13 Mart 2012 Salı

Türkiye Taraftar Haritası


bilyoner.com tarafından üçüncüsü yayınlanan Türkiye taraftar haritası... Buna göre taraftar dağılımı şöyle: %35 Galatasaray, %34 Fenerbahçe, %20 Beşiktaş, %8 Trabzonspor.

En ilginci kendi şehrinde birinci çıkan sadece üç il olması. Trabzonspor, Eskişehirspor ve Sivasspor. Bu iller de gerçek futbol şehirleri aslında. Öte yandan İzmir'de de üç büyüklerin ilk üçte yeralması ve İzmir takımlarının bu üçlünün arasına girememesi enteresan geldi bana. Bursa'da ise Bursaspor üçüncü olabildi. Bu da Bursa'nın ayıbı olsa gerek.

Maç Taktiği


Rafa: Beyler bir de çizerek anlatıyorum, top rakipteyken kanatlar savunma oyuncuları ile yakınlaşıyor, forvet arkasındaki adam orta sahadaki ikili ile mesafeyi daraltıyor. Bloklar arası mesafe kısalacak. Ulen nereden çıkardınız bu karataytayı Versace takım tebeşir tozu oldu. Oğlum getir oradan IPAD'imi bana, bir de oralet tek şekerli...

Sezonun Portreleri


Bu sezon Türk futbolseverini ve tüm taraftarları mutlu etmedi, mutlu edemeden de bitiyor. Galatasaray şampiyon olursa bir başka sevinecek, hep içinde bir sıkıntı olacak. Fenerbahçe şampiyon olursa herşeye rağmen şampiyon oldum diyecek ama içindeki karın ağrısını geçiremeyecek. Diğerlerinin şampiyonluk ihtimali yok gibi ama mesela Beşiktaş belki yıllar sonra geçirdiği ve halen devam etme ümidi olan Avrupa yolculuğunda hiç de mutlu değil.

Tüm bunlara rağmen bu sezonun kahramanları var ve bu kahramanlar yerden göğe kadar övülmeyi hakediyorlar. Mesela Aykut Kocaman. Teknik adamlığı bir yana kulübün herşeyi oldu. Gün geldi avukatlığını yaptı, gün geldi bir psikolog gibi çalıştı, gün geldi oyuncu transferlerini yaptı. Çok büyük bir hikaye çıkardı.

Benzer bir hikayeyi Ankaragücü teknik direktörü Hakan Kutlu da yaşadı. Kulüp deplasmana gidecek parayı bulamazken o, onca ayrılan oyuncusuna rağmen PAF takviyeli kadrosuyla ligde onur mücadelesine soyundu. Başarılı da oldu. O teknik adam ki her hafta acaba kaç yer denilen Ankaragücü belki ligden düşmesi kesinleşti ama her maç ayakta dimdik duran futbolcularla büyük bir mücadelenin lideri oldu.

Ve Carvalhal... Belki sezon sonunda gidecek ama gönderilmesinin düşünülmesi bile Beşiktaş açısından fevkalade üzücü. Tayfur Havutçu'nun tutuklu yargılamasıyla başlayan süreçte ateşten bir gömlek giydi üzerine. Sezon başında emanetçi gibi duruyordu ama bugün o gömleğin gerçek sahibi. Beyefendiliği, insanlığı hep ön plana çıktı. Teknik adamlığı da...

Her üçünün bu sezon ki hikayeleri üç ayrı kitap olacak birer futbol emektarı hikayesi. Süper Lig'in parlayan yıldızları olarak bu sezona damga vurdular.

7 Mart 2012 Çarşamba

Sonunu Getiremeyenler Kulübü: Arsenal 3 - AC Milan 0


Bu sezon çokça maç analizine girmiyorum, özel bir nedeni yok. Belki de var, futboldan soğutanlar. Ama dün ki maçla ilgili bir iki satır yazmadan geçmek mümkün değil. Hem de ilk yarısını izleyemememe rağmen.

Neyseki sonradan geniş özetini de izleme imkanım oldu. Arsenal tarih yazmaya o kadar yaklaştı ki 4-0'lık ilk maçın rövanşında daha ilk yarı bittiğinde tabelada 3-0 Arsenal lehine yazıyordu skor. Gecenin performansını Rosicky ortaya koydu. Yıldızının parladığı o şanssız sakatlık öncesi dönemden kesitlerle 90 dakika boyunca sahada bir orkestra şefi gibi yönetti takımını. Attığı gol halı sahalarda dar alanda o küçücük kaleye, tam köşeye gönderilen ince vuruşlardandı. Arsenal özellikle Wallcott ile Milan savunmasının solunu darmadağın etti.

