20 Aralık 2008 Cumartesi

Şampiyonlar Ligi Eşleşmeleri: Morinho Fergi'ye Karşı



Jose Morinho'nun karnesinde Premier Lig'de alınan 6 galibiyet oldukça parıltılı duruyor Alex Ferguson'a karşı. Bu dönemde Chelsea ile Manu 4 kez berabere kalırlarken kırmızı şeytanlar sadece 1 galibiyet alabildiler.
2004'te Premier Lig'e gelmeden önce Morinho Porto'nun başındayken aldığı 2-1'lik galibiyeti ve rövanştaki Costinha'nın son dakika golüyle biten 1-1'lik maçı da eklediğimizde ibre tamamen Morinho'dan yana dönüyor.



Bu eşleşmede Manchester United hiç kuşkusuz favori olan taraf. Zaten Ferguson Milano'da kendileri için avantajlı skoru alıp gelmek niyetinde olduğunu açıkladı MUTV'de. Daha önceki Porto eşleşmesinden sonra Morinho'ya karşı yoğurdu üfleyerek yemek istiyor.



Fabio Capello'nun deyimiyle üç İngiliz ve üç İtalyan'ın eşleşmesi ne kadar acımasızca olsa da bu eşleşmelerde işi en zor gözüken kişi Morinho olabilir. Inter her ne kadar Serie A'da 6 puan farkla liderliğini sürdürse de Morinho ile Milano takımı arasında bir kan uyuşmazlığı olduğu da gerçek. Bunu Şampiyonlar Ligi'ndeki maçlarda daha rahat görme imkanı bulduk.

Eğer bu formunu devam ettirirse, günden güne daha iyiye giden Manchester karşısında Morinho'nun ince futbol zekasının ve taktiklerinin, Ibracadabra'nın akıl almaz gol vuruşlarını n pek şansı olmayacaktır. Ibracadabra için artık uluslararası arenada kulüpler düzeyinde başarı yakalama zamanı geldi de geçiyor bile ve sırf bu yüzden üzerinde oluşacak baskı da Inter adına olumsuz bir durum.



Öte yandan Manu da hiç problemsiz değil. En büyük sorun artık yılan hikayeine dönen Cristiano Ronaldo'nun Real Madrid'e gidip gitmeyeceği hikayesi. Geçtiğimiz günlerde Ronaldo'dan bunu yalanlayan bir açıklama geldi ama spekülasyonların futbolunu etkilemediğini kimse söyleyemez. Yine de Manu'nun Inter'e karşı daha fazla silahı var ve bu turu geçecek güçteler.

19 Aralık 2008 Cuma

Şampiyonlar Ligi Kuraları Çekildi




Chelsea - Juventus

Villarreal - Panathinaikos

Sporting - Bayern

Atletico - Porto

Lyon - Barcelona

Real Madrid - Liverpool

Arsenal - Roma

Internazionale - Manchester United

Müthiş bir Morinho - Alex Ferguson hesaplaşması bizleri bekliyor. Bu arada 3 İtalyan takımı ile 3 İngiliz takımının hesaplaşmasında bakalım kimler ayakta kalacak. İspanyollar şanslı kura çektiler. Dörtte dört yapmak için Real Madrid'in performansını bekliyor olacaklar. Almanlar için de iyi kura, bir sonraki turda Bayern Almanya'yı temsil etmeye devam edecek gibi gözüküyor.

La Liga'dan Premier Lige Mesaj


2006 Dünya Kupası'nın en başarılı sağ kanat savunucusuydu. Daha sonra ağır bir sakatlık geçirdi ancak bu sezon Valencia formasıyla ismi tekrar gündeme gelmeye başladı.

Portekiz'li yıldız Miguel İspanya'da Valencia forması altında oynamaktan ve burada yaşamaktan memnun olduğunu açıklamış. Ama hemen arkasından birçok futbol kulübü tarafından takip edildiğini ve Premier Lig'in kendi futbol stiline en uygun lig olduğunu söylemiş.

Sanırım Miguel Portekiz Milli Takımı'ndan hocası olan Scolari'ye bir mesaj gönderiyor. Bakalım sezon sonunda Miguel'i Chelsea ya da bir başka Premier Lig takımından görebilecek miyiz?

18 Aralık 2008 Perşembe

Real Madrid Transfere Doymuyor



Los Blancos Barcelona maçı sonrası hayalkırıklığını unutturmak için müthiş bir transfer atağı başlattı. Şimdilik ayyuka çıkan haberler şöyle:

Lassana Diarra: Porsmouth yönetimi tarafından da teyit edildi. İmza atması an meselesi. Dile getirilen rakam Real Madrid'in bonservis için 20 milyon Euro ödeyeceği şeklinde.

Cristiano Ronaldo: Bu adam Real Madrid'e gitmeden dedikodusu bitmeyecek. Bu sene sergilediği performansa bakınca Ronaldo'nun da artık Manu'da gönülsüz oynadığını düşünebiliriz. 2009'un yaz aylarında mor-beyazlı formayı giyecek gibi gözüküyor.

