez oyuna iyi servisler gerçekleştirince Fenerbahçe de oyundaki dengeyi kurma fırsatını buldu. Ama bundan önceki maçlardaki en büyük silahı sağ ve sol savunma oyuncularının hücuma katılımı gerek rakibin baskısı gerekse Gökhan Gönül'ün maçın hemen başında sakatlanması sonucu sekteye uğradı. Böyle olunca da daha çok Semih'e ve Güiza'ya atılan uzun toplarla fırsat aradı Fenerbahçe. Buna karşılık Galatasaray'ın sağdan Sabri ve Kewell ile soldan ise Arda ile yaptığı tüm girişimler rakip ataklarda kendi ceza sahasına gömülen Fenerbahçe karşısında etkili olmadı.

Ciddi diyebileceğimiz 3-4 pozisyon sayabiliriz, bu anlamda da her iki takımın defansı başarılı bir maç çıkardılar. Ama oyunun gerginliği maç içerisinde hat safhada hissedildi. Galatasaray çok baskılı gözüktüğü dakikalarda dahi baskılı oynamayı telaşla karıştıran ve hiç de sakin bir ruh halinde olmayan bir çizgide idi. Rakibine göre Arogones'in deyimiyle kalbi sıcak ama beyni soğuk oyuna başlayarak daha kontrollü gözüken Fenerbahçe ise dakikalar ilerledikçe konrolünü kaybederek aynı çizgiye geliverdi.



90 dakika boyunca bana göre maçın en iyisi aslında genelde hakem olarak tarzını beğenmediğim Fırat Aydınus'tu. Yükselen tansiyonu oyuncularla devamlı konuşarak düşürmye çalışmasını çok yerinde buldum. Her pozisyonu anlattı, her pozisyonda futbolculara sıcak davranarak olası olayların önüne geçmeye çalıştı. Maç içerisinde tabi ki hatalı kararları oldu ama genel performansı ile bana göre başarılı bir yönetim gösterdi. Yardımcı hakemler için de aynı görüşe sahibim.




Hakem triosunun başarısına rağmen Lugano'nun hareketi ile başlayan olaylar aslında saha içerisinde barut gibi olan futbolcuların arasında sadece kibriti çakmak oldu. Öyle ki Arda ve Semih gibi iki beyefendi oyuncuyu birbirilerinin yakasına yapışmış halde buluverdik. Üstelik maç boyunca her türlü çirkinliği sergileyen Sabri ve Emre de diğer tüm futbolcuları ayırmaya çalışanlar arasında başroldelerdi. Yani neresinden bakarsanız garip bir olaylar silsilesini de maçın son dakikasında yaşattı bu derbi.

Üzerine çok şey yazılıp çizilecek, derbinin kara günü denecek. Ama ben bunlara çok fazla girmeyeceğim, çünkü bu futbolculara bu stresi biz yüklüyoruz. Taraftarıyla, yöneticisiyle, medyasıyla dün kaybedenin ligden düşeceği bir maç atmosferini yarattık. Onlar da ince kırmızı hattın arkasına düşüverdiler ister istemez. Hem de ikisi birden...

Belki ironik ama ezeli rekabet ebedi dostları!!! burada da ayırmadı birbirinden.

12 Nisan 2009 Pazar

Galatasaray - Fenerbahçe


Var mısın, yok musun maçı birçoğunun gözünde. Dünyanın kaçıncı büyük derbisi olduğu benim umrumda değil. İslam Çupi'nin dediği gibi Fenerbahçe'nin büyüklüğü tarif edilemez. Galatasaray'ın da.

İstediğiniz kadar inkar edin Avrupa'da şampiyon olmak kadar önemli taraftarlar arasında bu maçın galibi olarak ayrılmak. Her Galatararay-Fenerbahçe maçı Şampiyonlar Ligi finali gibi. İsterse tarihlerinde ilk defa ikisinden biri ilk sıralarda yeralmasın. İsterse ligin dördüncü ve beşinci sırasında olsunlar. Yine de bu sezonun en önemli iki maçından biri olma özelliğini taşıyor Pazar akşam ki Ali Sami Yen'de oynanacak Galatasaray-Fenerbahçe maçı. Diğeri ise Şükrü Saraçoğlu'nda oynanandı.

