7 Nisan 2009 Salı

Barcelona - Bayern Münih


Bu sezonun kapasitesini en iyi gösteren ve istikrarlı takımı ile kapasitesini bir türlü gösteremeyen ve en istikrarsız takımının eşleşmesinde istikrarlı olanın kazanacağını düşünüyorum.

İstikrarsız Bayern Münih için yaralı aslan benzetmesi de yapabiliriz. Bu nedenle aslında Barcelona'nın kupa yolunda yarı finaldeki muhtemel rakibi Liverpool kadar tehlikeli. Aslında final yolu Barcelona için o kadar dikenli ki muhtemelen yarı finali geçseler bu sefer Manchester United'ı bulacaklar karşılarında. Tüm bu handikaplara rağmen ligde ve Milli Takımlar seviyesinde konsantrasyonunu tamamen bu maçlara verebilecek durumda olmaları ise Bayern'e ve muhtemel rakiplerine göre en büyük avantajlarından biri.

Bayern'e gelince haftasonu yaşanan Wolfsburg bozgununda bir de Lucio'yu kaybetmiş gözüküyorlar. Halihazırda belki de takımın en önemli parçalarından biri olan Hamit Altıntop'un sakatlık sonrası henüz istenilen düzeye gelmiş olmaması diğer handikapları. Öte yandan Klinsmann ilk maç skoruna göre bile gidebilir. Oturduğu koltukta sağlam olmadığını kendisi de hissediyor. Diğer yandan Ribery'nin sezon sonu ayrılmak istediği konuşuluyor ki Klinsmann ile bu yüzden sürtüştüklerini biliyoruz. Klinsmann için Bayern'in geleceğinde Ribery var ama Klinsmann var mı ya da Ribery kendi geleceğinde Bayern'e yer veriyor mu bu durum şüpheli.

Barcelona tüm bu koşullar altında favori ama Guardiola'nın sözlerine dikkat etmek gerekir: "Lig'de alınan sonuçlar Şampiyonlar Ligi için bir gösterge değil ama Bayern'in kendi liginde 5-1 yenilip buraya geliyor olması bizim için olabilecek en kötü durum".

Villa Real - Arsenal


Geçtiğimiz sezonlarda karşılaşan ve Arsenal'in galibiyeti ile geçen serinin üzerine bu yıl tekrar eşleşen iki takım birkaç kere daha kurada birbirilerine çıkarsa Liverpool - Chelsea eşleşmelerine rakip olabilir. Favori olarak gözüken takım Arsenal ve hiç kuşkusuz Adebayor ve Fabregas'ın dönüşüyle her ne kadar ritmlerini bulamasalar da daha da avantajlı gözüküyorlar.

Ancak yine de Arsenal'de sakatlıklar bununla bitmiyor. Van Persie büyük ihtimalle kadroda yeralmayacak. Nasri ve Walcott'un problemleri kalmamış gözüküyor ancak yine de ufak tefek sakatlıklar maç öncesi problem çıkarabilir. Arshavin statü gereği Şampiyonlar Ligi'nde oynayamıyor. Eduardo ve Diaby ise Arsenal'in diğer eksikleri.

Arsenal favori olmasına rağmen Toure böyle düşünmüyor. 2006'da onun golünün de turu geçmede katkısı olmuştu ancak Jens Lehmann'ın performansı unutulmamalı. Bu yüzden Toure kendileini şanslı sayıyor o eşleşme için.

Öte yandan Villa Real teknik direktörü Pellegrini de iddiasını ortaya koymuş ve bu turun favorisinin Arsenal olmadığını açıklamış. Yine de Villa Real haftasonu 3-0 ile Almeira karşısında La Liga'da yaşadığı bozgun ve Cazorla'nın yokluğu sonrasında bir hayli moralsiz çıkıyor bu eşleşmenin ilk maçına.