Kun Aguero: Evet, yeni dedikodu bu... Maradona'nın damadı, Messi'nin Milli Takım'daki yeni partneri 60 milyon Euro'luk bir bonservis bedeliyle önümüzdeki sezon Real Madrid'e transfer olabilir. En sıcak dedikodu bu şu anda İspanya basınında yeralan.

Ekonomik krizin 2009'da iyice kendini hissettireceği bir ortamda Real Madrid bir kalemde 150-200 milyon Euro'yu harcayacak gibi.
Ne diyelim zenginin malı züğürtün çenesini yorarmış ne kadar doğru bir laf...

Beckham'lara Hızlı İtalyanca Kursu



http://www.goal.com/ web sitesinden alıntı. Sitenin editörleri Beckham'ın Milano'ya biran önce ayak uydurabilmesi için hızlandırılmış bir İtalyanca programı hazırlamışlar. İlk başta en çok ihtiyaç duyacağı ifadelerden bazıları şöyle;

1) Scusa, Pirlo, tiro io questa punzione.
Excuse me, Pirlo, I'll take this free kick.

2) Mi dispiace bella, sono sposato. Ma Pato non è . . .
Sorry, beautiful, I'm married. But Pato isn't .
3) Sono sicuro che fai un caffe espresso molto buono, ma riesci a farmi un te?
I'm sure you make a very good espresso, but can you make me a spot of tea?

4) Per favore, posso restare qui al Milan?
Please can I stay here at Milan?

5) Signore Capello e' un grand'uomo, un uomo importante, un uomo intelligente. E anche bello.
Mr. Capello is a great man, an important man, an intelligent man. And good-looking, too.

6) E' strano, ma Pippo Inzaghi e' molto meglio di Alan Gordon.
It's strange, but Pippo Inzaghi is much better than Alan Gordon.

7) Dove' il negozio di Armani?
Where's the Armani store?

8) Aspetta. Veramente vi piaceva Ruud Gullit?
Hang on. You guys actually liked Ruud Gullit?

9) Non sono qui solo per vendere magliette. Non sono qui solo per vendere magliette. Non sono qui solo...
I'm not here just to sell jerseys. I'm not here just to sell jerseys. I'm not here just...

10) Dai, ragazzi - datemi il pallone!
Come on, guys - pass me the ball!

Bir cümle de Victoria için bizden:-) Biraz yarım İtalyancam var ama bu cümleyle ne yapmak istediğini kesin anlatır.



I want to go to Armani too. And Versace, and Gucci, and Dolce&Gabbana, and Prada...

Anche voglio andare il negozio di Armani. E Versace, e Gucci, e Dolce&Gabbana, e Prada...

17 Aralık 2008 Çarşamba

Oy Tombulum Tombulum Golleri Sırala Tombulum



95 kiloyu deviren Ronaldo bu kilosuyla bile saha içinde olmasa da saha dışında kıvrak çalımlar atabiliyor. Flamengo ile aylarca antremanlara çıkıp Corinthians'a imza atınca Flamengo taraftarlarının ve kulüp yetkililerinin ağır eleştirilerine maruz kalan Ronaldo'nun neden Corinthians'ı tercih ettiğini galiba anladım.

Corinthians teknik ekibi Ronaldo'ya Christmas tatili boyunca yeme içme konusunda izin vermişler. Bu dönem süresince Ronaldo dilediğince yiyip içebilecek ve döndüğünde sıkı bir antreman ve diyet programına tabi tutulacak. Sağ dizi başta olmak üzere fiziki bir programa girecek olan Ronaldo'nun Christmas tatili sonrası boğazına nasıl hakim olabileceğini düşünemiyorum.

Bir ara Beşiktaş'ın ilgilendiği iddia edilen Ronaldo'nun bu olasılık gerçekleşseydi Çarşı tribünlerinden nasıl bir şarkı ile tribüne çağırılacağını duyar gibiyim:

"Oy tombulum tombulum, golleri sırala tombulum".

Serie A'da İşler Karışık


La Liga'da haftasonu oynanan El Clasico'dan sonra artık herkes Barcelona'nın şampiyon olduğunu düşünüyor. Geriye kalan 5 takım için ise Şampiyonlar Ligi'ne kalabilme mücadelesi olacak.

Öte yandan Serie A'da Inter'in 6 puan farkla liderliği devam ederken Juventus (The Old Lady)sezona o kadar parlak başlayamasa da gün geçtikçe hem kendi liginde hem de Şampiyonlar Ligi'nde iddiasını artırmakta. Haftasonu 4-2'lik Milan galibiyeti Fabbio Capello'yu da etkilemiş olacak ki o da Serie A'da Juventus'a dikkat edilmesi gerektiğini söyleyen açıklamalar yapmış.


Capello'ya göre "Onlar asla teslim olmazlar ve sonuna kadar savaşmalarına imkan veren şaşırtıcı bir karaktere sahipler."

