Ne demişti İbrahim Üzülmez'in kalemini kırarken Başkan Demirören: "Dünyanın izlediği Beşiktaş’ta yarın o önemli oyuncular dönüp (takım kaptanımız o futbolcuyu yumrukladı) derse Türk futbolu kaybeder".
Ne demişti TFF'yi yerden yere vururken Başkan Demirören: "Beşiktaş’ımızın misyonunu ve vizyonunu değiştirdik. Vizyonumuz dünya kulübü olmak. Misyonumuz Beşiktaşlılık duruşunu, dürüstlüğünü, hoşgörüsünü ve anlayışını Türkiye’ye Avrupa’ya tanıtmak".
Sonra ne demişti: "Türkiye’nin ve dünyanın takımını yarattık. Diğer takımın seyircileri hem kıskanıyor, hem maçlarımızı gelip seyrediyor. Bizler çıtamızı yükselttik. Şimdi futbol kamuoyuna diyoruz ki, sizde çıtanızı yükseltin. Ya da bizi rahat bırakın yolumuza devam edelim".
Beşiktaş UEFA Avrupa Ligi'nde bu akşam yoluna devam etti: Beşiktaş 1 - Dinamo Kiev 4.
Avrupa Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Avrupa Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Şubat 2011 Perşembe
15 Ocak 2011 Cumartesi
Yıldız Savaşları Leverkusen'de
Bu pankart Bayer Leverkusen'in Cuma günü karşılaştığı Borussia dortmund karşılaşmasında tribünlerde açıldı. İlk yarısı golsüz geçen maçın ikinci yarısında Ballack ve arkadaşları pek Yıldız Savaşları'ndaki mücadeleyi gösteremediler ve 3-1 ile boyun eğdiler rakiplerine. Borussia Dortmund 13 puan farkla liderliğini sürdürmeye devam ediyor.
1 Ekim 2010 Cuma
Beşiktaş Tam Yol
Uzun zaman oldu ama buradayım. Araya bazı sıkıntılar girince yazamadım. Hatta futbol gündemini de takip edemedim. Ta ki son iki güne kadar. Dün akşam Rapid Wien karşısında Beşiktaş'ın oynamak istediği oyunu izleyip bir kez daha bu sezon ki düzenini beğendim.
Schuster'in Hilbert'ten bir sağ bek yaratması Beşiktaş'ta yapılan en iyi işlerden biri. Schuster rotasyonu o kadar iyi yapıyor ki zaten kadrosu da rotasyona müsait, hiçbir futbolcuyu küstürmüyor, hiçbir futbolcu yedek kulübesinde yatacak zamanı bulamıyor. Takımda herkes hazır. Oynadığı oyun henüz üst düzey değil ama felsefe olarak Süper Lig'in ötesinde. Dün akşam geçen sezonun yerden yere vurulan Tabata'sı bu sezon ki iyi oyunlarına bir yenisini daha ekledi. Bobo açıldı ve devam ediyor gollerine. Holosko'yu çok bencilce davrandığı iki pozisyon için suçlayabilirsiniz. Ama içindeki gol atma isteğini gösteriyor her iki pozisyon da. Tıpkı attığı golde topu kaleci Hebl'dan söküp alışı gibi.
Ernst ve Aurelio'nun performansları, Necip'in ilk onbirde olsun ya da dün akşam ki gibi sonradan girsin hiç farketmeyen oyunu Beşiktaş'ı taşıyan bir başka güç. Defansta sıkıntılar var, hem ilk golde hem de verilen pozisyonlarda dağınık yakalanabiliyorlar. Tek yumuşak karınları belki de ama bu defansif anlayış da vasatın altında değil. Yani Fenerbahçe'deki gibi felaket habercisi görüntü yok.
Guti ve Quaresma'dan hiç bahsetmeyeceğim. Onların varlığı takımın diğer oyuncularını heveslendiren, oynamaya iten etken olarak bile yeterli. 40'a merdiven dayayan İbrahim Üzülmez bugün itibariyle Türkiye'nin en iyi sol beki oldu tekrar.
Rakip yine Beşiktaş ayarında değil, bunu not düşelim ve Beşiktaş zorluk derecesi yüksek maçlarda şu anda sıkıntı yaşayabilir. Ama bu dönemi kayıpsız atlatan bir takımın lig ilerledikçe daha az sıkıntı yaşayacağını düşünüyorum.
Schuster'in Hilbert'ten bir sağ bek yaratması Beşiktaş'ta yapılan en iyi işlerden biri. Schuster rotasyonu o kadar iyi yapıyor ki zaten kadrosu da rotasyona müsait, hiçbir futbolcuyu küstürmüyor, hiçbir futbolcu yedek kulübesinde yatacak zamanı bulamıyor. Takımda herkes hazır. Oynadığı oyun henüz üst düzey değil ama felsefe olarak Süper Lig'in ötesinde. Dün akşam geçen sezonun yerden yere vurulan Tabata'sı bu sezon ki iyi oyunlarına bir yenisini daha ekledi. Bobo açıldı ve devam ediyor gollerine. Holosko'yu çok bencilce davrandığı iki pozisyon için suçlayabilirsiniz. Ama içindeki gol atma isteğini gösteriyor her iki pozisyon da. Tıpkı attığı golde topu kaleci Hebl'dan söküp alışı gibi.
