15 Nisan 2009 Çarşamba

Dünyanın En İyi Frikik Ustaları



Daily Mail gazetesinin bir anketi var. Bu ankette futbol tarihinin en iyi frikik ustası kim diye soruyor okurlarına. Şu anda sıralama aşağıdaki gibi.
1. David Beckham

2. Juninho

3. Cristiano Ronaldo

4. Ronaldinho

5. Roberto Carlos

6. Rivelino

7. Gascoigne

8. Zico

9. Zidane

10. Mihajlovic

Michel Platini yirminci sırada yeralmış, ben daha yukarılarda olması gerektiğini düşünüyordum. Listenin yirmi yedinci sırasında Aziz Pierre var. Hagi ise yirmi ikinci sırada. Neyseki dünya gözüyle canlı canlı bolca izledik Carlos, Pierre ve Hagi'nin frikiklerini ülkemizde.

Sadece Adalet


Hillsborough'un yıl dönümünde Liverpool taraftarları sadece adalet istiyor...

Chelsea - Liverpool : Maçın Ardından



14 Nisan 2009 Salı

Chelsea - Liverpool : Son Model Dört Çekerler


(Kings Road'un 1967'deki görünümü ile günümüze geldiğimizde Chelsea maçları öncesi görünümünü görünce bu fotografı koymadan edemedim)



Şampiyonlar Ligi tarihinin en keyifli maçlarından birini izledik Stamford Bridge'de. Ben ikinci yarıda ne olduğunu anlamadım. Liverpool ilk yarıda Xabi ve Aurelio ile iki gol bularak umutlandı, Chelsea panikledi ve maçın kontrolü tamamen Liverpool'a geçti ilk yarıda.



İkinci yarıda aslında bambaşka bir Chelsea izlemedik başlarda. Hiddink'in hamle yapması gerekiyordu ve Kalou'yu çıkartıp Anelka'yı oyuna dahil etti. O Anelka Benayoun ve Aurelio'nun yanından sıyrılarak sağ çizginin köşe gönderine yakın bir yerinden sert bir şekilde kesti, Carragher ile Drogba'nın arasında kalan top Reina'ya küçük bir oyun oynayarak ağlarla buluştu. O dakikaya kadar koltuğa gömülmüş maçı izleyen Abramovic gole sevinmesine rağmen umutsuzca maçı izlemeye devam ediyordu takip eden dakikalarda.
Oradan sonra da bende film koptu. Chelsea maçı 3-2'ye getirdi. Önce Drogba'nın şutuna gol diye ayağa kalktık ama gol birkaç dakika sonra Alex'ten geldi. Umutlar Lampard'ın Anelka'nın Carragher'ı sürüklediği pozisyonda boşta kalarak yaptığı vuruşla iyice tükendi Liverpool için. Herkes maçın ve turun artık gittiğini düşünürken Leiva 3-3 yaptı. Daha birkaç dakika geçmeden Kuyt kafayı vurdu ve dakikalar 82'yi gösterdiğinde skorbordta Liverpool lehine 4-3 yazıyordu. O an 5-3'te Liverpool'un turu geçeceği aklıma geldi. Zaten bu olsa iyice dumur olacaktım ve Şampiyonlar Ligi tarihinin en görkemli skoru ortaya çıkacaktı aslında.

Olmadı, son noktayı Lampard koydu. Anelka'nın getirdiği topa çok güzel vurdu. Bu maçın hiçbir şekilde taktik yorumunu yapamıyorum. Özetle şunu söyleyebilirim: İki takımda kılıçları çekti ve muhteşem bir düello yaşandı. Ayakta son kalan Chelsea oldu. Lampard'ın maçı 4-4'e getiren golünden sonra artık birkaç gol daha olsa bile şaşırmayacaktım.