Herkesin bir yorumu var mutlaka. Benim yorumum bu 90 dakikanın galibinin ilk 45 dakikada belirleneceği yönünde. Galatasaray çılgınlar gibi saldıracak, Fenerbahçe kapanacak. Bu baskı ya Galatarasay'ın birkaç farklı üstünlük sağlamasına neden olacak ya da Fenerbahçe kontrataktan bu farkı yakalayacak. Bence herhalukarda bu maç berabere bitmeyecek. Kim kazanırsa kazansın bu sezon şampiyon da olamayacak. Yazının başında söylediğim gibi herkes var mısın yok musun maçı olarak görüyor ama bu sene ikisi de yoklar. Ben kendi adıma böyle bakıyorum ve o yüzden yarın daha da fazla çıkarmaya çalışacağım derbinin tadını.

19 Mart 2009 Perşembe

Boca - River Derbisi: Ölmeden Önce Mutlaka



Sema Tuğçe Dikici'nin Çarşı Bir Başka Taraftarlık adlı kitabı yayınlandı. Bu kitabı tüm D&R ve Kartal Yuvası mağazalarında bulabiliyorsunuz. Kitabın beni ilgilendiren bölümünde birkaç yıl önce http://www.futbolekstra.net/ adresinde yer verdiğim bir yazıdan alıntı olması. Bu yazı Boca Juniors-River Plate derbisi ile ilgiliydi. Şimdi bu yazıyı tekrar bloguma koymak istedim:

Birçok kez kaleme alındı ve birçok kez daha kaleme alınacak. Futbolcularıyla, taraftarlarıyla, kendilerine özgü formalarıyla ve bünyelerinde barındırdıkları futbol dokulu sosyal yapılarıyla bu yazıda daha önce yazılan yazılarda olduğu gibi ben de birkez daha futbol tarihinin gerçek efsanelerinden birine, bir spor olayına yer vereceğim.

Nisan 2004 tarihinde “The Observer” gazetesinde yayınlanan makalede ölmeden önce mutlaka izlenmesi gereken spor olaylarında liste başı olarak yeralıyor“ él Supérclassico” yani Buénos Aires derbisi. İşçi sınıfının ve varoşların temsilcisi Boca Juniors ile taraftar grubunu hali vakti yerinde olanların yani toplumun üst sınıfının oluşturduğu “Los Millionarios” lakaplı River Plate arasında oynanan maçlar bir futbol maçının çok ama çok ötesinde bir spor olayı. 25 Mayıs 1901'de La Boca'da River Plate kurulduğunda henüz Boca Juniors ortalarda dahi yoktu.



Hikayeye göre kulüp kurucuları bir karnaval gecesinin sonunda dinlenecek yer arayan bir atlı yük arabasının arkasında gördükleri kirli kırmızı şeritten esinlenip bunu beyaz forma üzerine kullanırlar ve bu kırmızı şeridin üzerine kulüp armasını da ekleyerek gelmiş geçmiş en özgün formalardan birini yaratmış olurlar. River Plate'in kurulmasından yaklaşık 4 yıl sonra. 3 Nisan 1905'te beş İtalyan göçmenin biraraya gelerek Boca'yı kurması ile ezeli rekabet te başlar. Boca renklerini Buenos Aires limanına demirleyen bir İsveç gemisinin renklerinden alır ve sarı-mavi formayı da böylece giymeye başlar.


Bir başka hikayeye göre her iki takım arasında kimin La Boca'da kalacağına karar vermek için bir maç yapılır ve kaybederek yer değiştirmek zorunda kalan River Plate olur. Kulüp önce Palermo'ya ardından da 1923'te şehrin kuzeyindeki Nunéz bölgesine taşınır. 1930'lu yıllara kadar yaşanan şanssız dönem –yerinden yurdundan sürülen acıların çocuğu River hikayesi- 1930'lu yıllarda kulübü Bernabé Ferreyra'nın satın alması ile değişir ve yazımızın başında belirttiğim gibi River Plate bu tarihten sonra “Los Millionarios” olarak anılmaya başlar. Bu olayla birlikte günümüze dek gelinen tarihsel süreç içerisinde artık her iki kulübünde hangi toplumsal sınıfları temsil ettiği kalın çizgilerle belirlenmiş olur. İki takımında dünya futboluna hediye ettiği futbolcular saymakla bitmez. Ama o futbolcular arasında biri var ki kimilerine göre gelmiş geçmiş en büyük futbol ilahı, Diego Armando Maradona'dır.


