Avrupa'dan Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Avrupa'dan Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2012 Salı

Emre Atletico Madrid'te


32 yaşında olan bir futbolcunun değil Türk ya da başka bir milletten İspanyol dahi olsa Atletico Madrid gibi İspanya'nın başaltı ve önde gelen kulüplerinden biriyle sözleşme imzalaması başarıdır. Hele ki bu futbolcu kronik sakatlıkları nedeniyle kariyeri boyunca Avrupa'da tam anlamıyla performans gösterememiş biri ise büyük başarıdır. Aynı zamanda bir menajer başarısıdır. Öte yandan iyi bir Emre Atletico Madrid'te kadroyu zorlar. Yolu açık olsun.

Kulübün remsi sitesinden yaptığı açıklama için: http://www.clubatleticodemadrid.com/index.php

10 Mayıs 2012 Perşembe

Arda Turan


Galatasaraylılar ne kadar inkar etseler de onu çok arayacaklar, gençliğin verdiği coşkuyla bazen gereksiz de konuşsa çoğu zaman doğruların altını çizdi. Atletico'da ilk sezonunda şu tablonun içinde yeralıp ilkonbirin değişmezi olmak kolay değil. Zaten bunu bekliyorduk ve beklentileri fazlasıyla karşıladı. Ama bunda en çok o kültüre ayak uydurabilecek mental yapıya sahip olması etken oldu. Tebrikler Arda Turan.

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Juve Campione


Bu sezon hiç ama hiç takip edemedim ama dünya futbolunda Fenerbahçe'den sonra tek tuttuğum ve hastası olduğum takımın şampiyonluğu beni çok mutlu etti. Hoşgeldin yaşlı kadın, artık sahne yeniden senin.

5 Mart 2012 Pazartesi

İki Harika 90 Dakika


Haftasonu Süper Lig ve Premier Lig'de birbirine çok benzer iki maç vardı. Biri gol kaçırma rekoru kıran takımın lehine, diğeri ise aleyhine sonuçlandı. Gerek ligdeki pozisyonları nedeniyle şampiyonluk şansları azalmış ki bizdeki play off sistemi bile kurtarmıyor diyebiliriz, gerekse köklü ve ligin lokomotif takımları olması açısından. Ama esas benzerlik oynanan 90 dakikalardaydı.

Liverpool Arsenal karşısında öyle bir ilk 45 dakika oynadı ki, ilk yarının 5-1 Liverpool yerine bitmemiş olmasını futbol ilahları dahi açıklayamaz. Kaçan pozisyonları şöyle anlatabilirim, 5-1 mütevazi bir yaklaşım ve sadece altıpas üzeri ve civarında kaçan pozisyonlar için geçerli. Arsenal adına 1 diyorum zira bir kez gelip golü buldular da ondan. Daha da enteresanı Liverpool adına golü atan da Arsenalli Koscielny. İkinci yarıda oyun biraz durulsa da Liverpool fazlasıyla hakettiği maçı Van Persie'nin uzatma dakikalarında attığı golle kaybetti.

Beşiktaş-Trabzonspor maçının ilk yarısını izlerken aklımda hep bu maç vardı. Trabzosnspor'un da benzer bir sonla karşılaşacağını düşünmeye başlamıştım. Hatta Almeida ile golü bulduklarında "al işte yine atamayana atarlar" kuralı dedim. Ama öyle olmadı. Liverpool gibi çok kaçıran Trabzonspor kalan bölümde iki gol bularak maçın galibi olarak ayıldı sahadan.

İki maçta da deplasman takımının galip ayrılması ve iki maçta da ilk golü ev sahibi takımın atmış olmalarını da bir kenara not edelim. Tek fark Ada'daki maçı çok kaçıranın kaybetmesi, İstanbul'daki maçı çok kaçıranın kazanması oldu. İki maçta çok zevkliydi.

14 Şubat 2012 Salı

Son Kral


Fransa'nın İrlanda ile oynadığı eleme maçında topu elle kontrolü sayesinde gelen gol yüzünden şimşekleri üzerine çekse de ben Henry'i çok severim. Son on yılda dünya futbolunda sahne alan yıldızları gözümün önüne getirdiğimde eğer bir dolar milyarderi olsaydım ve bir takımım olsaydı diye düşündüğümde o takıma alacağım ilk iki futbolcudan biriydi Henry. Diğeri de Nedved.