Fabio Capello'ya katılmamak mümkün değil. Inter'in Şampiyonlar Ligi'ndeki performansını izledikten sonra takımın performansının Zlatan, Maicon gibi birkaç oyuncunun sırtına bindiği daha net görülüyor. Morinho'nun elindeki sihirli değnek sadece Ibracadabra olunca ve yükün büyük bir bölümü Maicon gibi birkaç oyuncunun sırtına binince ibre yavaş yavaş form durumunu günden güne artıran yaşlı kadına dönmeye başlıyor.


Raineri her ne kadar yaşlı kadının şampiyonluk iddiasındaki en zayıf halka da olsa 2 sezon önce Serie A'dan düşürülen Juve takım kurgusu ve takım içindeki dengelere baktığımızda şu anda rakibinden daha iyi durumda. Bu birlikteliği sürdürebildikleri sürece, ki Fabio Capello'nun dediği gibi onlar sonuna kadar savaşır, Ronaldo'lu Inter'in elinden son hafta aldıkları şampiyonluk gibi ligin son haftasının son saniyesinde bile ligin zirvesine ulaşacak performansı gösterebilirler.
Bakalım Ibracadabra'nın büyüsü ligin sonuna kadar Nerazurri'yi taşıyabilecek mi yoksa Del Pierro'nun önderliğinde Amauri'nin golleriyle Bianconeri mi ipi göğüsleyecek?

16 Aralık 2008 Salı

Alex Üzerine Oyunlar



2007-2008 sezonu tamamlandığında 189 maçta 93 gol ve 101 asist ile Türkiye Süper Ligi'nin gelmiş geçmiş en iyi istatistiğine sahipti. Fenerbahçe'de hiçbir sezonda tüm lig ve kupa maçları dahil sakatlık nedeniyle kaçırdığı maç sayısı bir elin beş parmağına ulaşmayan, devamlılık konusunda ciddi istikrara sahip bir oyuncu Alex.

Avrupa Kupası maçlarında etkili olmadığı söylenir hep. Bunun için de istatistiklerine bakmak gerek aslında. Yine bu seneye kadar oynadığı 24 maçta 9 gol 13 asistle parıltılı bir tablo koyuyor önümüze. UEFA Kupası'nda da 9 maçta 2 gol ve 4 asistlik bir istatistiğe sahip.



Bu yıl ki rakamları bu performansını biraz daha aşağı çekmekte ama bunun nedenleri sezon içerisinde yaşadığı sakatlıkla birlikte, oyun düzeni içerisinde ceza sahasından uzaklaşması ve Fenerbahçe'nin genel form durumu ile ilgili daha çok.

Bugün gelinen noktada ise bu tablonun önceki yıllara oranla aynı parıltıyı göstermemesi nedeniyle ciddi eleştiriler alıyor Gündelikçi Futbol Basını'dan (Gündelikçi Basın olarak bahsedeceğim artık futbol yazanlardan). El insaf! Bunun altında popülist yorumlar olduğu kadar yönetime yakın olmaya çalışan ve onların sözcülüğünü yapanların da olduğu kanaatindeyim ama bu konuyu daha sonra açacağım.



Önce şu tespiti yapalım. En çok eleştirildiği Avrupa Kupası maçlarında dahi önemli bir istatistiğe sahip olan bu adamın Fenerbahçe'yi üst düzeye çıkaramaz iddiasına karşılık neler yaptığını geçen sezon izledik. Demek ki takımın performansı iyiyse Alex'in verimi de bir kat daha artıyor. Alex'in performansını eleştirenler aslında takım performansını kişilerin performansının altında tutanlar. Kimse bana Messi'nin, Henry'nin ya da zamanında Zidane'ın adam kovaladığını, sürekli rakibe bastığını söyleyemez. Kimse Alex'in en az onlar kadar hücumda koşmadığını, topla dribling yapmadığını ya da öldürücü goller ve paslar atmadığını da söyleyemez. Tabi ki biraz önce saydıklarım birinci sınıf futbolcular kategorisinin en üst basamağındakiler. Ama özünde futbola bakışlarında bir farklılık yok. Herkes bir Kaka'ya sahip olmak ister devamlı ileri geri gidip gelen. Ama herkes iyi bir Ronaldinho'ya da sahip olmak ister. Yaratıcılık anlamında Alex'in vasıflarının çok üst düzeyde olduğunun farkına varmamız gerekiyor. Alex'in olmadığı bir Fenerbahçe ve Süper Ligi'nde sıradanlaşacağının.