Bu eşleşme hiç şüphesiz eski takımına karşı oynayacak Pires açısından çok anlamlı. son 17 maçtır yenilmeyen Arsenal karşısında yarı finali belki de en çok arzulayanların başında geliyor.

Benim tahminim ilk maçın berabere biteceği ikici maçın ise Arsenal'in galibiyeti ile sonuçlanacağı yönünde. Arsenal özellikle son form durumları da gözönüne alındığında bir basamak önde gözüküyor. 2006'da o kadroda yeralan ve eşleşmede penaltı kaçıran bir Riguelme'si bile yok bugün Villa Real'in.

6 Nisan 2009 Pazartesi

Manchester United - Porto


2004'te Şampiyonlar Ligi'ni kazanan takımdan kimseler kalmadı artık Porto'da. Vitor Baia bildiğim kadarıyla kulüpte yönetici düzeyinde ilişkisini koparmayanlardan.
Grubunda zayıf Fenerbahçe'yi ve Dinamo Kiev'i çok rahat saf dışı bırakan Porto için Manchester United eşleşmesi yolun sonu diyebiliriz. Athletico Madrid'i elemeleri benim için sürpriz oldu, çünkü kaleci Helton, orta sahada Meireles, Lucho ve forvette Lisandro dışında bu düzeyde mücadele edecek futbolcuları olduğuna inanmıyorum. Tabi bir de Japonya'dan çıkıp gelen Hulk var ama benim ondan yana hiç ümidim yok.

Sıkı bir Aston Villa sınavını geçen Manchester United için ise bu turu geçmek adına formüller üretmek çok da zor değil. Bundan 5 sene önce Old Trafford'ta maçın son dakikalarında yedikleri golle Şampiyonlar Ligi'ne veda etmişler ve o yıl kupayı Porto'ya bırakmışlardı. Morinho'nun gol sonrası sevinci maç sonu çıkış tünelinde içeriye girerken de aynı coşkuyla devam etmişti. Ama artık karşılarında Morinho yok, zaten Morinho olanını bir önceki tur paramparça ettiler.

Nostaljik açıdan anlamlı bir eşleşmeden öte gözükmüyor Manu-Porto eşleşmesi. Portolu taraftarlar hala 2004'teki çoşkuyu özlüyorlar ama köprünün altından çok sular aktı. Baia'nın UEFA'nın internet sitesine verdiği demeçte "Dünyadaki bütün oyuncuların başarmak istediği ancak bu ayrıcalığa bizim sahip olduğumuz" şeklinde belirttiği kupayı aldıkları takımın tüm oyuncuları sonrasında Chelsea, Barcelona gibi Avrupa'nın üst düzey takımlarına dağıldılar. Bu sefer Bayern Münih - Sporting Lisbon eşleşmesinin bir benzerini çeyrek finalde tekrar izleyeceğiz gibime geliyor.

Issız / İşsiz Adam



Issız adam mı işsiz adam mı ne diyeyim karar veremedim. Şampiyonlar Ligi'nde ilk Barcelona maçı sonrasında olası bir hezimet Klinsmann'ın kapı önüne konmasına yol açcak gibi gözüküyor. Fakat 10 yıl yaşlanmış gibi duruyor Jürgen Klinsmann. Bir 2006 Dünya Kupası'ndaki resimlerine bakın bir de Bayern Münih'teki son dönemlerine.
Ben bu adam için üzülüyorum aslında. Severdim onu futbolculuk yıllarında. Çok pis kokusunu alırdı pozisyonun ve harika golleri vardı. Teknik direktörlüğü de çok başarılı başladı oysa. 2006 Dünya Kupası'nda ise zirve yaptı. Ne olduysa Bayern'e geldikten sonra oldu. Kurtlar sofrası bir teknik direktörü daha yiyecek gibi duruyor.

Şampiyonlar Ligi Finali Roma'dan Alınacak mı?