Ama mucize olmadı. İkinci yarının başlarında Gervinho'nun vurduğu ancak Abbiati'nin ters köşeye yatarken bacaklarından dönen top, yine Van Persie'nin önüne düştüğünde eminim ki dünyadaki tüm Arsenal taraftarları gol diye ayağa kalkmıştır. Tıpkı Szczęsny'nin haftasonu Liverpool deplasmanında Kuyt'ın penaltıdan dönen topa vuruşunu da çıkarması gibi Van Persie'nin vuruşunda da Abbiati bir anda kabardı kalesinde ve sihirli bir dokunuş ile bu bölümdeki en önemli gol pozisyonunu engellemiş oldu. O an kale arkası çekimde Milan defansının kireç gibi olan yüzleri ve hep birlikte son umut olarak senkronize bir şekilde ofsayt olması umuduyla ellerini kaldırışları belki de Milan açısından maçın ne kadar korkutucu bir hale dönüştüğünün kanıtıydı.

Olmadı, mucize yine gerçekleşmedi. Çok yakın bir dostumun söylediği gibi "Arsenal'de vizyon var ama bir türlü sonunu getiremiyorlar" sözü yine gerçek oldu. Arsenal 4-0'ın altından kalkacak vizyonu ortaya koydu, performansa dönüştürdü ama nefesi yetmedi. Zaten 70. dakikadan sonra bayağı bir oyundan düştüler.

6 Mart 2012 Salı

Zevkler ve Renkler #2


Hastasıyım şu futbolcuların zevksiz ve saçmasapan iç çamaşırı tercihlerine. Daha önce Samir Nasri'nin tercihini konu etmiştik bloga. Kabul edelim ki Ribery'inin ki ile yarışır ama burun farkıyla Samir birinci belli olur. Neyse Ribery de bu kategoriinin iddialı isimlerindendir ama.

5 Mart 2012 Pazartesi

İki Harika 90 Dakika


Haftasonu Süper Lig ve Premier Lig'de birbirine çok benzer iki maç vardı. Biri gol kaçırma rekoru kıran takımın lehine, diğeri ise aleyhine sonuçlandı. Gerek ligdeki pozisyonları nedeniyle şampiyonluk şansları azalmış ki bizdeki play off sistemi bile kurtarmıyor diyebiliriz, gerekse köklü ve ligin lokomotif takımları olması açısından. Ama esas benzerlik oynanan 90 dakikalardaydı.

Liverpool Arsenal karşısında öyle bir ilk 45 dakika oynadı ki, ilk yarının 5-1 Liverpool yerine bitmemiş olmasını futbol ilahları dahi açıklayamaz. Kaçan pozisyonları şöyle anlatabilirim, 5-1 mütevazi bir yaklaşım ve sadece altıpas üzeri ve civarında kaçan pozisyonlar için geçerli. Arsenal adına 1 diyorum zira bir kez gelip golü buldular da ondan. Daha da enteresanı Liverpool adına golü atan da Arsenalli Koscielny. İkinci yarıda oyun biraz durulsa da Liverpool fazlasıyla hakettiği maçı Van Persie'nin uzatma dakikalarında attığı golle kaybetti.

Beşiktaş-Trabzonspor maçının ilk yarısını izlerken aklımda hep bu maç vardı. Trabzosnspor'un da benzer bir sonla karşılaşacağını düşünmeye başlamıştım. Hatta Almeida ile golü bulduklarında "al işte yine atamayana atarlar" kuralı dedim. Ama öyle olmadı. Liverpool gibi çok kaçıran Trabzonspor kalan bölümde iki gol bularak maçın galibi olarak ayıldı sahadan.

İki maçta da deplasman takımının galip ayrılması ve iki maçta da ilk golü ev sahibi takımın atmış olmalarını da bir kenara not edelim. Tek fark Ada'daki maçı çok kaçıranın kaybetmesi, İstanbul'daki maçı çok kaçıranın kazanması oldu. İki maçta çok zevkliydi.

Bilerek Gördü Oynatmayın GS Maçında


Bu nasıl bir iki yüzlülük, nasıl bir terbiyesizliktir anlamadım. Selçuk Dereli ile twitter üzerinden başlayan yaygara şu anda Alex iki maç ceza alsın havasına büründü. Ya birileri Aziz Yıldırım içeride diye iyice sahipsiz zannetmeye başladı Fenerbahçe'yi ya da yüzsüzlüklerinde boğulma pahasına bu yayagarayı koparıyorlar.