Ernst ve Aurelio'nun performansları, Necip'in ilk onbirde olsun ya da dün akşam ki gibi sonradan girsin hiç farketmeyen oyunu Beşiktaş'ı taşıyan bir başka güç. Defansta sıkıntılar var, hem ilk golde hem de verilen pozisyonlarda dağınık yakalanabiliyorlar. Tek yumuşak karınları belki de ama bu defansif anlayış da vasatın altında değil. Yani Fenerbahçe'deki gibi felaket habercisi görüntü yok.
Guti ve Quaresma'dan hiç bahsetmeyeceğim. Onların varlığı takımın diğer oyuncularını heveslendiren, oynamaya iten etken olarak bile yeterli. 40'a merdiven dayayan İbrahim Üzülmez bugün itibariyle Türkiye'nin en iyi sol beki oldu tekrar.
Rakip yine Beşiktaş ayarında değil, bunu not düşelim ve Beşiktaş zorluk derecesi yüksek maçlarda şu anda sıkıntı yaşayabilir. Ama bu dönemi kayıpsız atlatan bir takımın lig ilerledikçe daha az sıkıntı yaşayacağını düşünüyorum.
27 Ağustos 2010 Cuma
Yönetememe Sanatı
Hadi oturup futbolculara sayalım şimdi. Milyarlık eşşekler diye bir tezahürat vardı benim çocukluğumda. İyi de kardeşim aklın nerdeydi demezler mi yönetime. Transfer dönemi bitti ne Galatasaray ne de Fenerbahçe gerekli transferleri yapamadı. Trabzonspor Jaja'yı getirdi yaya kaldı. Rijkaard'ın belki de en haklı olduğu konu gelen yabancı transferler sakat olması.Zaten Rijkaard'ın istediği adamlar mı alındı o da tartışılır.
Galatasaray'da Rijkaard'ın istedikleri yapılmıyor peki Fenerbahçe'de. Orada da yapılıyor ama eksik. Aylarca takım santraforunu bulamıyor, hala orta saha ve defansa takviye yok, Aykut Kocaman koşan takım diyor ne işe yarayacaksa bizimkiler Robinho sevdasında. Niye: Çünkü Demirören'le sidik yarışı mevzusu. Trabzonspor farklı mı? Değil. Aylardır kimi istedikleri, kimi alacakları, ne yapmak istedikleri belli değil. Kimse kimseyi uyutmasın, Trabzonspor çok iyi falan başlamadı lige. Ya da Trabzonspor Trabzonspor gibi olsa bu Liverpool'u sürklase ederdi. Geçmişte örnekleri çok bunun. Şimdi ne değişti?
Her üç takımda turu geçebilirdi, Trabzonspor dahi çünkü karşısında Liverpool falan yoktu. Ama her üçü de kendi liglerine dönmek istediler. Ve burada bir suçlu aranacaksa bunu futbolcudan, teknik adamdan önce yönetimlerde aramak gerekiyor. Öyle köşeye yaslanıp iki tane yürekli adam vardı, gerisi şöyle böyle diye yazmak kolay.
Bugün futbolda Avrupa'da yoksan futbolda yoksun anlamına geliyor. Üç büyük takım da Türkiye'yi Avrupa futbol haritasından sildiler dün akşam. Hazır değillerdi, sezon başıydı gibi hikayelere gelmemek lazım. Demin de dedim ya sorumlu aranıyorsa yönetimlerdir. Adı üzerinde yönetim. Sonuç: Elde var sıfır.
O zaman ilkokul çocuğunun bile anlayacağı basit bir mantığı var: Yönetememişsiniz kardeşim. Eğer yönetememe sanatı diye bir ders olursa Türk futbol takımı yönetici kadrosunu uzman olarak çağırmak gerekir.
Galatasaray'da Rijkaard'ın istedikleri yapılmıyor peki Fenerbahçe'de. Orada da yapılıyor ama eksik. Aylarca takım santraforunu bulamıyor, hala orta saha ve defansa takviye yok, Aykut Kocaman koşan takım diyor ne işe yarayacaksa bizimkiler Robinho sevdasında. Niye: Çünkü Demirören'le sidik yarışı mevzusu. Trabzonspor farklı mı? Değil. Aylardır kimi istedikleri, kimi alacakları, ne yapmak istedikleri belli değil. Kimse kimseyi uyutmasın, Trabzonspor çok iyi falan başlamadı lige. Ya da Trabzonspor Trabzonspor gibi olsa bu Liverpool'u sürklase ederdi. Geçmişte örnekleri çok bunun. Şimdi ne değişti?
Her üç takımda turu geçebilirdi, Trabzonspor dahi çünkü karşısında Liverpool falan yoktu. Ama her üçü de kendi liglerine dönmek istediler. Ve burada bir suçlu aranacaksa bunu futbolcudan, teknik adamdan önce yönetimlerde aramak gerekiyor. Öyle köşeye yaslanıp iki tane yürekli adam vardı, gerisi şöyle böyle diye yazmak kolay.
Bugün futbolda Avrupa'da yoksan futbolda yoksun anlamına geliyor. Üç büyük takım da Türkiye'yi Avrupa futbol haritasından sildiler dün akşam. Hazır değillerdi, sezon başıydı gibi hikayelere gelmemek lazım. Demin de dedim ya sorumlu aranıyorsa yönetimlerdir. Adı üzerinde yönetim. Sonuç: Elde var sıfır.