Galatasaray - Fenerbahçe: Derbinin Ardından

Maçı baştan sona kadar tekrar izledim sakin kafayla. Bu maçın bu noktaya geleceği belliydi. Maç sonrası yazdığım yazıdaki fikirlerim de çok değişmedi. Galatasaray daha stresli başladı maça, Fenerbahçe de zaman ilerledikçe rakibinin çizgisine geldi.
Tüm basına 0-0 biten maç sonrası iyi malzeme çıktı. Futbol unutuldu, unutmayanlarda zaten ortada futbol olmadığını söylediler. Gözlerime inanamıyorum izlerken, sonra da okuduklarıma. Performans olarak düşmelerine rağmen sahada müthiş bir mücadele gördüm ben. Bir maçta gol olmaması, pozisyon azlığı o maçın mücadele yönünün zayıf ve sıkıcı olduğunu göstermez ki.

Gelelim dünyaya rezil olduk geyiğine. Bu derbiyi dünya izlemiyor ki diyenler şimdi rezil olduk edebiyatı yapıyor. Olayları ben de tasvip etmiyorum ama geçen haftasonu Lazio-Roma derbisi vardı orada çıkan olaylar neydi peki? Sanırsınız ki hiç olaylı maç izlemedik Şampiyonlar Ligi'nde. Bu maçı provake edenler vardı kabul, tıpkı Sabri gibi, Emre gibi, Lugano gibi... Ama bu maçın sonunda çıkan olayların bir rezillik olduğunu göstermez. Biz bu adamlardan örnek modeller olmasını beklemiyoruz. Onlara biçtiğimiz rol giydikleri formanın içerisinde birer oyuncudan öteye de gitmemeli. Yoksa kendimizi kandırırız.

İlk kez bir Dünya Kupası eleme grubuydu yanılmıyorsam Türkiye-Finlandiya maçını izlemiştim Ali Sami Yen'de. O zaman merdivenlerden yukarı çıkarken tuvaletler kokuyordu. O zaman çatı vardı sanırım kapalıda. O çatı hala nasıl yıkılmadı anlayamıyorum. Üzerinde bir ordu tepindi bugüne kadar. Utanacaksak bundan utanalım diyeceğim ama biz İspanya karşısına en son bu stadta çıkmadık mı?

O zaman bu neyin utancı anlamıyorum. Olay kötü, olay vahim ama hepsi saha içinde oldu ve bitti. Sırf malzeme çıkarmak adına felaket tabloları çıkarmanın anlamı yok. Fotograf olarak Semih ve Arda'yı koydum. Kimsenin aklına gelemeyecek iki adam birbirinin gırtlağını sıktılar. Onları içiniz rahat bir şekilde ayıplayabiliyor musunuz? Ben yapamıyorum çünkü olayların bir şekilde bu yöne kaydığını düşünüyorum. Oysa ki en hararetli itiş kakış onlar arasında yaşandı.
Ama yaşandı ve bitti, onlar da derslerini aldılar. Daha fazla tantana yapmanın bir alemi yok.

Mucize Peşinde


Rafael Benitez ve Steven Gerrard Chelsea karşısında turu geçmelerinin çok zor olduğunu biliyorlar olsa gerek. Liverpool antremanında çekilen bu fotograf onların yüzündeki endişeyi fazlasıyla ortaya koyuyor.
Fotografa bakınca tablo umutsuz gözüküyosa da Rafa basın toplantısında tehditkar konuşmuş: "Tehlikeli olan biziz, çünkü kaybedecek hiçbir şeyimiz yok".
İkisinin de kafasında aynı düşünceler doklaşıyor bence. Şampiyonlar Ligi rövanş maçında mucizeyi mi gerçekleştirmek yoksa şimdilik daha gerçekçi bir hedef olarak gözüken Premier Lig'e mi asılmak? İşte bütün mesele bu.

Mascheda Manchester'ın Geleceği


Hafta içi Porto karşısında da bu genç adam oynar ve takımı yarıfinale taşırsa Manchester United'lılar daha 17 yaşında bu adamın heykelini dikebilirler. Tabi ki işi mübalağa ediyoruz ama İngiliz basınında çokça sezon sonu bu adama önerilecek 5 yıllık kontrat konuşuluyor.

Aston Villa ve Sunderland maçlarında kendisine tanınan şansı attığı 2 golle çok iyi kullanan bu İtalyan'ın artık Alex Ferguson'un kadrosunda kalacağına şüphe yok. Mascheda'nın menajeri de İngiliz kulübünün 5 yıllık bir kontrat önereceğini tahmin ettiğini yazmış. Henüz Mascheda'nın bu kontratla ne kadar kazanacağı belli değil.