Peki bu yaygarayı koparan ve yönetime yakın Gündelikçi Basın neden daha güçlü yıpratma telaşı içerisinde Alex'i. Aslında sorun Kezman'ın Fenerbahçe'ye gelmesine kadar uzanıyor. Yıllık 3,5 milyon Euro civarında bir paraya imza atan Kezman Fenerbahçe'de dengelerin alt üst olmasına neden oldu. O döneme kadar yıllık 1,5 milyon Euro'ya oynayan Alex'te zam istedi ve istediğini aldı. Aurelio ise istediğiyle kaldı ve Real Betis'in yolunu tuttu. Bu sezon başına geldiğimizde har vurup harman savuran Fenerbahçe yönetimi bir rivayete göre Guiza, Arogones ve Emre için 120 milyon Euro'luk bir taahhüdün altına girdi. Üstelik Roberto Carlos için de ödenen paranın yıllık 5-6 milyon Euro olduğundan bahsediliyor. Bu rakamlar gerçeğin üzerinde de olsa Fenerbahçe içerisinde dengeleri alt üst ettiği bir gerçek. Sezon sonu geldiğinde yönetim için bir karar aşaması sözkonusu olacak. Bu maliyetleri kendi eliyle kabartan yönetim bir taraftan Avrupa'da yakalanamayan başarı diğer taraftan olası lokal başarısızlık karşısında taraftardan gelen Fenerium ve stad gelirlerinde, yine muhtemel başarısızlık karşısında Şampiyonlar Ligi'ne gidemeyecekleri için buradan kazandıkları gelirlerde, Ligdeki başarısız tablo nedeniyle naklen yayın gelirlerinde ciddi bir kayba uğrayacaklar. Bu gelir kaybına karşı alınacak tedbir ise sözleşmesi biten yüksek maliyetli oyuncularla yolları ayırmak. Bunların başında da Alex geliyor. Alex'in gidişi için kamuoyu ikna edilirse zaten diğerlerinin gönderilmesi o kadar sorun olmayacak, tepki de çekmeyecek. Durum aslında bundan ibaret...

Gündelikçi Basın bu duruma çanak tutarak aslında yönetimin ekmeğine yağ sürüyor. Bu durumdan faydalanacak bir takım varsa hiç kuşkunuz olmasın ki Beşiktaş olacaktır. Sezon sonunda Alex ile sözleşme yenilenmemesi durumunda Alex'in istediğini Demirören gözünü kırpmadan verecektir. Böylece Alex'i de Nobre ile birlikte siyah beyazlı forma ile izlemek durumunda kalacağız. Aynı başarıyı Beşiktaş'ta da yakalar mı bilinmez ama Fenerbahçe'nin böyle bir senaryo karşısında çok şey kaybedeceği kesin. Fenerbahçe'nin yeni bir Alex bulmasının mümkün olmadığı da. Yeteneklerini abartmıyorum, yeteneklerini abarttığımı düşünenlerinde attığı ve attırdığı tüm golleri oturup bir kez izlemesini öneriyorum.

Alex son yıllarda uluslararası düzeyde futboldan aldığım zevki kat be kat artıran oyuncular listesinin başında geliyor. Tabi ki ondan daha iyiler var ama onun kadar zeki ve yaratıcı futbolcu sayısı kaç tane sorusuna cevap verdiğimiz zaman değerini daha net anlamış olacağız kanaatindeyim.

15 Aralık 2008 Pazartesi

Rekabetin Unutulmaz Golcüleri



Beşiktaş ile Galatasaray arasındaki derbi maçlarındaki ilk golü 22 Ağustos 1924'te Beşiktaşlı Refik Osman Top atarken, Galatasaray'ın ilk golünü ise 31 Temmuz 1925'de Taksim Stadı'nda yapılan ve sarı-kırmızılı takımın 6-2 kazandığı maçta Leblebi Mehmet kaydetti.



Beşiktaş'lı 'Baba Hakkı, 61 maçta attığı 29 golle Beşiktaş-Galatasaray derbilerinin en golcü futbolcusu, yine Beşiktaşlı Şeref Görkey, 63 maçta 26 golle 2. sırada yer alıyor. Beşiktaş'ın bir başka unutulmaz golcüsü Feyyaz Uçar'ın da Galatasaray'a 18 golü bulunuyor.


Galatasaray cephesinde Gündüz Kılıç, 31 maçta 21 golle Beşiktaş'a en fazla gol atan sarı-kırmızılı futbolcu. Kılıç, 30 Haziran 1940'da Şeref Stadı'ndaki 9-2'lik tarihi maçta da Beşiktaş filelerine attığı 5 gol ile bir maçta en çok gol atan oyuncu unvanına da sahip.

Galatasaray-Beşiktaş Derbisindeki En Farklı Skorlar


Galatasaray en farklı galibiyetini 30 Haziran 1940'ta Milli Küme maçında 9-2 ile elde etti ve bu skor rekabetin en farklı sonucu olarak tarihe geçti. Beşiktaş ise 18 Mart 1933 ve 29 Aralık 1940'da 5-0'lık skorlarla rakibine karşı en farklı galibiyetlerini almış oldu.

Turkcell Süper Lig'de Bir Derbi Haftası Daha

Evet İspanya ve İtalya'dan sonra bu hafta Galatasaray-Beşiktaş maçıyla ligimizde derbi haftasını yaşıyor olacağız. Derbi öncesi puan durumu şu şekilde; Galatasaray 30 puanla üçüncü sırada ve zirvenin 1 puan gerisinde, Beşiktaş ise 28 puanla altıncı sırada. Evet, altı takımdan en üstteki ile en alttaki arasında sadece 3 puan fark var.