O zaman ilkokul çocuğunun bile anlayacağı basit bir mantığı var: Yönetememişsiniz kardeşim. Eğer yönetememe sanatı diye bir ders olursa Türk futbol takımı yönetici kadrosunu uzman olarak çağırmak gerekir.
20 Ağustos 2010 Cuma
İyi, Kötü ve Çirkin
Dün geceki Avrupa Ligi macerası herhalde bu üç kelimeyle özetlenebilir. İyi olan izleyemediğim maçta aldığı sonuçla ve kalede parlayan Onur'uyla Trabzonspor'du. Ne olursa olsun Gerrard'sız da olsa Anfield Road'tan 1-0 ile çıkmak Trabzonspor'un Şenol Güneş ile iyi yolda olduğunu gösterir.
Gecenin kötüsü ise Galatasaray'dı. Ve kötülerin başında sezon başından beri vasatın çok altında kalan Ali Turan vardı. Galatasaray ilk 45 dakika hiçbir şey yapmadığı karşılaşmada golleri de adeta bağıra bağıra yedi. Kuzmanov'un bindirmelerinde Ali Turan bir figüran gibiydi. Tıpkı daha önceki maçlarda rakip takımda o kanadı kullanan oyuncuların karşısında da figüran olduğu gibi.
Mehmed Batdal'ı kurtlar sofrasına atmak ne kadar doğru bilemiyorum ama Milan Baros eğer oynayabilecek durumda ise banko oynar. İkinci yarıdaki Harry Kewell- Milan Baros yapımı goller usta işiydi. Eğer ilk yarıda bu düzende başlamış olsalardı daha farklı bir skor gelebilirdi Galatasaray adına ancak böyle başlamamak Galatasaray'ın saha içi akordunu tamamen bozdu, seyircinin de telleri attı.
Fenerbahçe adına iyi sonuç gibi görünse de 1-0 çok sevimsiz hatta çirkin bir skor. Zira kendi sahanızda gol yemeden 2 gol atma yükümlülüğünü getiriyor ki bu da Fenerbahçe'nin son sezonlardaki eleme maçlarına baktığımızda altından kalkabileceği bir durum değil pek.
Maçı berabere de bitirebilirdi sarı larcivertliler ancak bazen öyle garip pozisyonlar verdiler ki, PAOK bu pozisyonları değerlendirebilse turu Selanik'te bırakmış olacaklardı. Fenerbahçe'yi genelde iyi bulmama rağmen ikinci yarıda rakibi karşısında bir fazla adamla beraberliği yakalayamamasını pek kabulenemedim. Aykut Hoca'nın tüm değişikliklerini beğendim ama klişe forveti ikileme yolu basında çokça takdir görse ve hatta geç kalınmış bir hareket olarak değerlendirildiği halde bana gereksiz geldi. Yine kimsenin beğen mediği Selçuk'un özellikle rakibin ekik kaldığı bu dönemde saha içerisinde daha fazla katkı vereceğine inananlardanım.
30 Temmuz 2010 Cuma
Plzen'in Birası Light Olur
Plzen Çek Cumhuriyeti'nin en eski şehirlerinden biri. Futbol takımından çok Bira Festivali ve Çek Cumhuriyeti'nin her yerinde göreceğiniz Pilsner Urquell adlı bira markasıyla meşhur.
Benim bildiğim Pilsner'in dark birası yok, futbol takımı da öyle aslında light bir takım görüntüsünde ama dün Plzen karşısında ilk yarıda izlediğimiz Beşiktaş'ın bir önceki gün Young Boys karşısındaki Fenerbahçe'den hiçbir farkı yoktu. Henüz form düzeyi ve fizik gücü aşağılarda olmasının getirdiği oyun içi organizasyon bozukluğu Plzen'in çok ciddi pozisyonlar bulmasına neden oldu.
Özellikle Hakan'ın performansı bu noktada sevindirici, klasik bir Çek Cumhuriyeti takımı olan Plzen'in Beşiktaş'ı bunalttığı dakikalarda çok önemli kurtarışlara imza attı. Evet bu Hakan Liverpool ve Metalist maçlarında darağacına astığımız Hakan. Casillas nasıl dayak yiye yiye çok iyi bir kaleci oldu ise Hakan için de aynı durum geçerli. Çok iyi bir kaleci olma yolunda ilerliyor.
Beşiktaş'ın sol kanadı ise perişan durumda. Quaresma'nın hücumdaki gücü yadsınamaz, her ne kadar dün bu gücünü penaltı pozisyonu dışında verimli kullanamasa da önemli bir silah. Ancak İbrahim savunmada bu kanattan gelen Plzen akınlarında çok zorlandı. Öte yandan sağ kanatta Hilbert'in vasatın altındaki görüntüsü Beşiktaş adına bu kanadın da hiç kullanılamamasına yol açtı. Muhtemelen Guti Delgado'yu kesecek ve bu da hem hücumda hem de savunmada daha işlerlik kazanmış bir Beşiktaş yaratacak.
İkinci 45 dakikanın çehresini değiştiren de aslında orta sahaya yapılan Necip yaması. Çeklerin de oyundan düşmesiyle Necip faktörü Ernst ile birlikte itici güç oldu Beşiktaş için. Plzen "dark" olacak diye düşünürken ikinci yarıda gerçek "light" kimliğine bürünmüş oldu böylece.