O Henry Arsenal'den kopup ayrı geçirdiği 4 yılı aşkın sürenin ardından, Afrika Uluslar Kupası nedeniyle Gervinho ve Chamach'ın forma giyemediği Gunners'a iki aylık da olsa kiralık geldiğinde de en çok sevinenlerden biri oldum.

Toplam 117 dakika forma giydi, oyuna hep sonradan dahil oldu ama yine çok büyük iz bıraktı Arsenal taraftarlarının gönlünde Fransız yıldız. Haftasonu Sunderland maçında 90+3 oynanırken attığı golle de çok değerli bir üç puan kazandırarak ayrılıyor gerçek evinden. O gol belki de Arsenal'e Şampiyonlar Ligi kapısını açacak gol olacak. Umarım futbolu bırakmak için yine Arsenal'e döner.

10 Ocak 2012 Salı

Seni Seviyoruz Adamım

Kim ne derse desin, Arsenal Thierry Henry'dir biraz. Tıpkı Bergkamp olduğu gibi, Adams olduğu gibi. Arsene Wenger'in en mucizevi dokunuşudur Thierry Henry Arsenal'e.

Ve o Thierry Henry kariyerinin son dönemecinde tekrar Arsenal formasıyla hayat bulmaya başladı. Dün gece yeniden formasını giydiği Gunners'ta çıktığı ilk maçında FA Cup'ta Leeds karşısında 68. dakikada oyuna girip 78. dakikada klasik bir Thieery Henry golü gönderdi rakip kaleye. Bu golle Arsenal geceyi 1-0 ile tur atlayarak kapattı.

Belki de en anlamlı mesaj da Van Persie'den geldi, takımın bu sezon ki gol makinesinden. "Efsane, seni seviyoruz adamım" diye bir tweet gönderdi maçtan sonra.

Golü izlemek isteyenler buradan lütfen.

22 Aralık 2011 Perşembe

Bunu Yapan Ajax Taraftarı Olamaz

Babam hep derin bir nefes al ve ne yapacaksan öyle yap der. Ben çok uygulayamasam da uyguladığım anlardan hiç pişman olmadım. Derin bir nefes alıp vermek insanı o an ki ortamdan birkaç saniye olsun çıkıp olaya dışarıdan bakabilmesine imkan veren ve anlık reaksiyonun önüne geçen çok etkili bir yöntem.

Dün akşam oynanan Ajax-Az Alkmaar maçının 38. dakikasında bir Ajax taraftarı sahaya girerek kaleci Esteban Alvarado'ya saldırdı, buradan izleyebilirsiniz. Daha sonra ifadesinde Esteban'dan nefret ettiğini söyleyen saldırgan karşısında ben de olsam pata küte girerdim. Esteban da öyle yaptı ama hakem bunun karşılığında Esteban'a kırmızı kartını çıkardı. Tabloya bakınca son derece haksız bir durum değil mi?

Aslında pek de değil gibime geliyor bir nefes alınca. Esteban bir saldırı karşısında kendini savunmadı, içgüdüsel bir şekilde bu saldırıyı savuşturduktan sonra tıpkı benim de yapacağım gibi karşı saldırıya geçti. Saldırgan yerde yediği tekmeleri haketti ya da etmedi tartışması değil bu. Esteban'ın yaptığı şeyin adını koymak.

Bu noktada en hatalı davranan da teknik adam Gertjan Verbeek olsa gerek. Eğer bir nefes de o alsaydı, sahadaki durumun kontrolden çıkmasına saldırgan taraftar neden olmuş olsa da kontrolü elde tutabilecek olan kişinin Esteban olduğunu görürdü.  Maçın hakemi Bas Nijhuis açısından çok zor bir durum olsa da doğru karar ama uygulanmaması ileride çok daha vahim sonuçlara yol açabilir.

Ajax'a gelince bana göre tarihin en ağır cezalarından birini almaları gerekiyor. Gerekiyor ki bu tip durumlar bir daha meydana gelmesin. Gelirse de sık tekrar eden değil, korkulan bir durum olsun. Son günlerde sıkça söylenen bir kişinin yaptığı koskoca bir camiayı bağlamaz söyleminden farklı bir yorum bu.

Bir kişinin yaptığı bütün camiayı bağlar, bütün camiayı karalamaz ama sonuçlarını bütün camianın göğüslemesi gerekir. Eminim ki Ajax yönetimi "bunu yapan Ajax taraftarı olamaz" diye bir açıklama yapmayacaktır.