Derbi tarihine baktığımızda Beşiktaş ile Galatasaray arasında ligde yapılan 98 karşılaşmada da sarı-kırmızılı takımın üstünlüğü bulunuyor. Ezeli rakiplerin lig mücadelelerinde Galatasaray 34, Beşiktaş ise 27 kez sahadan galip ayrıldı. Taraflar 37 maçta da eşitliği bozamazken, Cimbom'un 113 golüne, Kara Kartallar 101 golle karşılık verdi.

Ezeli rakipler Beşiktaş ile Galatasaray, bu hafta yapacakları Turkcell Süper Lig maçıyla birlikte 322. kez karşı karşıya gelecek. Taksim Stadı'nda 22 Ağustos 1924 tarihinde Beşiktaş'ın 2-0 galibiyetiyle başlayan 84 yıllık rekabette, geride kalan 320 maçın 111'ini Galatasaray, 102'sini Beşiktaş kazanırken, 107 karşılaşma da beraberlikle sonuçlandı. Sarı-kırmızılıların 446 golüne, siyah-beyazlılar 424 golle karşılık verdi.

14 Aralık 2008 Pazar

Alex Beşiktaş'ta


Çok yakında... Alex üzerinden Fenerbahçe yönetimi ve medyadaki kalemşörler göz göre göre nasıl bir oyun oynuyorlar yazacağım. Sezon sonunda olacakların şimdiden altyapısı hazırlanıyor Fenerbahçe'de ve Fenerbahçe basınında...

Torino'da Gol Sağanağı

Goller yağmur gibi geldi, sanırsınız ki Cumartesi akşamı izlediğimiz maç Juventus-Milan, Pazar akşam ki ise Barcelona-Real Madrid. Ama beklentilerimizin tersi oldu ve daha heyecanlı ve pozisyon zenginliği olan maç Torino'da Della Alpi'de gerçekleşti.

Maçın ilk yarısının sonlarına doğru yetiştiğim için genel bir kritik yapmayacağım. Amauri oyunu 3-1'e getirdi devrede bu şekilde bitti. İkinci yarıda Milan biraz maça asılınca Ambrossini ile 3-2'yi yakalasa da Zambrotta'nın oyundan atılmasıyla oyunun kontrolü tamamen Juve'ye geçti. Amauri bir boğa gibi Sisokko'dan aldığı topu kafa ile önüne indirip bu sezon ki onuncu golünü atmasıyla da sonuç belli oldu. Hemen ardından Del Pierro'nun kaçırdığı bir gol vardı ki ay ay ayy! denecek cinsinden top direkte patladı.


Juventus zirve takibini sürdürmeye devam ederken Milan ve Ancelotti için daha zor günler başladı. Zirvenin 9 puan gerisinde önemli bir dezavantaja sahip Milano ekibi. Daha da kötüsü sakatlıklardan beli bükülen Milan'da Kaka küskün, Ronaldinho huzursuzluğun kaynağı (ortada görünen birşey yok ama Ronaldinho'nun Milan'da çok da istenmediği hissine sahibim) ve Sheva tükenmek üzere.




Çok Az Kalmıştı

Real Madrid seksen dakika direndi, Metzelder-Cannavaro tandemini solda Ramos, sağda ise Salgado ile dörtleyerek kurduğu defans bloğunun önünde Gago ve Guti ile neredeyse pozisyon vermediler ilk yarı boyunca.

Rakiplerinin işini 15-20 dakikada bitirmeye alışan Barcelona, mor portakalların kendi sahalarını onbir oyuncuları ile parsellemesiyle, Toure, Abidal ve Puyol'un göbeğe doğru yaptığı driblinglere bıraktı birara gol umudunu. Aslında El Clasico Real Madrid'in adı gibi güçlü olmaması nedeniyle klasikleşmiş seyir zevkinden uzaktı. Ama Real Madrid'in de sahaya çıkan kadrosuyla daha fazlasını yapması beklenemezdi.

İkinci yarının ortalarından sonra iyice bastırmaya başlayan Barcelona Salgado'nun oyuna sonradan giren Busquets'i düşürmesiyle kazandığı penaltıyı Eto ile ya da Cassilas'ın muhteşem uzanışıyla da harcayınca maçın artık beraberliğe doğru gittiğini iyiden iyiye düşünmeye başladık. Real Madrid'ten zaten gol falan beklemiyorduk ki nitekim ilk yarıda maçın en net pozisyonunu da Drenthe ile harcamışlardı. Penaltıdan sonra Cassilas birkaç kritik kurtarış daha yapınca bu iş bitti dedik. Ama sahneye ikinci yarı başlarken kolunda Capita bandıyla gözüken Puyol çıktı. Xavi'nin kornerinde Ramos'un üzerinden indirdiği topa Eto'nun dokunuşuyla Real Madrid'in direnişini sona erdirdiler.