Benim bildiğim Pilsner'in dark birası yok, futbol takımı da öyle aslında light bir takım görüntüsünde ama dün Plzen karşısında ilk yarıda izlediğimiz Beşiktaş'ın bir önceki gün Young Boys karşısındaki Fenerbahçe'den hiçbir farkı yoktu. Henüz form düzeyi ve fizik gücü aşağılarda olmasının getirdiği oyun içi organizasyon bozukluğu Plzen'in çok ciddi pozisyonlar bulmasına neden oldu.
Özellikle Hakan'ın performansı bu noktada sevindirici, klasik bir Çek Cumhuriyeti takımı olan Plzen'in Beşiktaş'ı bunalttığı dakikalarda çok önemli kurtarışlara imza attı. Evet bu Hakan Liverpool ve Metalist maçlarında darağacına astığımız Hakan. Casillas nasıl dayak yiye yiye çok iyi bir kaleci oldu ise Hakan için de aynı durum geçerli. Çok iyi bir kaleci olma yolunda ilerliyor.
Beşiktaş'ın sol kanadı ise perişan durumda. Quaresma'nın hücumdaki gücü yadsınamaz, her ne kadar dün bu gücünü penaltı pozisyonu dışında verimli kullanamasa da önemli bir silah. Ancak İbrahim savunmada bu kanattan gelen Plzen akınlarında çok zorlandı. Öte yandan sağ kanatta Hilbert'in vasatın altındaki görüntüsü Beşiktaş adına bu kanadın da hiç kullanılamamasına yol açtı. Muhtemelen Guti Delgado'yu kesecek ve bu da hem hücumda hem de savunmada daha işlerlik kazanmış bir Beşiktaş yaratacak.
İkinci 45 dakikanın çehresini değiştiren de aslında orta sahaya yapılan Necip yaması. Çeklerin de oyundan düşmesiyle Necip faktörü Ernst ile birlikte itici güç oldu Beşiktaş için. Plzen "dark" olacak diye düşünürken ikinci yarıda gerçek "light" kimliğine bürünmüş oldu böylece.
28 Şubat 2010 Pazar
Sergen - Bergen - Eve Dönüngen

Yazamadım son zamanlarda ama nedenini yazmıştım. Yavaş yavaş geri dönüyorum. Ben yokken Fenerbahçe ve Galatasaray elveda dedi Avrupa Ligi'ne henüz Şubat ayı sona ermeden. Bir kez daha o meşhur Mart ayını göremedik futbolumuzda Avrupa'da.
Oysa Düşler Sahnesi gruplarda gelen birinciliklerle güzel bir rüya gibi başlamıştı. Maçlar bittikten sonra Segen'i izledim NTV Spor'da. Baştan söyleyeyim sona kalmasın: Ben Sergen'in futbola dair yorumlarından hiç hazetmiyorum. Daum ve Rijkaard'a geçirip durdu program boyunca. Takımlarımızın böyle maçlarda ihtiyacı varmış teknik adamlara. Ne kadar kolaycı bir yorum. 70 milyonu getirsen televizyona yorum yap diye aynı yorumu yapacak zaten. Bu ülkede teknik adama geçirmeyen var mı?
Geçirdiğiniz teknik adamların kariyerine bakınca Sergen'in dibi düşmeli ama kazın ayağı öyle değil işte. Sergen'in kariyerine hiç girmiyorum çünkü benim için kariyerinde gelebildiği tek nokta Chelsea'yi Stampford Bridge'de salladığı gecedir. Beşiktaşlılar apırsa da köpürse de hiçbir uluslararası düzeyde başarısı, futbol hayatında istikrar namına kırıntı olmayan bir adamı dinlemek inandırıcı olmuyor malesef. Sergen, yüzüne sevgilisi olan kabadayı tarafından kezzap dökülen meşhur şarkıcı Bergen gibi. Yaşı benden küçük olanlar hiç tanımazlar Bergen'i bu arada ya neyse. Sergen bir gözünü kapatmış kendi kariyerini hiç düşünmden öbür gözüyle gördüklerini bizim gibi ekran başında ona buna sallayarak yorumluyor.
Peki takımlarımızın Avrupa performansı mı? İki takımda ellerine geçen fırsatı öyle cömertçe harcadılar ki dövünmemek elde değil. Ama kime sorarsanız sorun şu gerçeği gözardı edemeyiz: Bizim ülkemiz hariç dünyanın her yerinde Galatasaray - Atletico Madrid eşleşmesininfavorisi İspanyol ekibiydi. Aynı durum Fenerbahçe - Lille eşleşmesi için daha eşit dengeler getirse de Fenerbahçe'nin de ligin ilk yarısındaki kadroya göre Roberto Carlossuz, Kazımsız, ama buraya dikkat edin Öndersiz, Güizasız ve Semihsiz olduğunu unutmayalım. Camia el birliğiyle son saydığım üç futbolcuyu da yedi bitirdi son aylarda.
Kendi ligimizde kendi yağımızla kavrulacağız velhasıl. Merak etmeyin lig kızışıyor iyice 1 hafta on güne yine unuturuz Avrupa'da artık olmadığımızı. Zaten hep unutmadık mı?
19 Şubat 2010 Cuma
Tura Bir Adım Kaldı

Açıkçası ben Madrid'ten 1-1 ile çıkabileceğini düşünmüyordum Galatasaray'ın. Atletico Madrid kendi liginde çok parlak değildi kabul ama Galatasaray'da Turkcell Süper Lig'in lideri olacak oyun zenginliğine sahip değildi.