Times'ın bir kampanyası var ve internette "Şampiyonlar Ligi finali Roma'dan alınmalı" görüşüne destek vermek için on-line oylama yapıyorlar. İngiltere'de uzun bir zamandan beri Şampiyonlar Ligi finalinin Roma'dan alınması konusunda bir kamuoyu oluşturulmuş durumda.

Son Roma-Arsenal maçında penaltı atışları sonrasında Arsenalli taraftarların Roma taraftarlarının saldırısına uğraması, yine 8 yıl önce 14 Liverpool taraftarının başkentte bıçaklanması, 2007'de 16 Manchester United taraftarının ve 2006'da 3 Middlesborough taraftarının da başına aynı olayların gelmesi ve yaralanmalarla sonuçlanan bu olaylar İngilizlerin Roma'daki finalde kuvvetle muhtemel yeralacak taraflardan biri olmaları nedeniyle finalin yerinin değiştirilmesi konusundaki baskılarının da artmasına neden oluyor.

İngiliz Taraftarlar Derneği Başkanı Malcolm Clarke bu konudaki çekincelerini "Çok endişeliyiz. İngiliz taraftarların burada oynanan maçlarda uğradığı saldırılar ve İtalyanların güvenliği sağlama konusundaki başıbozukluğunu biliyoruz" sözleriyle dile getiriyor.



UEFA Başkanı Michael Platini sezon başında Roma'da bir olay yaşanması durumunda finalin adresini değiştirebileceğini açıklamıştı. Şimdi İngilizler son Arsenal maçının arkasından bu sözleri kendisine hatırlatıyorlar ancak UEFA akanadında henüz bir değişiklik işareti gelmedi.

Her ne kadar İngiliz taraftarlar daha önce yaşanan olayların mağduru da gözükse bu sefer Roma'ya daha tedbirli gideceklerini düşünüyorum. Yavuz hırsız ev sahibini bastırır derim ben.

Wayne Rooney: Yazacak Daha Çok Şeyim Var?


İnsan bu yaşında yazacak ne kadar şey yaşamış olabilir ki hayatında?

İspanya'da Heyecan, İtalya'da Mutlu Son



La Liga'da bu hafta pek birşey değişmedi. Barcelona Vallodolid'i Eto'nun golüyle 1-0 geçerken, Real Madrid de Malaga karşısında aynı skorla galip geldi.

Real Madrid ve Sergio Ramos açısından ilginç bir istatistik verelim. Sergio Ramos bu maçta gördüğü sarı kartla dördüncü sezonunda ellinci sarı kartını gördü. Böylece sezon ortalamasını 12,5'e çıkaran Ramos böyle giderse Real Madrid tarihinin en çok sarı kart gören oyuncusu olacak. Şimdiden toplamda 136 sarı kartı olan Hierro'yu ortalamada geçmiş durumda. Hierro 136 sarı kartı 14 sezonda görerek 9,7 gibi bir ortalama yakalamıştı.




Serie A'da artık şampiyon belli, ikinci kim diyebiliriz. Juventus'un Chievo ile 3-3 berabere kalmasından sonra Udinese deplasmanında Isla'nın kendi kalesine attığı golle galip gelen Inter'le arasındaki puan farkı 9'a çıktı. Milan da Juventus'un 5 puan gerisinde ikincilik hesapları yapmaya devam ediyor.

Premier Lig'de Heyecan Dorukta



Benayoun +90'larda golü bulunca benim de aklıma Galatasaray'ın Hasan Kabze ile Beşiktaş, Fenerbahçe'nin Fabio Luciano ile Denizlispor karşısında buldukları goller ve o sene şampiyon olmaları geldi.