Evet Alex bilerek gördü o sarıyı, daha önce gören sayısını hatırlayamadığım binlerce Fenerbahçeli, Galatasaraylı, Beşiktaşlı, Yozgatlı, Konyalı, Erzurumlu gibi.

Yine günah keçisi Fenerbahçe ve Alex olsun sizlerde rahat edin. Hemen iki maç ceza verin bence. Vermezseniz adam değilsiniz.

Hangisi Gerçek


Hangisi gerçek, Gençlerbirliği gibi ligin flaş takımını 6-1 yenen Fenerbahçe mi, yoksa ligin ikinci yarısında düşüşe geçen Eskişehirspor karşısında 2-1 kaybeden ve ortaya futbol adına hiçbir şey koyamayan Fenerbahçe mi?

İkisi de aslında. Aradaki fark sadece rakibin oyun anlayışından kaynaklanıyor. Eğer Eskişehirspor Skibbe yönetiminde maça çıkmış olsaydı bir ihtimal Fenerbahçe kazanırdı ancak Ersun Yanal'ın Gençlerbirliği günlerinden gelen gelenekselleşmiş rakibi yıldırana kadar sert oynama taktiği, hakemin de hoşgörüsü ile çalıştı. Fuat Çapa'nın futbol oynayan takım yaratma isteği ise Fenerbahçe'nin klas ayakları karşısında bir gömlek aşağıda kaldı.

Tabi ki son dönemdeki kayıplar ve puan farkı Fenerbahçeli futbolcuların motivasyonunu ve maçın önemini bir kat daha artıran etkenlerdi. Tabi ki Şükrü Saraçoğlu atmosferi Fenerbahçe'yi daha da iten etkenlerin başında geliyordu. Stoch'un Puskas ödülünü kazandıracak füzesi Gençlerbirliği'ni daha 2. dakikada grogi hale getirdi.

Uzun yıllar boyu unutulmayacak bir imza attı Stoch, Alex istediği boş alanları buldu, oyununu mükemmel bir golle süsledi, ilk yarıda ceza sahası dışından yaptığı ufak dokunuş tıngır mıngır kale direğinin yanından giderken ikinci yarıda golle sonuçlanan benzer dokunuşu bu sefer ceza sahası içerisinde yaparak Gençlerbirliği defans bloğunu aynı şekilde hareketsiz bıraktı.

Beklentilerin azaldığı, yılgınlığın üzerine çöktüğü şu günlerde yeniden yeşertti şampiyonluk umutlarını bütün takım. Ne kadar ileri gidebilirler hala şüpheli ama geriye kalan 5 maçtan çıkarılacak 15 puan daha bu ligde play off'ta çok şeylerin değişebileceğinin kanıtı olsa gerek.

29 Şubat 2012 Çarşamba

Fotograftaki Barcalıları Bulun


Dünyaca ünlü Cirque du Soleil gösterisi sonrası izlemeye gelen Barca'lı futbolcularla sirk çalışanları bir hatıra fotografı çektirmişler. Fotografta kaç Barca'lı futbolcu var bulunuz gibi olmuş biraz...

Dünyanın En Şanslı Futbol Topu


Marilyn Monroe'dan altın vuruş. Acaba futbol topu kendisini dünyanın en şanslı topu olarak hissetmiş midir? Ne de olsa topa vuran gelmiş geçmiş en güzel sarışın.

Özil vs. Ronaldo



Mesut Özil'in Ferrari'sine karşı Cristiano Ronaldo'nun Lamborghini'si... Kapışır... Bu arada Mesut Özil'in park edilmez alana aracını bıraktığı için park cezası yediğini de not düşelim.

28 Şubat 2012 Salı

Carvalhal


İnsanın yüzüne yansıyor, yansımaması mümkün değil. Bu adam için herkes benzer düşüncelere sahip ama bir kez daha tekrarlamak istedim. Fatih Terim'li tribün koreografisini izlerken insan da hiç mi kıskanma olmaz? bu kadar mı saf ve temiz duygularla bakılır. Adamın yüzüne nur inmiş ve futbolu tüm güzellikleri ile birlikte hazmetmiş. Beşiktaş'ın yerinde olsam bu adamı hiç bırakmam. Hem futbol aklı hem de insanlığı ile çok şey hakediyor.

27 Şubat 2012 Pazartesi

Tweetball - YD Başkan Oldu



Uzun zamandır twitter gündeminden birşeyler paylaşmamıştık. Yıldırım Demirören TFF Başkanı seçilince haliyle twitter da şenlendi.