Bu sonuç Galatasaray'ı eğer yeni bir Hamburg kabusu yaşatmazlarsa yürüye yürüye bir üst tura taşımalı. Oyun olarak değil ama skor olarak başarılı bir tablo var ortada. Yine de Atletico Madrid'in kaçan pozisyonları skor yönünden bu kadar garanti düşünmeme rağmen küçük bir soru işareti bırakıyor.
Olsun ipler Galatasaray'ın elinde artık. Rakibinin de kendinin de ipini çekecek olan Galatasaray.
18 Şubat 2010 Perşembe
Fener'in Önü Arkası Defolu

Normalde 2-1 deplasman mağlubiyeti tur için iyi bir sonuç olarak gözükebilir ancak maçın geneline baktığımızda Fenerbahçe duvarına çarpıp çarpıp geri dönen bir Lille'in bu maçta 2 gol bulması ancak çok ciddi kişisel hatalarla olabilirdi.
Nitekim ilk golde ben Volkan'ın ayakları ile rahatlıkla çıkaracağı topta yere yatmasını bir kalecilik hatası olarak yorumluyorum. İkinci golde ise bir Deniz klasiği yaşandı, olmayan bir pozisyon Deniz'in felaket asisti ile Fenerbahçe kalesinde gole dönüştü. Vederson'un 100 kere vursa bir kere gol olacak muhteşem şutu da rakip ağlara takıldı kabul ama gecenin bir başka çıldırtanı Güiza'nın Alex'in paslarını akıl almaz şekilde harcayışını da bir kenara koymak lazım.
Lille fare doğurdu, tempolu ve hızlı oynadılar ama karşılarında da oldukça sert ve tempolu bir Fenerbahçe buldular. 2-1'lik skorun avantaj olmaması da burada yatıyor. Kadıköy'de hızlı ayakları ile daha fazla açık alan bulup kontra toplarla skoru kendi avantajlarına dönüştürme ihtimalleri çok yüksek.
Gerçi özellikle ikinci yarıda golü bulup öne geçtikten sonra bu tip açık alanlar yakalayıp oldukça saçmaladılar ama bu her zaman böyle olacak anlamına gelmiyor. Hele ki defans kurgusunda Lugano'nun maçın başlarında sakatlanıp çıkması sonucu ikinci maç için oynayıp oynamayacağı hakkında bir bilgi sahibi olamamamız gol yemeden maçı bitirebileceği inancını vermiyor bana Fenerbahçe'nin.
Temelde bu yenilgiyi şöyle özetleyebiliriz: Bir takımın en gerisi ve en ileri uç noktası defolu olunca yenilgi de kaçınılmaz oluyor. Oysa Daum'un elinde Semih denen bir adam var. Ve bir Lugano olmasa da Deniz'den kat be kat fazlası olan bir Önder. Hatta bir Bekir...
20 Aralık 2009 Pazar
Avrupa Ligi'nde Eşleşmeler

Avrupa Ligi'nde kuralar çekildi, biz de duvara tosladık biraz sanki. Kuraların çekildiği gün iş nedeniyle Adana'da olduğum için yorum da giremedim pek.
Gerek Lille gerekse Atletico Madrid şu an Fenerbahçe ve Galatasaray'ın oynadığı oyuna baktığımda şanslı olan taraflar gözüküyorlar. Ancak ne Lille birinci sınıf bir Fransız takımı ne de Atletico Madrid kağıt üzerinde yazan kadronun takımı.
İkinci tur maçlarında bol gollü karşılaşmalar izleyeceğimiz aşikar. Bunda Lille'in gole dönük bir takım olması kadar, diğer eşleşmede Galatasaray'ın da fazlasıyla defansif olarak güven vermeyen yapısı etken olacak.
Lille karşısında herkes Fenerbahçe'nin ara transferde ne yapacağını bekliyor. Böyle bir beklenti olunca da insan ister istemez vay halimize diye düşünüyor. Öte yandan Liverpool'un karşısına çıkma hesapları yapılıyor da ben Unirea'nın o eşleşmede hiç de azımsanmayacak kadar şansı olduğunu düşünüyorum. Burada ilginç bir nokta var o da eğer Lille'i geçerse vaktiyle Dan Petrescu'yu Fenerbahçe'ye getiren basınımız ve Tahsin Kaya'nın yapamadığını UEFA'nın başarmış olması olacak. Unirea'nın teknik direktörü futbolculuk yıllarında gelemediği Şükrü Saraçoğlu çimlerine Livepool'u elerlerse ve Fenerbahçe'nin de Lille'i geçmesi durumunda ayak basacak.
Diğer bir entersan durum da İki takımımızın da turu geçmeleri durumunda olası bir İstanbul- Liverpool çarpışması. Liverpool şehrinin diğer takımı Everton'un Sporting'i, Rafa'nın öğrencilerinin de Unirea'yı geçmeleri durumunda İngiliz ve Türk basınına müthiş malzeme çıkaracak eşleşmeler izleyeceğiz.
Bu kupada iki takım da ilerlemek istiyorlarsa elbet ilerleyen turlarda sıkı takımlarla eşleşeceklerdi. Bunun ikinci turda başlarına gelmesi aslında bu kupada neler yapabileceklerini de net bir şekilde ortaya koyacak. Yazının başında da belirttiğim gibi ben pek ümitli değilim.
