Araba yoldan çıktıktan sonra yol gösteren çok olur, ya da böyle bir deyimdi. Aslında hiç önemi yok. 90 dakikanın sonrasında tabi televizyon yorumlarını izlememek olmazdı. Katıldığım çok nokta var ama farklı baktığım noktalar da.
Bölüm bölüm bakmak laım maça. Aurelio çıkana kadar olan bölümde 4-1-4-1 sahada futbol kalitesi anlamında çok şey üretemese de Almanya'ya da ürettirmeyen taraftı. Dolayısıyla Berlin'e Almanya'yı devirmeye gitmek gibi bir ütopik düşünceyle gitmediysek bana göre Hiddink doğru şablonu kağıt üzerinde de sahada da ortaya koymuştu. Özer tercihi çok tartışılır, Sabri'nin savunmanın solunda oynaması da Hamit'in bu çizgide kalması da. Ama işledi ilk 24 dakika. Hatta ilk on dakikada topa bir hayli sahip oldu takımımız.
Aurelio'nun sakatlanması sonrasında ise defansın önünde ikili oyun yapısına geçerek Emre-Nuri ile oyuna devam etmemiz takımı oyunun geri kalan bölümünde daha da kısır bir hale getirip hücum etkinliğini bir hayli zayıflattı. Yine de Almanya ilk 45 dakika tamamlanana kadar gol dışında pozisyon bulamadı. Gol de ise biraz şanssızdık açıkçası.
İkinci devrede ise daha fazla yüklenen taraf olmak durtumundaydık. Yüklendik de... Halil ile kaçan pozisyon aklı almaz, hemen ardından Ömer'in bomboş pozisyonda dağlara taşlara vurduğu kafa da. Ancak yüklenmek isteyince de Dünya Kupası'nda İngiltere'nin, Arjantin'in, Avustralya'nın verdiği açıkları hatırlatan görüntüler çıkmaya başladı yavaş yavaş. Almanya'nın Özilmanya'ya dönüştüğü dakikalar da bu anlara denk geldi zaten. Özil açık alanda dünyanın en etkili ve akıllı oyuncularından biri olduğunu kanıtlar şekilde golünü attı, gollük paslar dağıttı, takımı oynattı.
2-0 maçın sonu demekti bizim için, Volkan'ın Klose'ye kaptırdığı top tuzu biberi oldu. Ben takımı yerden yere vurmayacağım. İyi değildik, tercihleri eleştirmek mümkün ama biraz da kötü bir günümüzdü demek daha doğru sanki. Hiddink'in başlangıcı doğru, oyunun gidişatında yaptığı tercihler ise bence de hatalı. İyi de bu adam da Hiddink kardeşim. Futbol adamı denince Sergen gelmiyor ki insanın aklına Hollandalı teknik adam varken.
Bu sonuç resmi olmasa da Almanya'nın gruptan lider çıkması anlamıan geliyor. Şimdi hesaplar en iyi ikinciler arasına girmek üzerine olacak doğal olarak. Ben bu akşam ki oyunu herkes gibi umut kırıcı görmüyorum. İkincilik hesaplarını da...
2012 Avrupa Şampiyonası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2012 Avrupa Şampiyonası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Ekim 2010 Cumartesi
8 Eylül 2010 Çarşamba
Umuda Yolculuk Güzel Başladı
Kazakistan karşısında aldığımız 3-0'lık galibiyet Belçika maçına bir ölçü değildi klişesi çerçevesinde aslında görmemiz gereken nasıl kolay pozisyon verdiğimiz gerçeğini görmezden gelmek olmazdı. Nitekim Kazakistan gibi 5. sınıf bir takıma verdiğimiz pozisyonlar Belçika maçında gol olup döndü kalemize.
Geri gelip maçı verdik, sonra tekrar geri aldık ama açıkçası yediğimiz gollerde ne kadar defansiz zaaflar gösterdiysek Arda'nın galibiyeti getiren golünde de o kadar şanslıydık. Öte yandan koca bir 45 dakika aslında Hiddink'in Tuncay'ı forvete çekip rakibin göbeğini onun yapacağı koşularla dağıtma planı işlemeyince ikinci yarı bu takımın gerçek forveti Semih'e dönmesiyle kalan 45 dakikada atılan 3 gol ise ümit verici bir durum bizim adımıza.
İlk yarıdan tek farkı Tuncay'ı kanata yakın bir pozisyona kaydırıp, Semih'i forvetin en uç noktasına koymak oldu Hiddink'in taktik planında ama işledi. Tuncay rakip defansı kendi üzerine çekerken Semih o alanda etkili olma imkanı buldu.Hücum hattındaki bu hareketlilik Hamit'in de daha fazla alan bulmasına yaradı. Takımın sağ kanadı açısından Gökhan Gönül'ün daha erken girmesi belki de rakibi daha erken çözmek anlamında bir hamle olabilirdi ama geç de olsa bu hamleyi de gördük Hiddink'ten.
Oyuna başlangıcı orta şeker ama müdahaleleri yerinde oldu Hollanda'lı teknik adamın. Velhasıl 6 puan cepte ve Belçika 0 puan ile başladı. Almanya maçından çıkacak bir beraberlik yolu yarılamak anlamına gelir. Şimdi hesaplar tamamen bunun üzerine yapılmalı. Ama defanstaki sıkıntılara acil çözüm bulunması şartıyla. Onur ne kadar yetenekli olursa olsun henüz Milli Takımı'n kalecisi değil. Bunu net bir şekilde gösterdi.
Topun durması bizim için tehlikeli. İlk golde Servet'in Van Buyten'e vurdurduğu kafa kadar Onur'un kalesini her iki golde boşaltması geri dönülmez hatalar. Geri döndüysek şans da yanımızda olduğundan.
7 Şubat 2010 Pazar
2012 Avrupa Şampiyonası Kuralarının Ardından

2010 Dünya Kupası Eleme Grubuna göre daha iyi bir gruba düştük ama o zaman da lokum gibi kura çekmiştik unutmamak gerekir. Doğal favorilerindendir Türkiye bu grubun ikinci torba takımı olarak ve Avusturya'dan da Belçika'dan da çok daha üst düzeydedir futbolun geldiği nokta.
Ama bir parantez açmak gerekir tıpkı Bosna Hersek gibi Avusturya futbolu da son yıllarda bir kıpırdanma içerisindedir. Bu anlamda da aslında Belçika'dan çok Avusturya'yı dikkate almak gerekir.
Diğer gruplara baktığımızda B ve D grubu ilginç gözükmekte. B grubunda Rusya, Slovakya ve İrlanda Cumhuriyeti birinci olabilmek için kıyasıya kapışacaklar. Fransa, Romanya, Bosna Hersek ve Belarus'un olduğu D grubunda sürprizler yaşanabilir. Bana H grubu da karışık geldi. Portekiz kesin favori gözükse de Danimarka , Norveç ve Kıbrıs Rum Kesimi ile ve beşli bir grup olması özelliği ile oldukça karışık bir grup.
Türkiye A grubunda olmasaydı hangisini tercih ederdim. F grubu dışında başka bir grup olmazdı herhalde. Bu nedenle diğer gruplara bakıldığında büyük ihtimalle ikincilikle bitirebileceğimiz bir gruptayız.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