Batuhan Gutok ‏ @Enjooy1903

hayır ağlamıyorum gözüme tüp kaçtı...

HASAN ŞIPKIN ‏ @hsipkin

Bu ateş tüple daha da alevlenecek. Yeeeeeter Yıldırım Demirören Yeeeeteer seslerini şimdiden duyar gibiyim

Serdar G. ‏ @Serdarowen

Beyler Yıldırım Demirören bu sefer bizi kendine borçlandıracak. Hedefi Fenerbahçe Başkanlığı. Gelmeyelim oyunlarına :(

aryuuukett ‏ @aryuuukettt

Türk Futbolunun İçine Sıçma Teknikleri: 1- Yıldırım Demirören TFF Başkanı seçilir... (devamı,futbol camiası sıçtıkça gelecek)

Akın Kurt ‏ @akin_besiktas03

TFF Yeni başkanı Yıldırım Demirören Kurtulduk :)

Gizem Ergönen ‏ @gizemergonen

Şimdi hayırlı olsun mu demeli Yıldırım Demirören için yoksa tüm futbol camiasına geçmiş olsun mu?

Murad Çobanoğlu ‏ @MVCHO

Yıldırım Demirören'e "AKrostij bir siir yazasım var monşer!::.

Alparslan Kösedağı ‏ @Kosedagi

TFF BAŞKANIMIZ SAYIN YILDIRIM DEMİRÖREN'İ KUTLUYOR BİR DAHA GÖRÜŞMEMEK ÜZERE GÜLE GÜLE DİYORUZ ! :))

Bahadı® ‏ @BAHADIR_COLAK

İroniye bak;Yıldırım DEMİRÖREN,in ilk milli maçı Bursa'da,inşallah protestoya maruz kalmaz.

Ligimizin İki Farklı Yüzü


İster kabul edin ister etmeyin bu lig eşit şartlarda oynanmıyor. Sonra da maç yazısı yazası gelmiyor insanın şartların eşit olmadığını gördükçe. 24 Şubat akşamına gidelim önce. Çağlayan'da binlerce Fenerbahçe taraftarı Aziz Yıldırım ve beraberindekiler için toplanıyor. O saatlerde Fenerbahçeli futbolcularda ekran başında.

Saatler geçiyor bir ses yok, gecenin 23:00'ı ve hala ifadeler alınıyor. Neyse ki sona gelinmiş, bir süre sonra mahkeme karar vermek için çekiliyor. 25 Şubat Cuma günü sabah 02:00 sularında ise karar açıklanıyor. Bir de bakıyorsunuz ki şikeci ve çeteci olmakla itham edilen Başkan, onun bir yöneticisi ve kulubün muhasebe müdürü dışında herkes serbest. Başlıyorsunuz tartışmaya bir iki saat de oradan yiyiyorsunuz ve sabahı ediyorsunuz. Tabi futbolcularda... Tek fark ertesi gün sizin maçınız yok ama futbolcuların çok önemli bir Eskişehirspor maçı var.

25 Şubat akşamı bir gece öncesinin uykusuzluğu ve gerginliğiyle çıkıyorsunuz maça. Bu arada koreografi devam ediyor ve taraftarlarınızın büyük bölümü maça alınmıyor. Alınmadığı gibi bir gece evvel Çağlayan'daki biber gazlı koreografi bu sefer Eskişehir çevre yolunda deplasmana gelen taraftarlara uygulanıyor. Takımın maç başlamadan taraftarların Eskişehir'e girmesinin engellendiğinden haberi var, Allah'tan biber gazı falan onlar için bir gece öncesinin konusu. Taraftar ne bekliyor bu arada futbolcudan, onur mücadelesi. İyi de kafalar bir duman, işin onuru monuru da kalmamış nereye kadar. Artık sahaya konsantre olmanın imkanı yok. Ben bile maç içerisinde on kere yerimden kalkıyorum, bölük pörçük bakıyorum artık sahada neler olduğuna.


Tarih 26 Şubat, aradan 24 saat geçmiş. Galatasaray TT Arena'da Beşiktaş'ın karşısına çıkıyor. Stad güzel, ambiyans süper. Maç öncesi ve sonrası biraz trafikte sorun yaşansa da problem değil. Futbolcuların kafası rahat, hele bir de maç öncesi yapılan 3 boyutlu tribün koreografisi şahane.