Adriano'dan Fenerbahçe'ye Kötü Haber



Bildiğimiz gibi Adriano bir süre futboldan uzaklaşacağını açıkladı. Sonrası da tam bir muamma. Ancak bizim basınımız mutlaka bu yaz Adriano'yu Fenerbahçe'ye getirecektir diye düşünüyorum. Bu yüzden aşağıdaki linkten ulaşacağınız haber bu dedikoduların önünü tamamen kesecektir.


Hemen söyleyelim ki ben bu konudaki haberi Tuttosport'ta gördüm. Gazete haberini yukarıda adresini koyduğum Globoesporte internet sitesine dayandırıyor. Habere göre Roberto Carlos aracılığıyla yıldız futbolcu davet edilmiş. Ancak oyuncunun menajeri Gilmar Rinaldi bu daveti kesin bir dille reddetmiş. Brezilya'da Globoesporte.com internet sitesinde bu konuda Fenerbahçe'nin hiçbir şansı olmadığına dair yorumlar da bulunuyor. Bu arada sözleşmesinde önümüzdeki iki sene Adriano'nun Avrupa'da herhangi bir kulüpte oynamasını engelleyecek bir madde olduğu spekülasyonlarını da yine menajeri boşa çıkarttı.

13 Nisan 2009 Pazartesi

As Gazetesi'nde Olaylı Derbi

Başlık Galatasaray-Fenerbahçe maçında olaylar olarak veriliyor. Aşağıdaki linkten fotografları görebilirsiniz.



http://www.as.com/futbol/fotogaleria/incidentes-galatasaray-fenerbahce/dasftb/20090412dasdasftb_1/Zes

La Stampa'da Galatasaray-Fenerbahçe Maçı

La Stampa'nın haberi

İstanbul'da Türklerin büyük maçı kavga ile bitti.


http://www.lastampa.it/multimedia/multimedia.asp?p=1&IDmsezione=63&IDalbum=16981&tipo=FOTOGALLERY#mpos

Newcastle'da Umutlar Azalıyor


Newcastle United için umutlar azalıyor. Son sekiz hafta için takıma menajerlik yapan Alan Shearer'da bu gerçeği değiştiremedi. Newcastle United kaynıyor hem de İspanya iç savaşından da beter. 7 Şubat 2009'dan bu yana galip gelemiyorlar. Geriye sadece 6 hafta kaldı.

Eski Tas Eski Hakem


Bazı adamlar neden medyada yer bulur kendine, ve nasıl yazı yazabilir şaşırıyorum. Bunların başında da bazı hakem eskileri geliyor. İşte onlarda biri Metin Tokat derbi maçı yazısının başlığını şöyle atmış:

"Aydınus korktu"
Söyleyecek o kadar çok şey var ki hepsini içimde patlatmayı tercih ediyorum.

İnce Kırmızı Hat



İnce Kırmızı Hat Terrence Mallick'in yönettiği filmler arasında sinema şaheserleri arasında yerini almıştır. Öykü, savaşın ötesinde, hayatta kalmaya çalışan, korkunç stres altındaki insanların aralarında gelişen güçlü bağların arasında dolaşır.

Dün de 90 dakika boyunca maçtan öte oyuncuların üzerine yüklenen stresin takım olma ruhunu güçlendirirken ligde hayatta kalma mücadelesinin nelere sebep olduğunu izledik. Bu baskı gözönüne alındığında hiç de kolay geçmeyeceği belliydi Galatasaray-Fenerbahçe derbisinin. Kuşkusuz her iki takımda maça 3 puan almak için çıktılar ama birer puanla ayrılacakları iyice belli olunca sigortalar attı.

4-4-2 dizilişinde her bölgede karşılıklı bir mücadele ile geçti 90 dakika. Oyunun özellikle ilk yarım saatinde Galatasaray rakip sahada yaptığı presle oldukça etkili oldu. Ama bu etkinliği pozisyona dönüştürdüğü söylenemez. Fenerbahçe ise orta alanın ortasında oynayan Emre ve Selçuk'un geri dörtlünün arasına iyice gömülmesi ile hücuma çıkmakta ciddi sorunlar yaşadı bu bölümde.