O golle iki maç fazlası ve 2 puan ile Premier Lig'de öne geçen Liverpool Manchester United'ın sert Aston Villa virajını nasıl alacağını beklemeye başladı. Liverpool'un liman barlarında muhtemelen Old Trafford'taki ilk 80 dakikanın sonunda şampiyonluk şarkıları söyleniyordu. Önce Cristiano Ronaldo bence pek de yenmeyecek bir gol attı. Tamam top köşeye gitti ama çıkarılmayacak top değildi. Ardından Nani'nin yerine oyuna giren Marcheda ceza sahasının sol köşesinden topuğuyla rakibini terse yatırıp döndü ve sağ ayağıyla dışarıdan verdiği falso doksana süzüldü. Dakikalar 90+3'ü gösteriyordu. Carew attı ve attırdı ama Aston Villa sevinemedi.
Premier Lig bu haftasonu nefesleri kesti. Son 7 haftaya girildi ve puan durumu şu şekilde:
Manchester United 68 puan (1 maçı eksik)
Liverpool 67 puan
Chelasea 64 puan

5 Nisan 2009 Pazar

Bayern Kabusu



Cumartesi günü muhteşem 5-1'lik galibiyetten sonra önceki yıllarda Bayern'den kovulan Magath'ın intikamı bir hayli ağır olduğunu söylemek mümkün. Galibiyetin mimarları Dzeko, Misimovic ve Grafite. Bu arada Misimovic de kendini Bayern Münih'te gösterememiş futbolcular listesinden. 2000'de geldiği Bavyera takımından 2004'te ayrılmıştı. Bayern için Barcelona karşısında oynayacakları Şampiyonla Ligi maçı sezonu kurtarmak adına son şansları. Bundesliga'da zirve ile aralarında sadece 3 puan var ama aynı zamanda 3 de takım var.




Bundesliga ile ilgili son bir not: Bayern Milli Takım'da yaşanan olaylardan sonra Podolski'yi tamamen kaybetmiş gözüküyor. Maçta ne yaptığını bilmez bir halde dolaştı durdu. Anlaşılan Ballack'ın kenidini biraz kıpırdatması talebi Podolski'ye yaramamış. Haftaiçi bu yönde telkinde bulunduktan sonra Podolski Ballack'a "Kapa çeneni ve sen kendini kıpırdat (...) diye bağırmış ve bir de tokat atmıştı.

Kuranyi konusunda ırkçı bir yaklaşım sergileyen Alman futbol çevreleri Podolski'yi de harcayacaklar mı hep beraber göreceğiz. Ballack'ın gücü ile başedemeyeceği kesin. Sezon sonu FC.Köln'e giderek en azından Bayern'deki ızdırap dolu günleri sonlandırmasını dört gözle bekliyorum.

Wolfsburg'un beşinci, Grafite'nin ikinci golü, Avrupa'da haftanın golü olacak diyebiliriz.

3 Nisan 2009 Cuma

Grande Tacconi, Grande Capitano


Mayıs'ın son günleri idi artık. Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası'nı kazanmak için Liverpool ve Juventus kozlarını paylaşacaklardı. O gün ki adıyla Heysel Stadı'nda iki takım oyuncuları kozlarını paylaşmadan önce Brüksel sokaklarında İngiliz holiganlarla İtalyan taraftar grupları pek çok kere kapışmış son kozlarını ise tribünlerde paylaşmak istemişlerdi.

Güvenlik olmadığı için İngilizlerin İtalyanların oturduğu bölüme saldırması kolay oldu. Çıkan arbedede 38 İtalyan ve bir Belçikalı duvara sıkışarak ya da ezilerek can verdiler. Baharın son günlerinde buz gibi bir hava esmesine şahit oldu tüm oyuncularda bu haber duyulduğunda.



O zamanlar öğrenci olan Simone Stenti kendini zor attı yeşil sahaya. Yedek kulübesinin yakınında duran uzun boylu bir adama kafasını kaldırıp baktığında gördü Stefano'yu. Ve yalvarırcasına "Lütfen bu maçı oynamayın" diye haykırdı. Stefano tek bir kelime söyleyememişti.