Fatih Terim duygulanıyor haklı olarak. Taraftarın imza attığı iş mükemmel, tek yapmak gereken buna sahada yanıt vermek. Üstelik Beşiktaş da Fernandes de yok ve tüm şartlar Galatasaray'ın lehine. Tabi ki bunu geri çevirmiyor Galatasaray ve 1 gece önce en yakın rakibinin takılmasını da fırsat bilerek puan farkını 9'a çıkaracak performansı ortaya koyuyor.

Galatasaray'ın performansını küçümsemek değil tabi ama lig iki farklı yüze sahip bu sene. Sanki İstanbul gibi. Galatasaray'ın olduğu her yer Bağdat Caddesi, İstiklal, Ulus kıvamında. Fenerbahçe ne zaman sahaya çıksa İstanbul diğer yüzünü gösteriyor: Bağcılar, Zeytinburnu, Gazi Mahallesi... Biri lig lideri, diğeri ligin ikincisi. Ligin ikincisi her hafta, haftanın her günü başka bir mücadele daha veriyor. Ligin birincisi içinse tek mücadele sahada. Ara sıra yönetim içi gerginlikler olmuyor mu oluyor tabi ama Fenerbahçe'nin dertlerinin yanında devede kulak.

Ve Süper Lig'in genel görünümü... Lig birincisi ile lig ikincisi arasında Ulus ile Gazi Mahallesi kadar fark var. Süper gerçekten...

23 Şubat 2012 Perşembe

O Para O Çantaya Sığmaz



Bir cismin uzayda kapsadığı yer miktarına hacim denir. Temel hacim birimi metreküptür. Ve matematikten anlayan, en azından ilköğretimi bitiren herkes bilir ki bu kadar para o çantaya sığmaz. Hukuk fakültesi de bitirseniz bu gerçeği değiştiremezsiniz.

Mahkeme Notları #2


Tarihi savunmayı yazmaya devam ediyoruz. İlk gün 3 maçla ilgili savunmasını verebilen Aziz Yıldırım bu sabah itibariyle kalan maçlarla ilgili de konuşma fırsatı buldu. Bu savunmalarda tarihe yazılan bir anektod da savunma hakkının kısıtlanması ve mahkeme başkanı tarafından kendisine konuşmasının bir bölümünde 15 dakika içerisinde savunmasını bitirmesinin talep edilmesidir.

İddianame okunurken savunma avukatlarınca iddianamenin özet geçilmesi talebi mahkeme başkanı tarafından reddedilmiş olmasına rağmen savunmanın özet geçilmesi talebi irdelenmeli. Zira bu biraz işgüzar bir yaklaşım gibi geliyor kanaatimce. Böyle bir tavır karşısında savunmayı yazılı verip tüm yapılan suçlamalardan suçsuzum demekle iki gün konuşmak arasında mahkeme başkanına göre bir farklılık olmadığını gösteriyor benim nazarımda.

Gelelim bugünkü savunmanın özetine. İddianamede yeralan içi 2 milyon € ile dolu çanta iddiasını bizzat mahkemede 2 milyon € tutarındaki parayı benzer bir çantanın içine sokmaya çalışarak ve bunu başaramayarak çürütmesi traji-komik. Diğer taraftan şike ya da teşvik ile ilgili iddialarla ilgili sadece savunma yapmaması ve rakip takımlara ait tapeleri göstererek madalyonun diğer yüzünü sorgulaması daha ilk günlerde de söylediği gibi beni batıramayacaksınız, batırsanız bile ben de tek başıma batmam sözlerinin birer birer mahkeme tutanaklarına yansıması olarak kayda geçmiş oldu. Sivasspor maçıyla ilgili Korcan'ın kurtarışları, akabinde Volkan'ın lig boyunca yemiş olduğu hatalı gollerin bir kaydının paylaşılması savunmanın yine iki taraflı tutarlılık göstermesi açısından doğru bir yaklaşım oldu. Zaten Korcan'ın kız kardeşi olmadığı ilk gün ki savunmada ortaya konmuşken Korcan'ın maç boyunca genel performansını göstermek ve hatalı gollerin yenebileceğini anlatmak şu açıdan önemli: Genel tezlerden biri de kanaatin bile puan silmek ya da küme düşürmek için şike konusunda yeterli bir altyapı oluşturacağının söylendiği bir ortamda karşı tez ile o kanaati kıracak başka kanaatler oluşturacak yaklaşımlara ben ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Sosyal medyada ya da bazı basın organlarınca tuhaf bulunsa da iddianamedeki tuhaflıklara karşı en geçerli yol o tuhaflıkları gözle görülür olarak ortaya serebilmek.