Galatasaray'ın temposu azaldıkça, Emre de defansından dönen topları toplayıp birkaç kez oyuna iyi servisler gerçekleştirince Fenerbahçe de oyundaki dengeyi kurma fırsatını buldu. Ama bundan önceki maçlardaki en büyük silahı sağ ve sol savunma oyuncularının hücuma katılımı gerek rakibin baskısı gerekse Gökhan Gönül'ün maçın hemen başında sakatlanması sonucu sekteye uğradı. Böyle olunca da daha çok Semih'e ve Güiza'ya atılan uzun toplarla fırsat aradı Fenerbahçe. Buna karşılık Galatasaray'ın sağdan Sabri ve Kewell ile soldan ise Arda ile yaptığı tüm girişimler rakip ataklarda kendi ceza sahasına gömülen Fenerbahçe karşısında etkili olmadı.

Ciddi diyebileceğimiz 3-4 pozisyon sayabiliriz, bu anlamda da her iki takımın defansı başarılı bir maç çıkardılar. Ama oyunun gerginliği maç içerisinde hat safhada hissedildi. Galatasaray çok baskılı gözüktüğü dakikalarda dahi baskılı oynamayı telaşla karıştıran ve hiç de sakin bir ruh halinde olmayan bir çizgide idi. Rakibine göre Arogones'in deyimiyle kalbi sıcak ama beyni soğuk oyuna başlayarak daha kontrollü gözüken Fenerbahçe ise dakikalar ilerledikçe konrolünü kaybederek aynı çizgiye geliverdi.



90 dakika boyunca bana göre maçın en iyisi aslında genelde hakem olarak tarzını beğenmediğim Fırat Aydınus'tu. Yükselen tansiyonu oyuncularla devamlı konuşarak düşürmye çalışmasını çok yerinde buldum. Her pozisyonu anlattı, her pozisyonda futbolculara sıcak davranarak olası olayların önüne geçmeye çalıştı. Maç içerisinde tabi ki hatalı kararları oldu ama genel performansı ile bana göre başarılı bir yönetim gösterdi. Yardımcı hakemler için de aynı görüşe sahibim.




Hakem triosunun başarısına rağmen Lugano'nun hareketi ile başlayan olaylar aslında saha içerisinde barut gibi olan futbolcuların arasında sadece kibriti çakmak oldu. Öyle ki Arda ve Semih gibi iki beyefendi oyuncuyu birbirilerinin yakasına yapışmış halde buluverdik. Üstelik maç boyunca her türlü çirkinliği sergileyen Sabri ve Emre de diğer tüm futbolcuları ayırmaya çalışanlar arasında başroldelerdi. Yani neresinden bakarsanız garip bir olaylar silsilesini de maçın son dakikasında yaşattı bu derbi.

Üzerine çok şey yazılıp çizilecek, derbinin kara günü denecek. Ama ben bunlara çok fazla girmeyeceğim, çünkü bu futbolculara bu stresi biz yüklüyoruz. Taraftarıyla, yöneticisiyle, medyasıyla dün kaybedenin ligden düşeceği bir maç atmosferini yarattık. Onlar da ince kırmızı hattın arkasına düşüverdiler ister istemez. Hem de ikisi birden...

Belki ironik ama ezeli rekabet ebedi dostları!!! burada da ayırmadı birbirinden.

12 Nisan 2009 Pazar

Ağaç Yaşken Eğilir


Bu adam bizim ufaklık, futbolla henüz bir ilgisi yok ama Rıdvan Dilmen ne zaman televizyona çıksa yorumlarını hiç kaçırmıyor.

Galatasaray - Fenerbahçe


Var mısın, yok musun maçı birçoğunun gözünde. Dünyanın kaçıncı büyük derbisi olduğu benim umrumda değil. İslam Çupi'nin dediği gibi Fenerbahçe'nin büyüklüğü tarif edilemez. Galatasaray'ın da.