Kariyerinin en kötü günü, belki de hayatının en kötü günü bu olsa gerek Tacconi'nin. Oysa ki kariyerine baktığımızda sahip olduğu bir çok kupa ve en önemlisi UEFA veFİFA'nın düzenlediği organizasyonlardaki bütün kupaları alan tek kaleci olması, Juventus'ta kaptanlığa kadar yükselmesi, hepsi omzunda taşıdığı apoletlerde bu heyecanlı ve sözünü sakınmayan adamın. Özel hayatında ise mutluluğu Laura Hope ile yakalayıp ikisi kız, ikisi erkek dört çocuk sahibi oldu. Hayatında önemli bir yere sahip sigara ve alkol ne evliliğine ne de spor hayatına yansıdı.



Futbolu bıraktıktan sonra ki hayatında ciddi hayal kırıklıkları yaşadı aslında. Politikada bir türlü şansı tutmayan karizmatik kaleciyi sonrasında TV dünyasında da gördük. Ama hiçbirinde kaleciliğindeki kadar başarılı olamadığından olsa gerek 51 yaşında bir amatör küme takımı olan FC. Arquata'nın teklifini kabul etti.



Cabrini, Sciera, Platini, Tardelli, Boniek, Rossi gibi yıldızlarla aynı formayı giyen ve hem Milli Takım'da hem de Juventus formasıyla kazanılmadık kupa bırakmayan Tacconi futbola olan aşkına devam edebilmek için amatör kümede oynamayı kabulleniverdi, hem de ikinci kaleci olarak. Bu sezon F.C. Arquata 20 galibiyet, 3 beraberlik ve 2 yenilgi ile Amatör Küme şampiyonluğuna koşarken Tacconi'de soyunma odasında ve antremanlarda kazandığı her başarının hikayesini bu takımın genç oyuncuları ile paylaşıyor olsa gerek.



Futbola dönüşü İtalyan forum sitelerinde "Grande Tacconi, Grande Capitano" yorumları ile karşılandı. Efsane Juventus kadrosunun en önemli parçalarından biri olan, kaleyi Dino Zoff gibi bir efsaneden sonra yıllarca koruyan, bu yıllarda Walter Zenga ile müthiş bir Milli Takım rekabetine giren, kurt hoca Trapattoni'nin öğrencisi 51 yaşında futbola geri dönmüştü. Daha büyük birşey olabilir miydi ki?

Pek çok nedenden dolayı idol bu adam benim için. O Juventus'u sevme nedenim, Juventus onu sevme nedenim. Simone Stenti'nin nasıl hala Tacconi'nin donuk bakışları gözlerinin önünden gitmiyorsa, benim de taştan kalelerin olduğu mahallenin toz toprak içerisindeki boş arsasında hafif sola doğru uzanıp köşeden çıkardığım top sonrası "Tacconiiii" diye haykırışım çıkmıyor hiç aklımdan. Üstelik o da benim gibi solak olmasına rağmen içe doğru olan ayakları yüzünden rezil degajlar yapardı ama benim degajlarım hep yerini buldu.
Şimdi o arsada sekiz katlı bir bina var. Ne ben bir daha o arsada Tacconicilik oynayabileceğim ne de Tacconi Juventus'ta. Ama o FC. Arquata'da ben de halı sahalarda eski günleri hala yad ediyoruz.

Olacaksan Böyle Kaleci Ol


Herkesin bir futbol idolü vardır. Çocukluğunda mahalle arasındaki maçlarda kimi Van Basten olur, kimi Hugo Sanchez, kimi ise Donadoni... Bu seçimlerdeki etken en az onların oyun kalitesi kadar isimlerinin de verdiği karizmadır. Yoksa ben mesela bugüne kadar kimsenin mahalle arasında oynanan maçlarda Rahim olduğunu görmedim.