Sivasspor maçına yoğunlaştığı bugünkü savunmasında İbrahim Akın olayına da değindi ancak İbrahim Akın'a 100.000 € verdiğim ispatlansın kendimi Boğaz Köprüsü'nden aşağı atarım ifadesi tek başına yeterlilik teşkil etmeyecektir. Bu noktada İbrahim Akın'ın ve yine Tahir Kıran'ın adamı olarak iddia ettiği Fahri Tatan'ın vereceği ifadeler kritik rol oynayacak gibi duruyor. Aynı durum Ali Kıratlı ile olan ilişkisi için de geçerli. Bu konudaki savunmasında detaylara tam hakim olamamakla birlikte bu kişi ile olan ilişkisini tamamen reddediyor.

Günün belki de en çok altı çizilmesi gereken konularından biri gazetelerde çarşaf çarşaf yeralan ve aslında iddianameyi algısal boyutta haklı çıkaran en önemli konuşma metinlerinden biri olan "tarlayı sürdük" ve "ekinleri aldık" cümlelerinin yeraldığı tapelerin 04.03.2011 günü oynanan Kayseri – Manisaspor, 06.03.2011 günü oynanan Bursaspor – İ.B.B., 06.03.2011 günü oynanan Beşiktaş – Trabzon maçları için söylenmiş olduğu konusu ve iddianamede bu maçlardan ikisi ile ilgili bir eylem iddiasında bulunulmadığının ortaya konması. Bursaspor-İ.B.B maçı ile ilgili ise durum bir tepsi baklavadan ibaret gözüküyor şimdilik.

Bugünkü savunmasındaki satır başları bunlar. Zaten çok da fazla konuşmasına izin verilmedi ve avukatların konuşmalarına geçildi. Ancak ben kişisel kanaatimi  bu noktada biraz paylaşmak istiyorum. İddianamenin çok geniş çaplı bir örgütlü işi ve şike-teşvik ilişkisini öne sürerken ortaya koyduğu argümanlar ve özellikle tapeler konusunda son derece zayıf olduğunu söyleyebilirim. Eğer herhangi bir para trafiği muhasebe kayıtları ile ortaya konamazsa ki şu anda gözüken o, tarihimizin en büyük fiyasko davarlarından biriyle karşılaşabiliriz.
Öte yandan bir Fenerbahçeli olarak iki şeyin kesinlikle açıklığa kavuşması gerektiğini düşünüyorum. Birincisi Eskişehirspor'a Fenerbahçe Kulübü'nün de içerisinde rol aldığı bir teşvik ödemesi sözkonusu mudur? İkincisi de İbrahim Akın'a, bugüne kadar ki her türlü kişisel saçmalamalarını ve tutarsızlıklarını göz önünde bulundurarak, Fenerbahçe'ye gol atmaması için yine Fenerbahçe'nin içerisinde bulunduğu bir şike eylemi sözkonusu mu? Diğer tüm suçlamalarla ilgili pek bir soru işareti taşımıyorum. Son iki konu ile ilgili olarak da oturup tapeleri tek tek incelemek savunma argümanlarını altına koyup ciddi bir şekilde kafa yormak gerekiyor.

Sonuçta burada yazdıklarım tamamen genel kanımı ve davanın gelişimi ile ilgili algımı içeriyor. 400 sayfalık iddianameyi de neredeyse bir o kadar olan Aziz Yıldırım'ın savunmasını da okudum ama hiçbir şekilde bir hukukçu gibi her satırı sindirmedim, buna vakit de harcamadım. Basında, orada burada ahkam kesenlerin de sindirmiş olduklarını düşünmüyorum. Aziz Yıldırım'ın savunması dışında avukatlarının söyledikleri, diğer tanık ve sanıklarının ifadeleri, hepsi dava sürecini etkileyecek. Tutukluluk kararı mı? Cuma günü tutukluluk kararının kaldırılacağını hiç zannetmiyorum. Eğer tutukluluk kararı kaldırılırsa zaten duruşmanın seyrinin de çok ciddi anlamda değişeceğini ve hatta iddianame ile ilgili benim üzerinde düşündüğüm iki konudan da dava sonunda aklanacağını düşünebiliriz. Gerçi tutukluluk hali bu durumla ilgili değil organize bir suç örgütü lideri ve mensubu olmakla ilgili ancak ben tutukluluk halinin kaldırılmasının iddia makamı için ciddi bir psikolojik yenilgi olacağı düşüncesindeyim. Kamu vicdanı açısından da en keskin dille Aziz Yıldırım'ı suçlu ilan edenlerin dahi ne diyeceğini bilemediği bir atmosfer yaratır. Herşeye rağmen tutukluluğun devamı kararı alınırsa ki ben bu yönde bir karar alınacağını düşündüğümü belirtmiştim, bunun haklı bir gerekçesi olmadığını vicdanı olan her insan söyleyebilir.