Messi'nin son dakikada attığı gol ise Real Madrid'li futbolculardan maç boyunca yediği tekmelerin hıncını alışıydı adeta. Cannavaro nefis geldi ama son hamlesini ayarlayamayınca topu kesemedi ve kale direğine tosladı.

Şimdi puan farkı onikiye çıktı ve kapanması neredeyse imkansız bir hal aldı. Barcelona daha ligin ilk yarısı bitmeden şampiyonluğunu ilan etmiş gibi artık. Bu rahatlıkla birlikte Şampiyonlar Ligi'nde de finale adlarını yazdıracaklarını düşünüyorum. Ronaldinho'nun gidişinden sonra durulan sular Guardiola önderliğinde rüya kadrosuyla hem La Liga'da hem de Şampiyonlar Ligi'nde çifte kupaya doğru koşuyor.

12 Aralık 2008 Cuma

İtalya'da Kader Haftası


Bu haftasonu futbol heyecanımız İspanya'daki El Clasico ile birlikte İtalya'da da Juventus-Milan maçıyla doruğa çıkacak. Ortada kaybedenin zirve hesaplarını tekrar gözden geçirmek zorunda kalacağı, belki de artık zirve hesaplarının yerini Şampiyonlar Ligi'ne kalabilme üzerine matematiğin alacağı bir durum var. Ama bu maç bana fazlasıyla beraberlik kokuyor.

Ortada El Clasico'da olduğu gibi net bir favoriden sözetmek mümkün gözükmüyor. Her ne kadar Gattuso Juventus'un hakkını verse de ve maçtan galibiyetle ayrılmak için ellerinden geleni yapmaları gerektiğini söylese de ortada bir gerçek var ki iki takım arasındaki puan durumunun eşitliği aynı performansı Juventus'un da ortaya koyması gerektiğini net bir şekilde gösteriyor.

Juventus hafta içi Bate karşısında fazla sıkmadı ve haftasonunu düşündü. Kadro olarak bu maça daha hazırlar çünkü Milan'da Ronaldinho'dan sonra oturmayan pek çok şey var. Kaka bu durumdan şikayetçi ve oynadığı yerden memnun değil. Tıpkı Alex gibi o da rakip ceza sahasına uzak kalmaya başladı. Bu durum İtalyan basınınca sıkça eleştiriliyordu ama Kaka da bu hafta aynı konuyu dile getirdi.

Takımdaki sakatlık sayısının fazla olması bir başka handikap ve üstelik defans hattını güçlendirmek için Flamengo'dan daha önce başarısız bir Avrupa deneyimi olan Thiago'yu transfer ettiler ama onu da Avrupa pasaportu taşımadığı için önümüzdeki sezondan önce kullanamayacaklar.

Juventus cephesinde sular daha durgun, hafta içi kendilerini fazla sıkmadıklarından bahsetmiştik, zaten grubu da lider bitirmeyi garantilemişlerdi. Real Madrid'teki deprem onlara yaradı ve kendilerini rahat bir şekilde grubun zirvesinde buluverdiler. Raineri maç stresini futbolcularının üzerine yıkmamak için maçın o kadar da önemli olmadığını kaybedenin ligden kopmayacağını belirten ifadeler kullanıyor olsa da bu aslında onun endişe duyduğunun ispatı.

Her iki teknik direktör için de yerlerinin sallantıda olduğu zaman zaman dile getirilmekte. Önümüzdeki yıl her iki ekibi de farklı teknik direktörlerle izleyebiliriz. Ama bugün Raineri ve Ancelotti düellosunda alınacak sonuç şimdilik her iki teknik adam açısından da bir tehdit oluşturacak gibi durmuyor.

Legrotagglie aslında özetledi bu maçın sonucunu: Her iki takımda aynı seviyede. Yani bu haftasonu İtalya'da testilerden biri kırılmayacak ve puanlar paylaşılacak.

11 Aralık 2008 Perşembe

Gidenlerden Diye Bir Şarkı

Fenerbahçe'den ayrılan futbolculardan bir onbir kursak ligin zirvesine oynar demiştik ya, işte bu onbir: Gerçi Ümit Özat'ın sağlık durumu belirsiz ve mecburen forvette Kezman'a yerverdik ama bu takım yine de ligin tepesine oturur.

Hangi Yönetim Başarılı

Uzun zamandır Galatasaray ve Trabzon hakkında yazı yazmadım, bunda birinci nedenim Galatasaray'ın istikrarsızlığı ve Trabzon'un henüz yeni bir takım kimliğine sahip olamasıydı.

Önce Galatasaray'a bakalım. Topa basamayan presten yoksun dengesiz kadro yapısından kaynaklanan sorunlar Mehmet Topal ve Barış'ın dönüşüyle sona erecek gibi gözüküyor. Kalli'nin gönderilmesi ve şampiyonluğun yönetimin bu kararına maledilmesi ne kadar yanlışsa, Kalli'nin geri getirilmesi ve Skibbe'nin ondan faydalanacak olması o kadar sihirli bir dokunuş Adnan Polat yönetimi tarafından. Şampiyonlar Ligi'ne veda ettiler ama artık taşlar daha bir oturmaya başladı. Bence doğru yoldalar ve bu yılın en başarılı iki yönetiminden biri Galatasaray yönetimi.