13 Aralık 2011 Salı

Herkes Yerini Bilsin

Artık haftasonu oynanan maçtan sonra Real Madrid-Barcelona maçı beklemez hale geldik. Biliyoruz ki Real Madrid'in en iyi döneminde bile Barcelona'yı yenmesi çok düşük bir ihtimal. Daha maçın başında skor avantajını yakalamalarına ve istedikleri oyun planını ortaya koymalarına rağmen Barca yine aldı götürdü maçı.

Beklenen oyun Real Madrid'in oyunun kontrolünü Barca'ya vermesi ki aksi düşünülemez ve kontra toplarla hızlı adamlarını golle buluşturmasıydı. Real Madrid'in beklemediği Barcelona'nın topu aldığında mutlaka gole gidecek yolu bulacağı gerçeğiydi. Öyle de oldu.

Pep ve Mourinho'nun bu fotografı aslında herkesin yerini gösteren bir fotograf. En azından birkaç sene daha bu fotograf değişmeyecek gibi gözüküyor. Zirve Barca'nın, ikincilik Madrid ekibinin.

9 Aralık 2011 Cuma

Tutku: Real Madrid-Barcelona


Haftasonu dünyanın en tutkulu derbilerinden biri, Real Madrid-Barcelona maçı var. Otomobil markaları içerisinde tutkunun markayla eşleştiği en öne çıkan marka Audi hem derbi tutkusunu hem de Audi tutkusunu ilişkilendiren mükemmel bir reklama imza atmış. Haftasonu yaşanacak bu tutkunun hafızalarda iz bırakması dileğiyle.

5 Aralık 2011 Pazartesi

Süper Fikir

Footballove yazmış, çok da güzel yazmış ama ben de bir pazarlama ve iletişim çalışanı olarak es geçemedim, blogda kaydı olmalı bu cin fikrin.

Bir taraftar için formada ölümsüzleşmekten daha önemli birşey olamaz herhalde. Bu içgörüden yola çıkarak Sevilla sırt numarasının üzerine sadece 25€uro karşılığında küçük bir fotografınızı koyabiliyorsunuz.

Şunu söyleyebilirim ki bu uygulama dünyada çok hızlı bir şekilde yayılacak ve kulüpler açısından ciddi bir gelir kalemi oluşturacak. Düşünsenize tüm bir sezon boyunca sevdiğiniz oyuncunun sırtında onunla beraber mücadele ediyorsunuz. Tabi yedek oyuncular için sırt numarasına fotograf yerleştirmek daha az tercih edilir muhtemelen taraftarlarca ama onu da farklı bir fiyat skalasında değerlendirmek mümkün. Ya da bir takım sezon boyunca üç farklı forma giyiyorsa her biri için ayrı satış yapmak da. Bir de bu işi sırt numarasına fotograf eklenen oyuncunun o taraftara imzalı forma vermesi ile bağlarlarsa çok başarılı bir iş olur.

Her şekilde bu fikir satar ve bu fikir de gösteriyor ki futbol pazarlama için bulunmaz bir alan. Bu fikri hayata geçiren ise Playing2 adlı şirket.

27 Kasım 2011 Pazar

Gözlerimi Kaparım, Vazifemi Yaparım

LA GAlaxy ile sözleşmesi sona eren ve iyiden iyiye PSG'ye gideceği söylentileri ayyuka çıkan David Beckham için futbol hayatının sonuna geldiğinde önerildiği söylenen rakam bir hayli yüksek.

Arap sermayedarlar herşey de olduğu gibi futbolda da para harcamasını bilmiyorlar ya da para fazla geliyor. 1,5 yıl için 14 milyon euro konuşuluyor ki bana göre en iyi döneminde bile David Beckham'a bu para ödenmezdi.

Bu arada yine çıkan söylentiler eşinin de Paris'i çok istediği yönünde. Evin reisi Paris dediyse David Beckham için seçenek kalmıyor zaten.

1 Kasım 2011 Salı

Gunners'ta Yüzler Gülüyor

Manchester United kazasının ardından toparlanmaları zor gözüküyordu ancak başardılar. Sezon başında takımdaki önemli yıldızları kaybedip, transferin son günlerinde apar topar yapılan transferler ile sezona giren Arsenal bu haftasonu toparlanma sürecine ilaveten güvenini de kazandı. Chelsea'yi 5-3 ile geçmeleri önemliydi takımın ruh hali açısından. Bugün gelinen noktada ligin dibinden kurtulup zirvesine yaklaşmış durumdalar. Üçüncü sıradaki Chelsea ile puan farkı sadece üç ve yedinci sıraya demir attılar an itibariyle.