İstediğiniz kadar inkar edin Avrupa'da şampiyon olmak kadar önemli taraftarlar arasında bu maçın galibi olarak ayrılmak. Her Galatararay-Fenerbahçe maçı Şampiyonlar Ligi finali gibi. İsterse tarihlerinde ilk defa ikisinden biri ilk sıralarda yeralmasın. İsterse ligin dördüncü ve beşinci sırasında olsunlar. Yine de bu sezonun en önemli iki maçından biri olma özelliğini taşıyor Pazar akşam ki Ali Sami Yen'de oynanacak Galatasaray-Fenerbahçe maçı. Diğeri ise Şükrü Saraçoğlu'nda oynanandı.

Herkesin bir yorumu var mutlaka. Benim yorumum bu 90 dakikanın galibinin ilk 45 dakikada belirleneceği yönünde. Galatasaray çılgınlar gibi saldıracak, Fenerbahçe kapanacak. Bu baskı ya Galatarasay'ın birkaç farklı üstünlük sağlamasına neden olacak ya da Fenerbahçe kontrataktan bu farkı yakalayacak. Bence herhalukarda bu maç berabere bitmeyecek. Kim kazanırsa kazansın bu sezon şampiyon da olamayacak. Yazının başında söylediğim gibi herkes var mısın yok musun maçı olarak görüyor ama bu sene ikisi de yoklar. Ben kendi adıma böyle bakıyorum ve o yüzden yarın daha da fazla çıkarmaya çalışacağım derbinin tadını.

10 Nisan 2009 Cuma

Villa ile Chelsea Flörtü


Evet son duyumlar bu yönde. İngiliz basınında Chelsea'nin David Villa ile ilgilendiği yazıyor. Detaylara ulaşırsam paylaşacağım.

Bağımlı



Adriano alkol bağımlılığından kurtulmak için psikolojik tedavi görüyormuş. Tabi bu basının haberi. Kendisi ölmediğini, hasta olmadığını, hastaneyen falan gitmediğini, iyi olduğunu ve bir süreliğine futbolu bıraktığını belirtmiş. Bunu da kendini mutlu hissettiği yerde evinde yapıyor.

9 Nisan 2009 Perşembe

Ivanfield


Güzel başlık ve güzel resim olmuş. The Sun'ın manşeti...Aklıma yaratıcı Türk spor gazeteleri gelmedi değil hani.

Adriano Bulundu


Adriano nihayet bulundu, bulunması iyi mi oldu bilemiyorum. İyi olduğunu, ailesinin yanında olduğunu ve daha fazla detaylı bilgi vermeyeceğini söylemiş basına. Bu adam için neler yazdık bakınız Adriano Yeniden Doğdu başlıklı yazıya. O hala yokuş aşağı gitmek konusunda ısrarlı.

Şampiyonlar Ligi

Öncelikle maçlar oynnmadan önce Liverpool - Chelsea eşleşmesi ile ilgili fikirlerimi yazamadım, iş, ev ve bizim ufaklık arasında dokuduğum mesafede iş ve ev arasındaki bıraktığım kaydadeğer olmayan izi bir kenara atarsak aslında hayatımda geriye bırakacağım en büyük izle geçirmem gereken saatler blogdaki yazıma zaman ayırmamı engelledi. Maçları da tek tek analiz edecek kadar iyi izleyemedim. Ama tespitlerimi ve tahminlerimi paylaşabilirim.

Öncelikle Liverpool'un turu geçeceğini düşünüyordum, onlar kendi sahalarında 3 yiyince benim de çeyrek final tahminim dörtte ikide kaldı. Salı gecesiyle başlayacak olursak;



Birinci konumuz Porto: Ben Porto'ya haksızlık etmişim. Bu düzeyde oynayabilecek 4-5 oyuncusu olduğunu söylüyordum ama bugün geldikleri nokta turu geçemeseler de 2004 Şampiyonlar Ligi şampiyonunun bazı şeyleri asla tesadüfi olarak başarmadığının kanıtıdır. Tıpkı 1987'de Şampiyon Kulüpler Kupası'nda Madjer'in Bayern Münih ağlarına topuğuyla gönderdiği golle adlarını Avrupa'nın zirvesine yazdırmaları gibi. Porto'nun İngilterei İtalya, İspanya ve Almanya gibi dört majör lig takımlarının dışında bu platformda kendine yer edinen tek takım olduğunun hakkını vermemiz gerekiyor. Bu saygıyı hakeden bir de Lyon var ama onlar Şampiyonlar Ligi'nde finali hiç görmediler.