Hoş mahalle arası maçlarda halı sahalara taşındı artık ya neyse. Konumuz benim mahalle arası maçlardaki idolüm. Benim mahalle arası maç kariyerim ikiye ayrılıyor aslında. Birincisi bu kariyerin yarısını oluşturan forvet ve sol kanat arasında gelip giden bölümü, diğer bölümü ise halen halı sahalarda devam eden kalecilik.

İşte bu adam da benim kalecilikteki idolüm. Hiçbir zaman en üst düzey kalecileri sıraladığımızda akla gelmedi belki de ama her zaman karizmatik ve farklıydı. Öğleden sonra onu konu alan geniş bir yazı yazacağım. Ama madem bugün kalecilerden gittik şimdiden bu yazının altyapısını hazırlamak istedim. Onu sevme nedenlerim arasında Juventus, Juventus'u sevme nedenlerim arasında o ilk sıralarda gelir. Ve Juventus'un o yıllardaki kadrosunda en az Platini kadar değerlidir benim için Stefano Tacconi, kaleciliğe doymayan adam...2008'de 51 yaşında tekrar futbola dönüp Amatör Küme'de Arquata takımının yedek kaleciliğine soyunan benim için dünya futbol tarihinin gelmiş geçmiş en karizmatik oyuncularından biri.

Riquelme'nin Laneti


Arjantin'de Bolivya maçının şoku yaşanıyor. 6-1'lik hezimet Arjantin futbol tarihinde çokça yaşanan bir sonuç değil. Benim izlediğim yine bir Dünya Kupası Eleme Grubu maçında Kolombiya'ya beşlik olmuşlardı ama o Kolombiya fantastik bir takımdı.



Mascherano'da bu maçı aldıkları takdirde Dünya Kupası'na katılım hakkı kazanmaya çok yaklaşacaklarını ve bu sonucun acı verici olduğunu söylemiş. La Paz'da oynamaya her zaman destek veren Maradona bu söyleminden dolayı pişmanlık duyuyor olsa gerek. Maradona'nın "Yeniden başlamak ve bu yaşananların tekrar başımıza gelmemesini ummak zorudayız" açıklaması yeterli değil aslında. Şimdi herkes giderek yakan Arjantin Milli Takımı koltuğunda Maradona'yı daha ne kadar göreceğimizi merak ediyor. Birçok futbolsever için bir rüya olan Maradona önderliğinde Arjantin'in Dünya Kupası'nı kazanması bu mağlubiyet sonrası rüyadan da öte daha uzak bir arzuya dönüşmüş durumda. Gerçi Arjantin'in bundan önce La Paz'da oynadığı maçlarda en iyi aldığı skorlar zor bir 2-1'lik galibiyet ve 3-3 berabere sonuçlanan bir maçtan öteye gitmiyor.


Bu sonuç sonrasında Arjantin defansı da sorgulanır hale geldi, özellikle Zanetti ve Heinze. Defansta bir kan değişimi olabilir mi? Ben ilk yarısını izleyebildiğim bu maçın gollerine daha sonra bakabilme imkanı buldum. Kaleci Juan Carizzo'nun yediği golleri bir halı saha kalecisi yemez. Bir de Athletico Madrid ilgileniyormuş bu adamla.
Kabul Lazio ile Serie A'da forma giyen adam boş olmaz. İtalya'da bir yabancı kalecinin yer bulması çok zor. Lazio'nun Serie A'daki durumu orta sıralarda ve Carizzo'nun geldiğinden beri oynadığı maçlarda gösterdiği performansta vasatın üzerinde değil. Hiç mi Arjantin gibi bir futbol ülkesinde Sergio Goycoechea yetişmez?