25 Ekim 2011 Salı

Paranın Ne Önemi Var

Dün Manu'lu arkadaşlardan bolca tepki aldım işyerinde. Kapitalist düzenin yarattığı yeni futbol endüstrisi çarklarına teslim olmamak gerektiği ve gerçek bir futbolseverin City, Chelsea gibi takımları sevemeyeceği yönünde.

Zaten ben City'nin sahiplerini ya da parayla satın alınan futbolu seviyorum demedim ama yıllarca ezilen mavilerin taraftarları için seviniyorum. Çünkü onlar yıllarca forma aşkıyla takımlarından desteklerini hiç eksik etmediler.

Balotelli ve Kun için aynı şey geçerli mi bilemem. Fotograf paraya değil renklere aşığım dese de buna inanmak çok zor. İşin gerçeği City şampiyon olursa bu hiç romantik bir şampiyonluk olmayacak. Ama ben Manchester United'ı sevmiyorum, o yüzden City tarafındayım. Yoksa konu Premier Lig ise benim takımım Arsenal'dir her zaman. En olmadı Liverpool ligi kazansın isterim, ama asla Manchester United'ın kazanmasını istemem. Alex Ferguson'u severim o ayrı, Cantona'yı severim o ayrı ama kırmızı şeytanları hiçbir zaman sevmedim.

Balotelli ve Kun mu? Onları seneye Manchester'ın diğer yakasında görürsem hiç şaşırmam.

24 Ekim 2011 Pazartesi

Six and the City

Manchester City'nindir. Şehrin kırmızı ve mavi yakası arasında hep mavileri sevdim ben. Manchester United'ın Ferguson ile başarıyı yakaladığı yıllarda ben daha başka aşkları onlardan önce edindiğimden olacak hiç sevmedim Manu'yu. Hep süt oğlandı Manu benim için. Manchester'ın tek sahibi de mavilerdi benim gözümde.

Sahada ise hiç öyle olmadı. Taa ki bu hafta sonuna kadar. Sezonun başında Premier Lig'i hangi Manchester takımı kazanacak diye Ada'da Manchester İhtilali başlığıyla yazmıştım.

Esas ihtilal Old Trafford'ta gerçekleşti. Maç 3-0'a gelirken Balotelli'nin ikinci ve Kun'un gollerinde adeta sahada paslaşan bir Barcelona vardı. 80'den sonra maç 3-1'e gelince şuursuzlaşan Manu'ya son on dakikada çok uzun zaman ödeyemeyecekleri bir fatura kesti City. Bize de başlığa dünün en çok beğenilen tweetini taşıamk düştü.

17 Ekim 2011 Pazartesi

Postiga'nın Golü

Haftasonu öğlen saatleri mutfakta birşeyler hazırlıyordum ki arkamdan Ercan Taner'in yükselen sesi kafamı televizyona çevirmeme neden oldu. Çok da ilgi göstermediğim ama bir taraftan arada bakarım diye NTVSpor'da yayınlanan Real Zaragoza-Real Sociedad maçına Helder Postiga'nın muhteşem golü damgasını vurdu.

İzleyemeyenler buradan golü görebilirler. Roket gibi belden tüm gücünü alarak çıkarılan bir rövaşata golü izlemeyeli uzun zaman olmuştu doğrusu. Portekiz'den golcü çıkmıyor diyenlere duyurulur. Bu vuruş tam bir golcü vuruşu bana göre.

5 Ekim 2011 Çarşamba

Baba Sen Ne Yaptın Öyle

Gecikmeli bir yazı ama asla es geçilemeyecek aynı zamanda. Bir rövaşata golünde tarihte bu kadar çok değişkenin bir araya gelerek ardı ardına akması mükemmel bir Hollywood prodüksiyonunda olur. Zaten biz de biliriz ve tamam abartmışlar ama izlemesi keyifli abi deriz.

Bir Fifa ya da PES oyununda gerçekleşebilir. Japon çizgi filmleri için bulunmaz bir görsel şölen. Ama gerçek hayatta bu kadar çok faktörü birarada içinde barındıran başka bir rövaşata golü yok. Hatta gol bile olmayabilir. Eren Derdiyok kardeşim senin hiç derdin mi yok? Benim hayatımda gördüğüm en fantastik 5 golden biri olabilir herhalde. Diğer dördünü say deseniz sayamam, bir Roberto Carlos geliyor aklıma, bir Van Basten...