2 Aralık 2009 Çarşamba
Komadan Çıkış

Fenerbahçe ilk yarı ile ikinci yarı arasında oynadığı oyun bakımından gece ile gündüz gibi olmasa da farklıydı. İlk yarıda pozisyona giren rakibini zorlayan takımın yerini ikinci yarıda ciddi açıklar veren bir takım alsa da 3 puanı çıkarıp grubu lider tamamlamayı bildi sarı larcivertliler.
Roberto Carlos'un gider ayak Volkan'ın kalesini boşalttığı anda kalenin önünden Ruiz'in boş kaleye yuvarladığı şutu çıkarması tatlı bir hatıra olarak kaldı taraftarların gönlünde. Tabi bunun öncesinde bir de Volkan'ın elinden kaçırdığı pozisyon var ki onu ayrıca bir yazı ile değerlendirmek gerekir.
Lugano'nun 71. dakikada attığı gol rakibin olası galibiyetinin de önüne geçti. Bu dakikadan sonra kalan bölümde rakibine fazla şans tanımadı Fenerbahçe.
22 Ekim 2009 Perşembe
Düşler Sahnesinde Yola Devam

Fenerbahçe Alex'in, Güiza'nın ve Semih'in oynamadığı bir maçta rakip ceza sahasına kadar çok etkili olup o bölgede biraz ne yapacağını şaşırdığı için genelde on sekiz üzerinden yaptığı vuruşlarla etkili oldu 90 dakika boyunca.
Hücum hattını klasik düzenine uyarak çıkartmıştı sahaya Daum, sadece isimler farklıydı. Santos sol, Topuz sağ kanattaydı, ortalarında Özer ve önlerinde Kazım oynuyordu. Kazım zaman zaman takımı 4-6-0'a çevirdi, zaman zaman 4-2-3-1'i yakaladı takım. Zapata'nın cepheden gelen toplardaki başarısı Fenerbahçe'nin bu hüum düzeninde daha rahat bir skor almasını engelledi. Ama deplasmandan çok önemli bir üç puan çıkardı sarı larcivertliler.
Steau Bükreş galibiyetini nasıl görmeliyiz? Avrupa'da transfer harcamasında ilk 20'de olan bir kulüple karşılaştıracak olursanız az bile atmış Fenerbahçe diyebilirsiniz. Geçen sezon Galatasaray'ı ön eleme maçında safdışı edip Şampiyonlar Ligi'ne katılmış bir takım gözüyle bakarsanız başarılı bir sonuç olur. Hagili ekolün temsilcisi derseniz başarıyı daha da büyütürsünüz. Aslında olması gereken oldu. Başarılı bir sonuç ama büyütmemek de yarar var.
Rakibin Nicolita gibi etkili ve deneyimli bir oyunusu var. Kolombiyalılar fena değil, kalecileri yan toplarda ortalama bir kaleci ama cepheden mükemmel oynadı. Ama Romanya ekibi için işler kolay gözükmüyor. Sheriff'in Twente karşısında 2-0 önde olduğu haberi de düşünülünce Fenerbahçe iyi iş çıkardı bu gece.
2 Ekim 2009 Cuma
Eye of the Tiger

Cold Play, mehter marşı, Şampiyonlar Ligi müziği derken bir gerçek daha çıktı ortaya Sheriff maçı sonrası. Fenerbahçe maçlardan önce Daum'un deyimiyle Rocky Balboa serisinin film müziklerini dinliyormuş.
Sheriff maçı da dahil oynadığı maçlarının neredeyse tamamında dayak yiyip arada çıkarttıkları bir iki kroşe ila maçı aldıkları düşünülürse dinlenilen müziğin etkisi net bir biçimde ortaya çıkıyor. Mübalağa ediyoruz tabi maç boyunca dayak yemiyor Fenerbahçe ama efektif oynamak adına maçın bazı bölümlerinde inanılmaz pasif oynuyor.
Aslında bu pasif görünüm idare etmek anlamında da geçerli. Ne zaman aksiyon alması gerekirse alıyor. Önceki maçlara bakacak olursak genelde berabere girilen maçlarda oyunun son 10 dakikalarını çok iyi oynadıkları maçlar hatırlayacaksınız. Biraz daha geriye gidip Daum ile beraber geçen üç sezonda da bu tip maçlar görmek mümkün.
Sheriff maçında en büyük sıkıntı kanatlardaydı. Gökhan'ın olmaması ile sağ kanat baştan beklenen performansın altında kaldı. Sol kanatta ise durum daha vahim çünkü bu kanatta görev alabilecek savunma ve hücum aksiyonlarını yönetecek dört opsiyondan sadece Vederson formda.
Sezon başında Fenerbahçe'nin en güçlü tarafı olarak değerlendirdiğim kanatlar Fenerbahçe'nin zaafı olma yolunda ilerliyor. Üstelik bu kadar çok opsiyon olmasına rağmen.
18 Eylül 2009 Cuma
Galatasaray Gaz Kesmedi

Galatasaray'ın Panathinaikos ile olan mücadelesini izleyemedim. Ancak sonrasında pozsiyonlara görme imkanım oldu.
Panathinaikos'un da ciddi pozisyonlar yakaladığını söylemek mümkün. Öte yandan deplasmanda Galatasaray'ın bu kadar çarpıcı bir skor alması rastlantı değil. Bitirici noktalarda çok iyi olduklarını gösteriyor. Herkes Galatasaray'da bugüne kadar Arda'yı, Kewell'ı, Elano'yu, Keita'yı konuştu. Geçen sezonlarda Lincolln gündemdeydi. Ancak formsuz eleştirilerine de uğrasa bir Baros var ki hemen hemen her maç görevini fazlasıyla yerine getiriyor.