Valdes'le Nereye Kadar



"Barcelona'da kaleci olmak diğer takımlarda bu işi yapmaktan daha zor, çünkü Barca'da 90 dakika boyunca birkaç kurtarış yapmak ama her zaman formda olmak zorundasınız".
Joan Laporta

Önümüzdeki yıl kontratı sona erecek Valdes için Laporta yeni bir kontrat önermeyi düşünüyor ve kalecilerine hakettiği teklifi vereceklerini söylüyor. Barcelona gibi bir takımlarda kalecilik yapmanın en büyük zorluğu gerçekten diğer ortalama takımlara göre kalenize daha az top gelmesi ve bu gelen toplarda hatasız oynamanız gerekliliğidir. Yine de Barca'nın en zayıf, belki de tek zayıf halkasının Valdes olduğunu ve o düzeydeki takımlarının kalecilerinin kimler olduğunu düşününce insan bu açıklamayı garipsiyor. Valdes kesinlikle bu düzeyde bir takımın kalecisi değil. Bunu görebilmek için illa Barcelona'nın çok acı bir deneyim yaşamasına gerek yok. La Liga'da işler tıkırında gidiyor gözükebilir ama Şampiyonlar Ligi'nde Valdes takımı yakma potansiyeline sahip bir kaleci. İnsan böyle bir takımda bir futbolsever olarak Van Der Sar, Buffon, Cech falan tadında da bir kaleci görmek istiyor.

2 Nisan 2009 Perşembe

Eylül'de Gel



5 Eylül tarihine dikkat, bu tarihte Ermenistan - Bosna Hersek maçı var. Hiç kimse puan kaybı beklemiyor ama sezon başı maç oynamak zordur. Daha futbolcular form tutmaz, sezon başı sakatlıklar yaşanır, falandı filandı. Bir de maç Ermenistan'da, zannediyor musunuz ki Ermenistan kaleyi açıp Bosna'nın gol yağdırmasını bekleyecek. 5 Eylül tarihini bir kenara yazın derim başka da birşey demem.

Dün Gecenin İlginç Kareleri

Dün gecenin ilginç kareleri:

Slovakya - Çek Cumhuriyeti
Holosko golü kendi mi atmaya çalışıyor ne?

İngiltere - Ukrayna
Usta ile Çekirge maçı izlerlerken

Bolivya - Arjantin
Adam langırttaki gibi fırfır yapıyor ama golü de atıyor

Fransa - Litvanya
Ribery aynada kendisini görmüş olsa gerek

İtalya - İrlanda
Cannavaro "Gel layn ben adamı ne yaparım" modunda Iaquinta'ya saldırıyor

Polonya - San Marino
Beenhaker'in San Marinolular futboldan hiç anlamıyor bakışı
Malta - Macaristan
Karate müsabakası olmasın???

Oh Oh Suyundan da


Valla ben bu olayı çözemedim???

Bolivya Arjantin'i Ezdi Geçti



Dün akşam Milli maç sonrası Bolivya-Arjantin maçının ilk yarısına bakabildim. Maç 1-o iken Messi Tevez ile muhteşem bir verkaç yaptı ve penaltı noktasının 1 metre kadar sol çaprazında altına girerek topu kalecinin üzerinden aşırttı. Kaleci Arias'ın arkaya doğru öyle bir esneyip topu kornere çelişi vardı ki görmeniz lazım.



Neyse ilk yarı 3-1 bitince uykusuzluktan ve sabah 07:45'te işbaşı zorunluluğundan dolayı dayanamayıp yattım. Sabah bir de ne göreyim. Bolivya 6-1 ile hezimete uğratmış Arjantin'i. G.Amerika'da zaman zaman böyle sonuçlar çıkabilir. Ama burada bizim rakibimize yani İspanya'ya tekrar dönmek istiyorum. Bana göre 2010'da İspanya ile birlikte İngiltere ve Arjantin de favori. Bu takımlar benim favorilerim, sizin de başka favorileriniz olabilir. Ama İspanya'nın form durumunu beğenmeyen ve oynamadığını söyleyen bazı yorumcuları dinledin dün gece. Dün akşam bizim karşımızda da bundan önceki maçlarda da İspanya istediği futbolu oynadı. Ve bu İspanya'ya Puyol'suz bile değil altı bir gol atmak bile zor iş. Bu da benim görüşüm.