Golü tekrar izlemek isteyenler buraya lütfen.

29 Ağustos 2011 Pazartesi

Ada'da Manchester İhtilali

Biz şike soruşturmasından başımızı kaldıramazken Avrupa'da ligler başladı. Haftanın en flaş skoru üçüncü haftasına giren Premier League'de Manchester United'tan gelirken aynı hafta oynanan maçlarda Manchester 13 - Londra 3 gibi tabela karşımıza çıkıyor ki neresinden bakarsanız Londra takımları için tam bir facia.

Manu'nun 8-2'lik galibiyetini anlayabiliyorum, zira Arsenal bir tek kuılübün anahtarını vermediği kaldı da sezonun flaş takımlarından Tothenham Hotspur'un White Heart Lane'de, kendi evinde Manchester City'e 5-1 ile teslim olması inanılır gibi değil. Nasri'nin takıma katılmasıyla geçen sezon istediğini bulamayan Dzeko'nun daha bir etkin oynadığı ve her attığı golde adeta gol vuruşu dersi verdiği 90 dakikada City bu sezon en azından zirvedeki ilk ikinin diğer güçlü adayı olduğunun altını kalın bir çizgi ile çizmiş oldu.

Bu da demek oluyor ki Ada'da tam anlamıyla bir Manchester rekabeti izleyeceğiz. Diğer Londra takımı Chelsea'nin de huzur evine dönüşen kadrosu uzun lig maratonunu kaldıracak durumda değil açıkçası. Liverpool ise son dönemde baş aşağı giden ivmesini ancak Şampiyonlar Ligi mücadelesi verebilecek kadar yukarı çıkarabilir gözüküyor.

Biz sanayi devriminin başşehri Manchester'a biraz bakalım isterseniz. İki eski düşman ligin üçüncü haftası itibariyle zirveye kurulmuş durumdalar. Maviler averajla Kırmızı Şeytanları takip etse de en sonunda Arap sermayesi oturmul bir kadro yapısı oluşturabildi galiba. Bu sezonun transferleri Kun Aguero, Clichy, Nasri ve Saviç ile güçlenen Maviler de belki de en önemli transferler Nasri'nin gelişiyle performansı daha da artan David Silva ve geçen sezon bekleneni veremeyen ancak bu sezon patlayan Dzeko'yu da eklediğimizde bambaşka bir takım var karşımızda. Dile kolay 67-68 sezonundan beri tam 44 yıldır kazanılamayan Premier League şampiyonluğu gözönüne alındığında şehrin mavi yakasında iştahların nasıl da kabardığını tahmin etmek mümkün.

Rekabeti ancak 2009'da billboard savaşları ile canlandırabilen Maviler, ki o billboard savaşlarına buradan tekrar bakabilirsiniz, 2011-12 sezonunda gerçek savaşı sahada verebilecekler mi? Ya da bir başka deyişle Manchester'ın gerçek sahipleri tartışmasını bir türlü sonlandıramayan iki takımdan Premier League kupasının sahibi kim olacak? Ben bu sezon Manu'yu sadece City'nin geçebileceğine inanıyorum. Ama şleri hiç de kolay değil tabi.

23 Ağustos 2011 Salı

Bu Ateş Üfleyerek Sönmez

Son dönemin en çok dilden dile dolaşan sözü "Bu ateş üfleyerek sönmez". Ama Barcelona Başkanı son dönemde Real Madrid ile aralarındaki rekabette şiddetin ve tansiyonun giderek yükselmesi üzerine ateşi üflemeye karar vermiş.

Başka Sandro Rosell son oynanan Süper Kupa maçında çıkan olaylar yüzünden aslında kısmen de mağdur olmalarına rağmen ateşi söndürmek istiyor. Çünkü biliyor ki giderek artan bu tansiyonun sokaklara sıçraması an meselesi artık.  32. Congrés de Penyes'de "Şikayette bulunmamız gereken bir hareket olsa da Zubizarreta, Guardiola ve Tito Vilanova ile konuştuktan sonra şikayet etmemeye karar verdik. Tito'nun kendisi bizden şikayetçi olmamızı istedi çünkü şu anda Avrupa Süper Kupası'na konsantre olmalıyız" diyor özellikle yardımcı antrenörlerine Mourinho'nun tacizine rağmen.