Dün Elano'nun attığı golde sağ kanatta rakibinden müthiş bir vücut çalımıyla kurtuluşu ve içeriye kestiği top yarım asist değerinde. Attığı golde ise defansın arkasına mükemmel bir koşusu var.
Galatasaray'ın ve Türk futbolunun gündeminde çok daha fazla yer almayı hakediyor Çek golcü...
Düşler Aleminde Kabus Gördük

Neresinden başlanır bilemiyorum elle tutulur bir oyun olmayınca "Düşler Aleminde" sanal bir kahramının geceyi kabusa çeviren performansı demek hiç de sarkastik bir yaklaşım olmasa gerek.
Rakip çok hızlı kontraya çıkan ve iyi kapanan bir ekip, bana tıpkı Manisaspor karşılaşmasının bir kopyası gibi geldi Twente maçı. Hiçbir şekilde yan toplarla açma imkanı bulamadı Fenerbahçe ama zaten kanatlardan da etkili gelemedi. Özellikle Douglas veKuiper tüm hava toplarını aynen geri iade ettiler. Dönen topların ribauntlarını yakaladıkça da bir deplasman maçı için yeterli düzeyin üzerinde fırsat yakaladılar. Ruiz'in performansı kötüydü ama 34'lük N'kofu affetmedi.
Gelelim Fenerbahçe'ye. 45 ile 60. dakikalar arasında yakalan tempo dışında geriye kalan 75 dakikada ne tempo yapabildi ne de birşey üretebildi Sarı Kanaryalar. Kendini tekrar eden yazılardan sıkıldım artık ama Güiza'nın meziyetleri bu sistemde aksarken, dişlileri ancak Semih oyunda olduğunda çevirebiliyor Fenerbahçe. Nedeni çok basit: Alex 4-4-1-1 düzeninde orta sahanın önünde forvet ile devamlı bir pas alışverişine ihtiyaç duyuyor. Yapısı gereği orta sahada blok halinde gelmekten öte uzun toplarla çıkmayı deniyor ve genelde çoğalamıyor. Bu durumda ileri uçtaki adamınızın topu alıp veren, indirip basan, sağa ve sola deplase olan adamlara pas dağıtan bir santrafor olması kaçınılmaz. Bu sistem iki oyuncu ile işledi, ikisi de yukarıda saydığım temel işlevleri hakkıyla yerine getiren adamlardı, Pierre Van Hoijdoonk ve Semih.
Santos'un gün geçtikçe düşen ya da yükselmeyen temposuna bugüne kadar hep savunduğum Roberto Carlos'un süper emekli moduna geçmesi eklenince sol kanadı hiç işleyemez hale geldi. Sağ kanatta ise meziyetleri ile futbol zekası arasında bir uçurum olan Kazım'ın başlamadan bitirdiği ataklar takımın akordunu iyice bozdu. Alex bu sol-sağ kanat ve ileri uçtaki İspanyol'un arasındaki üçgende en verimsiz oyunlarından birini çıkardı malesef. Geriye kalanlar için ben oyumu vasatın üzerindeydiler olarak kullanıyorum.
Maçın hakkı diye bir şey varsa Twente hakeden taraftı. Mehmet Topuz'un harika golünün bu durumu engellememesi Fenerbahçe için bir şanstır. Manisa maçında su kaynatan takımın bir yerde duvara toslaması gerekiyordu. Tosladığı yer Avrupa Ligi'nin ilk maçı oldu.
Daum'un rotasyonu genişletip ilk onbirde sıkı sıkıya bağlandığı bazı isimleri kızağa çekme zamanı geldi de geçiyor bile. Biran önce Mehmet Topuz'un sağ kanada çekilmesi ve sol kanatta da Uğur Boral'lı ya da Wederson'lu alternatif çözüm üretilmesi şart artık. Ya da rotasyona Özer'i de katacak bir oyun düzeni. Kulübeye ve sahadaki onbire ancak futbol oynadıkları sürece o takımda yerlerinin olduğunun net ifadesi olacaktır bu çözümler.
Düşler aleminden bir kabusla takımın uyanmış olmasını ümit etmekten başka şansı yok Fenerbahçeli taraftarların.Hoş onlar 90 dakika içerisinde çoktan uyanmışlar ve ortaya konan futbolu ıslıklayarak işareti vermiş oldular. Anlayana...
28 Ağustos 2009 Cuma
21 Ağustos 2009 Cuma
Avrupa Kupaları'nda Türk Takımları

Trabzonspor 1- Toulouse 3
Sivasspor 0 - Shakthar 3
Sion 0 - Fenerbahçe 2
Galatasaray 5 - Tallin 0
Sivasspor'u ve Trabzonspor'u izlemedim ancak bu kadar kolay teslim olacaklarını hiç düşünmemiştim. Fenerbahçe ve Galatasaray maçlarını da dönüşümlü izledim saatler çakışınca. Dün gecenin net sonucu dört takımımızdan ikisiyle yola devam ettiğimiz.
Fenerbahçe ve Galatasaray'a çok kısa değinelim hemen, rakipler zayıftı kabul ama kendilerini hiç kasmadan, iştahsız ve tatsız da bir oyun oynamalarına rağmen biri içeride diğeri dışarıda çok net skorlar aldılar. Sistem henüz oturmadı ama ne oynamak istediklerini anlayabiliyorsunuz sahaya baktığınızda. Ve fizik olarak da daha 4-5 haftaya ihtiyaçları var.