Hala Boca ve Arjantin Milli Takımının maçlarını formasını üzerine geçirip elinde kaşkolunu sallayarak ve şarkılar söyleyerek seyirci ile iç içe izleyen – bugün Pele, Platini, Beckenbauer ve daha birçoğu takım elbiselerle protokol tribünündedir- Castro'nun kadim dostu, Bush'un ve Birleşik Devletler'in can düşmanı olan ve cefakar futbol seyircisinin sevgilisi Maradona ile birlikte Juan Roman Riquelme, Carlos Tevez, Caniggia, Kily Gonzalez en başta sayılacak diğer futbol yıldızları. Bir dönem Oscar Cordoba'da bu kulübün formasını giydi ve “La Doce” yani “12. Oyuncu” lakaplı Boca taraftarının gönlünü kazandı. River formasını giyen gelmiş geçmiş en ünlü futbolcu ise Real Madrid forması da giyerek Avrupa'da kazanılamamış kupa bırakmayan Alfredo Di Stéfano'dur. Akla gelen diğer isimlerse bir başka efsanevi futbolcu Mario Kempes, Fenerbahçe'li taraftarların ağzına bir parmak bal çalıp giden Ariél Ortega, Juan Pablo Sorin, Hernan Créspo, Pablo Aimar. Daha devam etsek her iki kulüp içinde saymakla bitmez bu isimler. Ama bir de her iki kulübün formasını giyenleri hatırlatmak isterim, Gabriél Batistuta ve Caniggia gibi her iki takımın taraftarlarının da sahiplenemediği, benimseyemediği isimler.



Her iki kulübün başarılarına baktığımızda ligde daha başarılı gözüken River Plate'e karşı uluslararası düzeyde Boca'nın belirgin üstünlüğü göze çarpıyor. River Plate'in ulusal ligde 32 Lig Kupası'na, 1 Intercontinental Kupası'na ve 2 Libertadores Kupası'na karşılık, Boca'nın 23 Lig Kupası, 3 Intercontinental Kupası ve 6 Libertadores Kupası var. River Plate'in en son başarısı 2004'te ulusal ligde kazandığı şampiyonluk. Son yıllarda ise Boca'nın daha başarılı olduğunu biliyoruz. En son 2007'de Libertadores Kupası'nı tekrar müzelerine götürdüler.



Maçlarını 60.000 kişilik “La Bonbonera'da” yani “Çikolata Kutusu'nda” oynayan Boca, River deplasmanına gittiğinde 1978 Dünya Kupası finaline de evsahipliği yapan 65.700 kişilik “El Monumental'de” ağırlanıyor (Bazı kaynaklarda da 56.449 kişilik bilgisi var). River Plate'in stadyum kapasitesi daha fazla -bu sanırım zenginlerin kulübü olmaktan da kaynaklanıyor- ama Arjantinlilerin %40'ı Boca ve %32'si River Plate taraftarı olduğu için bu alanda da üstünlük Boca'ya geçmiş gözüküyor.

Gelelim bu iki takımın taraftarlarının birbirileri ile yaşadıkları saha dışı mücadeleye. Boca taraftarları rakip takımın taraftarlarına “gallinas” yani tavuklar ismini takmıştır. Onlara göre River taraftarları korkaklardan oluşur. Ama futbolun içine kattıkları şiddet duygusu gözönüne alındığında River Plate tribünlerindeki “Los Borrachos Del Tablon”, öz Türkçesi ile “Tribün Sarhoşları” en fanatik gruplardan biridir. River taraftarları Boca'lılara “los puercos” yani domuzlar der. Bu grubun maç öncesinde stada getirdikleri Boca sembolü olan kanaryaların kafalarını kopararak futbol teröründe ne kadar ileri gidebildikleri bilinen bir gerçektir. En bilinen olaylardan bir tanesi de 2-0 River Plate üstünlüğü ile sona eren bir maç sonrasında Boca'lı fanatiklerin 2 River Plate taraftarını öldürüp Buenos Aires'in boş duvarlarına “Artık maç 2-2” yazılarını yazmaları.



Bu derbi her haliyle hem sportif anlamda, hem tribün ve taraftar grupları açısından, hem de yaşanan ve yaşatılan futbol terörü ile toplumdaki farklı sınıfları karşı karşıya getiren en köklü rekabettir. Sadece kimin kimi kaç kez yendiğinden ibaret olmayan, saha içerisindeki skorun saha dışında birbirilerini öldürerek eşitlendiğini varsayma noktasına kadar getirilen bir spor olayıdır, hatta bundan da öte iki sınıfın birbirileri ile yaptıkları varolma ve üstün gelme mücadelesidir.

Ölmeden önce Buenos Aires'e yolunuz düşerse mutlaka izleyin ama yolunuz düşmese de en azından evinizde biranızı alıp yanında bir paket çerezle TV başına geçip seyrederek hissetmeye çalışın bu derbi atmosferini.