Real Madrid'in Mourinho'nun gelişiyle daha da yükselttiği gerilimin yaktığı ateşi üflemeyi tercih etti Başkan Sandro Rosell ve yönetimi. Hem de Real Madrid yandaşı medyaya rağmen. Üflemek ile üflememek arasındaki ince çizgide Başkan çizginin üfleme tarafını seçiyor.

19 Mayıs 2011 Perşembe

Türkler Madrid'te, Türkler Madrid'te...

Real Madrid Türk Gücü gerçek oldu. Galiba Mourinho biz Türk futbolseverlerinin ve özellikle futbol adamlarının göremediği birşeyleri görüyor olsa gerek.

As Gazetesinin internet sayfasında Kazakistan'a attığı ve yılın golü seçilerek Puskaş ödülünü aldığı gol başta olmak üzere birçok görüntü dönüyor Hamit Altıntop'a ait. Marca'da da benzer haberler dönüyor. İşin resmiyete döküldüğü yolunda. Real Madrid'in resmi sitesinden henüz açıklama gelmese de As ve Marca'da bu iş tamam diye yazması yeterli zaten.(Ben bu satırları yazıp yazıyı gönderdiğimde resmi siteden de açıklama geldi).

Yazının başına gelecek olursak: Bu ülkede ne Hamit Altıntop ne de Nuri Şahin hakettiği değeri göremedi bence. Milli takımda bile onlara biçtiğimiz rol bu yıla kadar özellikle Nuri özelinde oldukça sorgulanır nitelikteydi. Ne hikmetse Hamit Altıntop gibi bir adamı da Milli Takım'ın lider oyuncusu yapamadık, yapmak istemedik.

Yine ne hikmetse bizim göremediğimizi Hiddink gördü ve özellikle Nuri'yi iyice bir vitrine koydu. Hamit'in belli bir rolü vardı, Hiddink ile daha da öne çıktı ama Nuri Şahin için aynı şeyi düşünmüyorum. Onu kesinlikle öne çıkaran Hiddink oldu.

Neyse sonuçta hiç kimse bu iki adamın sezon başında Real Madrid'te forma giyebileceğine inanmazdı. Biri 20'li yaşların sonuna gelmiş, diğeri ise ne kadar gelecek vaad etse de asla o seviye için düşünemeyeceğimiz iki Türk bugün Mourinho'dan bu aklımızın ucundan geçmeyen itibarı görüyorlar.

Yolları açık olsun. Artık Milli Takımı'mızın Real Madrid'te forma giyen iki oyuncusu var. Tabi bir de Barca-Real Madrid rekabetinde de ister istemez Madrid ekibine gönlün kayması durumu. Mourinho'dan nefret edenlerin bile Portekiz'liye hafif bir sempatiyle bakma hali. Boru değil...

17 Nisan 2011 Pazar

El Clasico'da Bir Turco



















Açıkçası uzun zamandır Real Madrid ile Barcelona arasında oynanan maçlar da kabak tadı vermeye başlamıştı. Ama önümüzdeki kısa dönem içerisinde oynanacak dört maçın ilkinde Real Madrid tam bir karakter mücadelesi ortaya koydu ve ister istemez geriye kalan üç maç için tüm futbolseverleri şimdiden kilitledi maçlara.

90 dakikanın yorumunu yapmak isterdim bunca zamandır yazmadıktan sonra ama sıkıcı ilk yarının ardından ikinci yarının ilk bölümünde Barcelona, son bölümünde de 10 kişi kalmış Real Madrid'in oyununa kaptırınca kendimi kim ne yapıyor, kim ne ediyor diye bakmadan ortalama bir futbol seyircisi gözüyle izledim maçı.

Tek birşeye değinmek gerekir bu maçla ilgili aslında. Bir Real Madrid-Barcelona maçında Messilerin, Cristiano Ronaldoların yanında bir Türk futbolcusu sahaya damgasını vurdu. Mesut o kadar harika işler yaptı ki bu harika işlerin meyvesi, penaltı pozisyonunda Marcelo'ya yaptığı asist az kalsın Cristiano Ronaldo araya girip pas arası aktarma yaptığından güme gidiyordu.

1-1 Real Madrid'in lige havlu atması anlamına gelse de, özellikle Şampiyonlar Ligi maçlarında bana sanki finale adını yazdıracak olan takım olacakları hissiyatı verdi bu gece. Madridlilerin en azından bu sonuca Barcalılardan çok daha fazla ihtiyaçları var ve çok daha motiveler.