Bu iddianame çerçevesinde de diğer kulüplerle ilgili iddialar hakkında bir yorum yapma gereği duymuyorum. Bence mahkemede gereken yorumları Aziz Yıldırım yaptı. Ama bugün de söylediği gibi herşeyden önemlisi bu işten Fenerbahçe'nin gerçekten tertemiz çıkabilmesi. Hepimizin meselesi de bu. İddiaların hiçbiri ispatlanamadığı sürece bu mesele tüm camia için Aziz Yıldırım'ın arkasında mücadele edeceği bir direniş olmaya devam edecek.

Aziz Yıldırım'ın savunmasının tamamı için:

http://www.fenerbahce.org/fb2008/detay.asp?ContentID=28044
http://www.fenerbahce.org/fb2008/detay.asp?ContentID=28046
http://www.fenerbahce.org/fb2008/detay.asp?ContentID=28063

Kaybedenler Kulübü


İkisi de Madridista, ikisi de yakışıklı, ikisi de ünlü ama ikisi de dünyada iki numara. Dün akşam beraber bir yemek yemişler ve Nike'ın yeni reklamı için biraraya gelmişler. Kaybedenler Kulübü'nün bu iki üyesi arasında en azından La Liga'da bu sezon için Cristiano Ronaldo kazanmaya daha yakın gözüküyor. Rafa ise Novak Djokovic bu formunu sürdürdüğü sürece en iyi ikinci olarak kalmaya mahkum şimdilik.

21 Şubat 2012 Salı

Mahkeme Notları #1


Tarihe not düşmek gerekir Bugün Aziz Yıldırım'ın savunmasına yaklaşık 13:30 itibariyle başlandı. Aziz Yıldırım kimilerine göre dünya bir gaz ve toz bulutuytudan sözlerine başlasa da  3 Temmuz'dan beri konuşamayan, kendisini savunamayan bir kulüp başkanının sözlerini sonuna dek dinlemek gerekir.

Mahkeme salonunda değil de sosyal medyada ve gazetelerin internet sitelerinde takip ettiğim kadarıyla ne yansıdıysa gözlemlerimi özetlemeye çalıştım. Zaten ağzından çıkan herşey de internete anında düştüğü için bir tek vücut dilini görememenin dışında ifade ettiği herşeyi değerlendirme imkanımız var. Bu yazıda suçludur ya da suçsuzdur yargısı yapmadan gelişmeleri değerlendiriyorum bunu da belirtmekte fayda var. Savunmasıyla ilgili genel bir değerlendirmenin ve savunma stratejisi ile ilgili yorumlarımı paylaşmanın dışında bir yargım olmayacak şu aşamada. En azından son söz söylenene kadar.

Savunmasında benim gördüğüm öncelikle bu davada ortaya atılan suçlamaların maksatlı ve belirli çevreler tarafından Türk futbolunu ve Fenerbahçe'yi ele geçirmeyi amaçlayan bir organizayon olduğu yönünde. Bu çerçevede de Aziz Yıldırım oldukça saldırgan bir savunma hazırlamış. Dinlemelerin Aziz Yıldırım ve çevresinde yoğunlaşırken bazı dinlemelerin iddianameden çıkarılması, Türk futbolu temizlenirken dinlemelerin sadece belirli kişiler üzerine yoğunlaştırılmış olması konuşmasının içerisinde bu savını destekleyici ifadeler olarak gösterilebilir. Henüz suçlamaların üzerinden tek tek geçilmediği için biraz karışık ve başı sonu belli olmayan bir konuşma metni gibi gözükse de toparlandığında ortaya çıkan sonuç bu yönde.