Yenemezsen Yenilme



İki gün önce blogda yazmıştım, günün moda sloganı amansız ol ama Fatih Terim'in yıllar önce hiç ağzından düşürmediği bir lafı vardı: Yenemezsen yenilme... Eğer Çarşamba gecesi 90+2'de sahanın en iyilerinden biri Riera'dan o golü yemeseydik kalan 4 maçta 12 puan alarak grup ikincisi olma şansımız vardı. Şimdi 12 puan almak da yetmiyor.

İlk maçtaki onbiri sahaya süreceğimiz belliydi. Benzer bir oyun düzeni ile oynadık. Oyuna başladıktan sonra 26. dakikadaki gol gelene kadar bu maçı nasıl çıkaracağız diye düşündüm. Gol biraz bonus oldu ama golden sonra her geçen dakika direncimiz arttı. Bu sefer her geçen dakika galibiyete daha yakın bir oyun sergileyip İspanya'nın oyunu riske etmesiyle kontra pozisyonlar da yakaladık. 60.dakikaya kadar daha iyi oynamaya başladığımız bir maçta kişisel hata maça dengeyi getirdi. Bu dakikadan sonra da aslında şaşkınlığımızı çabuk attık üzerimizden. Oyunun kalan bölümünde de skoru değiştirebilecek pozisyonlar bulduk. Ama maçı bu şekilde bitirmemiz gereken noktaya gelmişken Güiza'nın sağdan bindirmesi ile pozisyona giren İspanyollara 3 puanı hediye ettik.



Oyunun geneline baktığımızda 25.dakikaya kadar hiçbir şey oynamadığımız bir maçın geri kalan 65 dakikasını pozisyon versek de sahayı müthiş daraltarak ve baskı uygulayarak geçirebildik. Tek tek oyuncu performanslarına girmek de doğru olmaz çünkü herkes özveri ile oynadı. Ama Arda ilk maçın acısını bu maçta fazlasıyla çıkaracak kadar iyi oynadı. Gerektiğinde orta sahaya geldi, gerektiğinde kanattan bindirdi, gerektiğinde top çaldı.

Dolayısıyla böyle bir oyundan sonra eleştirmek doğru değil. Gollerdeki basit hatalardan dolayı bile. Çünkü İspanya hakikaten bir gömlek üstün bir takım. Çoğu yorumcu İspanya'nın birşey oynamadığını düşünüyor ama oyuna o kadar hakimler ki. 2010'da başka bir takım Dünya Şampiyonu olabilir ama şu anda açık ara dünyanın en iyi takımı İspanya.



Grubumuzdaki durumumuza baktığımızda artık İspanya ile birlikte 2010'a gitme şansımız çok az. Yine de Euro 2008'i yaşayan bir ülkenin vatandaşları olarak son ana kadar savaşmamız gerektiğini öğrenmiş olmamız gerekiyor. Çünkü ben hala formda bir Türk Milli Takımı'nın Bosna Hersek'ten daha iyi olduğunu düşünüyorum. Bosna Hersek'in de herkesin beklentisinin aksine İspanya ve Türkiye karşısında puan kaybedeceğini.

1 Nisan 2009 Çarşamba

İspanya'nın Muhtemel Onbiri



Kaleci: Casillas

Defans: Ramos, Marchena, Pique, Capdevila

Orta Saha: Silva, Alonso, Xavi, Senna, Riera

Forvet: Fernando Torres

İlk maçta sağ kanatlarından çok tehlikeli geldiler, bu sefer her iki kanatta da hızlı oyuncuları var. Tam bir deplasman takımı kadrosu, işler sandığımızdan da zor olabilir.