Diğeri ise Trabzonspor yönetimi tabi ki. Takımı bütçelerine uygun bir şekilde Turkcell Süper Ligi'nin kalburüstü oyuncuları ile takviye ettiler. Adını sanını duymadığımız birkaç iyi oyuncuyu ilk onbir monte ettiler ve Ersun Yanal'ın arkasında durdular. En önemlisi Trabzon'u dördüncü büyük olarak tekrar Türk futboluna hediye etmiş gözüküyorlar.
Herkes Beşiktaş'ın kadro zenginliğinden bahsediyordu ama görüldü ki Trabzonspor'un daha dengeli bir onbiri var. Sadece biraz daha kadro derinliğine ihtiyaç duyuyorlar. Herkes Fenerbahçe'nin ulaştığı mali güçten ve Galatasaray'ın maddi sorunlarından bahsediyordu ama parayı harcamayı daha iyi bilen yönetimin Galatasaray yönetimi olduğu da görülüyor.

Andersen'den Masallar


Fenerbahçe Kiev'deki buz dansında sınıfta kaldı ve yerli basının Andersen'den Masalları başladı. Neymiş efendim Alex dahil bu yabancıların hepsi gitmeliymiş. Avrupa'da Şampiyonlar Ligi düzeyinde yetersiz kalınıyormuş. Sanırsınız geçen sene bu takımı başta Alex ve Deivid olmak üzere taşıyan yabancı futbolcular bunlar değil.

Barcelona'dan Messi ve Etoo'yu çıkarın bakalım neler oluyor. Benzer bir durum Aurelio'yu kaybeden ve Semih'ten sezon başından beri verim alamayan Fenerbahçe içinde geçerli. Sorun kadronun yetersizliği ve bunda Josico ve Maldonado gibi vasat yabancıların ve yine vasat yerlilerin payı büyük. Ama sanki sezon sonundaki yüksek maliyetlerin kılıfını hazırlamak için ülke medyası Aziz Yıldırım'a kılıf hazırlama telaşında.

Fenerbahçe camiası Rüştü dahil gönderilenlerin cezasını çekiyor. Aziz Yıldırım Fenerbahçe'nin minaresini çalarken basının kılıfını hazırlaması bana ilerisi için hiç de iyiye alamet gelmedi açıkçası. Suçu sahadakilerde değil Şampiyonlar Ligi'nde bu takımın oyuna Maldonado, Ali Bilgin ve İlhan gibi oyuncuları değiştirtmek zorunda bırakanlarda aramak gerek.

Acaba Fenerbahçe yönetimi bu yenilgi sonrası nasıl bir demeç verecek? Yoksa basında ilerleyen günlerde yine futbolcuların Aziz Yıldırım'a borcunu ödemesi gerektiği edebiyatını mı okuyacağız? Hatalıyız demek bu kadar mı zor?

10 Aralık 2008 Çarşamba

Kayıp Takım Real Madrid

Schuster'in Nou Camp'da hiç şansları olmadığını ifade eden açıklaması sonrasında Real Madrid cephesinden Schuster'in görevine son verildiği ve yerine Juande Ramos'un getirildiği basına duyuruldu.
Ne var ki bu değişiklik istikrarlı olan tek şeyin istikrarsızlık olduğu Madrid takımında bu senenin tarihte kayıp bir yıl olarak kalmasını engelleyemeyecek gibi gözüküyor. Nasıl derler: Varlık içerisinde yokluk çekiyor Real Madrid. Mor menekşelerden portakallara dönen İspanyol ekibi Barcelona'nın 9 puan gerisinde bu haftasonu rakibine konuk oluyor. Son haftalarda Barcelona'nın form durumu da gözönüne alındığında hiç şansı yok gözüken Real Madrid için umut varsa bu Raul'un yenmeye gidiyoruz diyerek verdiği iddialı demeç ve futbolcuların 3-1 sonrası Sevilla karşısında ikinci yarıda isyan bayrağını açarak maçı 3-3'e getirmeleri. Hatta Robben'in itirazları sonrasında atılmasıyla sonuçlanan o pozisyonda Palop'un hareketine penaltı verilse idi galibiyeti de alabilirlerdi. Ne var ki on kişi kaldıktan sonra son dakikalardaki gole engel olmayarak Sevilla'ya 4-3 ile boyun eğdiler.

El Clasico tarihinde çok büyük maçlara gebe bir derbi. Bu sefer tarihe nasıl bir sonuç yazılacak bilemeyiz ama tarihinin en önemli skorlarından birini izleyecekmişiz gibi geliyor. Ya Barcelona bir başka Madrid takımı Athletico karşısındaki gibi çarpıcı bir sonuca imza atacak ya da mor portakallar Sevilla maçının ikinci yarısındaki gibi hangi kulübün formasını giydiklerini tekrar hatırlayacaklar.