Kimi zaman şiirsel ve lirik öğeler taşıyan bir savunma metni, bu kadar uzun süredir yapılan hazırlığın arkasından her kelimesi tartılmış, üzerinde düşünülüp taşınmıştır diye düşünüyorum. Bazı ifadeler yenilir yutulur cinsten değil. Hakikaten Fenerbahçe'yi Cumhuriyet'in bekçisi ve Atatürk'çülüğün savunucuları olarak konumlandırırken, bu iddiayı gündeme getirenleri ise karşıt görüşte kişiler olarak gösteriyor. Şike davasında Emenike, Sivas maçındaki para dolu olarak söylenen biletlerin olduğu çanta gibi örneklerle asıl suçlamalara da atıflarda bulunurken bir taraftan da Sadri Şener-Gökmen Özdemir arasında geçen konuşmalara ve benzeri ilişkilere de dem vurup Fenerbahçe'nin değil diğer kulüplerin bu işin birer parçası olabileceğine dikkat çekiyor. Tapelerdeki tutarsızlıklara dikkat çekiyor ki tüm söylediklerinde doğruluk payı var. Diğer taraftan bir önceki yıl son maçta kaybedilen şampiyonluğu hatırlatarak o dönemde şike yapılmadıysa bu dönemde de yapılmamıştır tezini savunuyor.

Yine bu savunmasında Ozan İpek'in şampiyon olduktan sonra ekranlara yansıyan demeci, meşhur Galatasaray-Strum Graz maç görüntüleri ile şikenin ancak futbolcular ile yapılabileceğini anlatıyor. Nihayetinde bu yaklaşım aslında iddianamenin en zayıf tarafı olan futbolcuların çok az sayıda bu işin içine dahil edilmiş olmasıyla zayıf karnına atılan bir yumruk Aziz Yıldırım tarafından, belki de iddianamenin gerçekten en zayıf bölgesine saldırmış oluyor. Galatasaray-Strum Graz maçındaki görüntüler de bu maçta nasıl bir katakulli olduğunu net bir şekilde gözler önüne sermekte.

İlk gün savunmasında iki önemli noktaya daha değiniyor, birincisi neden şike için verilen paraların görüntülerinin olmadığı ya da benim anladığım kadarıyla suç üstü yapılmadığıyla ilgili, ikincisi ise transfer şikesi diye tanımlanan bir takımla maç öncesinde o takımın futbolcusuna transfer teklif edilmesiyle ilgili iddiaların anlamsızlığa.

Nihayetinde savunma tekniği açısından bir açılış konuşması olarak ben tatmin edici buluyorum. Şu ana kadar ki yorumlarım sadece savunmanın başlangıcı ile ilgili. Savunmanın açılışında dayandırıldığı bazı noktalara katılıp katılmamak konusunda emin değilim. Fenerbahçe'yi ve Türk futbolunu ele geçirmeye çalışan güçler mi var, bu operasyon bir Aziz Yıldırım operasyonu mu, yoksa bir Fenerbahçe ve Türk futbolunu ele geçirme operasyonu mu hep birlikte bekleyip göreceğiz. Ama amaç ne olursa olsun işin ucunun Fenerbahçe'ye fazlasıyla dokunduğu bu yazının son paragrafında okuyacağınız üzere bizzat mahkeme başkanı tarafından teyit edilmiş oluyor.

Günün sonunda çok ağır bir suçlamayla yani çıkar amaçlı suç örgütü kurmakla suçlanan Aziz Yıldırım Fenerbahçe başkanı ve Fenerbahçe başkanı sıfatıyla bu suçları işlemekle suçlandığı noktada savunmasının her metninde Fenerbahçe'nin olması en doğal hakkı. Savunmasınn genelinde izlediği en iyi savunma hücumdur prensibi de yapılabilecek her türlü spekülasyona karşı bence doğru bir tercih.

Benim için günün en çarpıcı diyalogu ise hiç kuşkusuz Mahkeme Başkanı Mehmet Ekinci'nin "İçeride sadece bir Fenerbahçeli istiyorum" demesi üzerine Aziz Yıldırım'ın "Burada yargılanan Fenerbahçe" demesi ve yönetim kurulu ile diğer Fenerbahçe camiasından kişilerin mahkeme salonunda kalmaya devam etmesi. Sadece bu olay bile yargılananın Fenerbahçe olduğunun kanıtıdır. Bu mahkeme kararı ile Aziz Yıldırım suçlu bulunursa Fenerbahçe lekelenir demek değil, ama sorumluluklarından da kaçmamalıdır anlamına geliyor aslında.

Not: Değerlendirmelerim Aziz Yıldırım'ın ilk gün savunmasının saat 17:00'a kadar olan bölümünü içermektedir.

Tombala Tombala

Üç Futbol Efsanesi



Son yirmi yılda Hollanda, Fransa ve Almanya futbolu dendiğinde akla gelecek ilk isimlerin posterleri. En iyisi Dennis Bergkamp'ın ki olmuş.