Başarılı bir takım kurmak için geçmiş kariyerinizin de başarılarla dolu olması gerekmez. Bir beden eğitimi öğretmeni olup, teknik direktöre tercümanlık yapabilirsiniz ya da geçmişinizde Porto dışında ulusal düzeyde dahi kazandığınız bir başarı olmayabilir. Önemli olan doğru zamanda doğru kişilerle ve doğru kararlar vererek ilerleyebilmektir. Jesualdo Ferreira bir Morinho olmayabilir ama bugün Porto'nun geldiği nokta yarın yeni Morinho'sunu yaratabilir.


Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finalden en zararlı çıkacak takımlar acaba İngilizler mi olacak? Şunu çok net gördük ki Premier Lig'de şampiyonluk yarışını kıyasıya yaşayan Manchester United ve Liverpool Şampiyonlar Ligi'nde dökülürken rahat olan Arsenal ve Chelsea ilk maçlarda kendileri için yeterli skoru aldılar. Haftasonu rakipleri ile son dakikaya kadar mücadele etmek zorunda kalan ve yıpranan Manu ile Liverpool için Şampiyonlar Ligi'nin sonu olabilir mi bekleyip göreceğiz. Haftasonunun yıldızları Macheda bu maçta oyuna hiç girmezken, Benayoun oyuna girdiğinde maç zaten 3-1 olmuştu.

Anelka her ne kadar Premier Lig'de 15 gol attıysa da bu takımın forvet mevkindeki ilk seçeneği Drogba'dır. Drogba'da Anelka'da olmayan rakip defansı yıpratma, fiziki mücadele, top rakipteyken rakip defansı sürekli rahatsız etme ve kafa toplarındaki hakimiyet gibi artı özellikler vardır. Bu da günümüzde forvet oyuncularında olmazsa olmaz bazı özelliklerdir. Hiç kuşku yok ki Anelka topla daha bir uyum içerisindedir ama bu tek başına yeterli olmuyor.



Guardiola ilk on beş dakika, ilk yirmi dakika oyunu kontrol etmeliyiz ve rakibi durdurmalıyız, maçın bu bölümünü kontrol edersek rakibi de durdururuz gibi klişe Türk futbol mentalitesini alt üst etmiştir. Bu bölümde maçı bitirmek artık Barcelona için bir ritüeldir ve Nou Camp'a giden takımlar durdurmaktan ziyade farklı bir çözüm arayışına girmek durumundadırlar. Yoksa hepsinin akıbeti ilk yarıda 4-5 gol yemek olacaktır. Rakibinizin Messi ,Eto ve Henry gibi bir hücum hattı varsa bu kaçınılmaz.

Bayern Münih için Ribery bir yıldız olabilir ama ben bugün bir üst düzeydeki takımlar için aynı şeyi düşünmüyorum. Ya da bir başka deyişle Ribery'nin asla Messi, Cristiano Ronaldo, Kaka, Gerrard düzeyinde bir futbol kariyerine geleceğine, o düzeyde bir yıldız olabileceğine inanmıyorum.



Şans herkesin ayağına bir ya da iki kez gelir, üçten sonra ballı grubuna girersiniz. Branislav Ivanovic için dün gece çok önemli olsa gerek. Muhtemelen sabaha kadar uyuyamadı. Attığı iki golle takımını bir üst tura taşıdı sayılır ancak daha da önemlisi bir futbolcunun ayağına gelen şansı kullanabilmek adına her zaman hazır olması gerektiğini gösterdi. Premier Lig'de zaten boy gösteriyor ama Şampiyonlar Ligi özel bir platform. Bundan sonrası onun için kariyeri anlamında daha açık gözüküyor.

Ufukta tıpkı Liverpool ve Milan arasında olduğu gibi bir Barcelona ve Arsenal rövanşı gözüküyor olabilir mi finalde? Ve bu finalde Barcelona'nın ağır favori olmasına rağmen Wenger'in fendi Guardiola'yı yenebilir mi? Değişik bir senaryo ama kimse olamayacağını iddia edemez. Bu senaryonun güzel bir senaryo olmadığını da.