1 Aralık 2008 Pazartesi

Pamuk İpliği


Fenerbahçe'nin ligde iddiasını sürdürmesi pamuk ipliğine bağlıydı, Beşiktaş bu maçı kaybederek Fenerbahçe'nin lig yarışından kopmasına gönlünün razı olmadığını gösterdi.

Herkes Colin Kazım mı yoksa Deivid mi oynayacak diye tartışadursun DEDE tüm yorumcuları yanılttı ve her ikisini de sahaya sürerek cüretkar bir takım tertibi oluşturdu. Nitekim bu anlayış aslında orta sahada topa baskı yapacak bir düzenden bir hayli uzak olduğu için aslında daha etkili bir Beşiktaş izledik maçın ilk bölümünde. Mustafa Denizli için herkes Holosko ve Bobo'dan birini neden oynatmadığına dair eleştiriler getiredursun esas felaket defansif hattaydı. Fenerbahçe adına da Beşiktaş adına da defansın arkasına atılacak toplar tehlikeyi oluşturacaktı, öyle de oldu. Fenerbahçe önce Guiza ile yokladı, sonrasında kornerden gelen ortaya Selçuk'un klasikleşmiş ön direk koşusu ile öne geçti. Elli kere duran toplara çalışan Beşiktaş, ellinci kez bir duran top organizasyonuna engel olamadı. Hata büyük oranda İbrahim Toraman'a ait ama Rüştü'nün havayı döven çıkışı da bir başka dikkat çekici nokta bu gol de. mustafa Denizli'nin takım tertibinin doğru olduğunu kırmızı karta kadar ortaya konan futbol ispatlayabilir ama eksik kalan Beşiktaş'ın bu noktadan sonra bir kanadı kırıldı. Holosko'yu ya da Bobo'yu ilk onbirde kullanabilirdi ancak bu durumda ya Nobre'yi oynatmayacaktı -ki bence Nobre oynamalıydı- ya da orta sahadan feragat edecekti ki sahaya sürdüğü orta saha kurgusu yenik duruma düşmelerine rağmen Fenerbahçe'den daha etkili bir oyun düzeni yakalamıştı.

Defansın arkasına atılan toplardan bahsetmiştik ama bu topları kalecilerin atacağı pek aklımıza gelmemişti. Zeminin ıslaklığı kalecileri birer orta saha virtüözü haline getirdi. 70-80 metrelik iki top ardarda önce Fenerbahçe sonra da Beşiktaş fileleri ile buluştu. İlk golde Gökhan Gönül'ün yerini kaybetmesi ikinci golde ise Zapo'nun topa yere düşmeden müdahale etmemesi de bu gollerin hazırlayıcısı oldu. Kırmızı karta kadar bol gollü bir derbi vaadeden maç ikinci yarıda daha durağan ve sıkıcı bir hal aldı. Yine de Fenerbahçe birara Guiza ile kaçırdığı golleri arayacak durumlara düştü. Guiza için ayrı bir parantez açmak lazım. Bence Kezman'ın fizik olarak daha güçlüsü. Kezman da aynı koşuları yapıyor, aynı vuruşları sergiliyordu ama daha güçsüzdü. Sadece güçlü olması bile Fenerbahçe kadrosunda yeralması için yeterli, Guiza iyi bir oyuncu ama hepsi o. Yani ondan golcülük anlamında bir Eto, Henry ya da Raul olmasını beklemek hayalcilik olur. Hatta Semih...

Alınan sonuçlar öyle gösteriyor ki, Fenerbahçe ligin ilk yarısında zirveye tutunmaya devam ettiği sürece şampiyonluk adayları arasında önemli bir şansa sahip. Bunu söylememin birkaç nedeni var. Öncelikle ne olursa olsun tüm kayıplara rağmen oturmuş kadrosu. Bir diğer nokta devre arasında mutlaka yapılacağını düşündüğüm takviyeler (Devre arası transferlerde bugüne kadar bir tek yararlı oyuncu gördüm o da Nobre ama alınan oyuncular kim olursa olsun Maldonado ve Josico'dan daha fazla katkı vereceklerdir). Ayrıca Galatasaray'ın kimliğinden uzak topa baskı yapmayan kadro yapısı, Beşiktaş'ın vasatı aşamayan oyuncuları ve Trabzonspor'un tecrübe eksikliği Fenerbahçe için şu an futbol adına durumu ne kadar kötü olursa olsun bu şansını ilk devreyi bu puan aralığıyla kapadığı sürece sürdürecek izlenimi veriyor. Tabi bu durum yönetimin bugüne kadar izlediği politikanın başarısızlığını örtemez.

Emin olduğum tek şey ise Sivasspor'un yine tepede kendine yer bulacağı. Dört büyüklerle karşılaştırdığımızda en istikrarlı tabloya sahip takım olmaları zaten onları zirvede konumlandıracak en önemli neden.