Sanırım Mehmet Demirkol işaret etmişti Fenerbahçe'de 1.Daum döneminde hiç sakatlık yaşanmazken bu sene 4-5 tane adele sakatlıkları olduğunu. Dün akşam Deniz de sakatlandı. Aynen Demirkol'un dediği gibi Fenerbahçe iki sezondur antreman yapmamasının cezasını çekiyor sanki. Zamanla sakatlıklar da ortadan kalkacaktır. Ama Allah'tan Lugano ile sözleşme yapılmıştı yoksa çok daha zor bir deplasman maçına dönüşebilirdi Sion deplasmanı.
Fenerbahçe ve Galatasaray'a çok kısa değinelim hemen, rakipler zayıftı kabul ama kendilerini hiç kasmadan, iştahsız ve tatsız da bir oyun oynamalarına rağmen biri içeride diğeri dışarıda çok net skorlar aldılar. Sistem henüz oturmadı ama ne oynamak istediklerini anlayabiliyorsunuz sahaya baktığınızda. Ve fizik olarak da daha 4-5 haftaya ihtiyaçları var.
Sanırım Mehmet Demirkol işaret etmişti Fenerbahçe'de 1.Daum döneminde hiç sakatlık yaşanmazken bu sene 4-5 tane adele sakatlıkları olduğunu. Dün akşam Deniz de sakatlandı. Aynen Demirkol'un dediği gibi Fenerbahçe iki sezondur antreman yapmamasının cezasını çekiyor sanki. Zamanla sakatlıklar da ortadan kalkacaktır. Ama Allah'tan Lugano ile sözleşme yapılmıştı yoksa çok daha zor bir deplasman maçına dönüşebilirdi Sion deplasmanı.
Sion 1-0 geriye düştüğünde dahi ileri çıkmayı düşünmedi. Gol gelene kadar da kapalı oynayan bir görüntüye sahipti, nitekim belik de ilk kez çok adamla geldikleri pozisyonda golü kalelerinde gördüler. İkinci yarıda biraz daha hücum etmek istediler ama maçın gidişatını değiştirecek aksiyonları almaktan uzak bir takım olmaları sonucu değiştirmedi. FEnerbahçe ile arasında ciddi bir siklet farkı vardı.
Galatasaray ise karşısında Sion'a nazaran daha çok futbol oynamaya çalışan bir takım buldu. Yine de 90 dakikanın hiçbir bölümünde Galatasaray zorlamadı kendini. Yürüye yürüye maçı kazanmasını bildiler. Elano'yu merak eden futbolseverler ancak 20 dakika onu izleyebildiler. Tabi takıma uyumu biraz zaman alacak. Galatasaray'da Mustafa Sarp yine en göze batan isimler arasındaydı.
Ben iki takımımızın forvetini karşılaştırmak istiyorum. Güiza'nın hiçbir zaman kötü oyuncu olduğunu söylemedim. Ancak dün Baros'u 90 dakika izledikten sonra arada bir "level" fark olduğu çok net görülüyor. Gerek vuruş tekniği, gereken ikili mücadele, gerek adam eksiltme becerisi Baros tarafında daha ağır basıyor. Ama Semih'i izlemek yine ayrı bir zevk. Oyuna girdikten sonra öyle akıl dolu paslar dağıttı ki kendisini bu kadar geliştiren bir Türk sporcusunun olması bana gurur verdi. Semih Türk spor tarihinde gelişime en açık sporcuların başında gelir.
Elenen takımlarımızın yorumu yok, zaten her yönleriyle onlar da bu sezon ligde yokları oynama sinyali veriyorlar. Trabzonspor için iyi şeyler yazmıştım ama iş Avrupa olunca boyunun ölçüsünü gördük. Sanırım ilk gidenlerden biri Broos olacak.
Elenen takımlarımızın yorumu yok, zaten her yönleriyle onlar da bu sezon ligde yokları oynama sinyali veriyorlar. Trabzonspor için iyi şeyler yazmıştım ama iş Avrupa olunca boyunun ölçüsünü gördük. Sanırım ilk gidenlerden biri Broos olacak.
7 Ağustos 2009 Cuma
Avrupa Seferi

Avrupa Ligi'nde dört takımla temsil ediliyoruz. Zaten böyle olacağı Sivasspor, Galatasaray ve Fenerbahçe'nin oynadığı ilk maçlardan belliydi.
Önceki gece gördük ki Galatasaray tüm kadrosuyla birlikte iştahlı bir şekilde giriyor lige. Nonda'nın hat trick yapmış olması bile kafaları oldukça karıştırmış olsa gerek. 33 kişilik kadro 24-25 kişiye çekilecek ama kimler gideceık zor bir karar. Netanya bir angarya maçtan öte değildi ama bu bile Galatasaray'ı frenlemedi. Bu açıdan oldukça iddialı girdiklerini düşünebiliriz lige.
Önceki gece gördük ki Galatasaray tüm kadrosuyla birlikte iştahlı bir şekilde giriyor lige. Nonda'nın hat trick yapmış olması bile kafaları oldukça karıştırmış olsa gerek. 33 kişilik kadro 24-25 kişiye çekilecek ama kimler gideceık zor bir karar. Netanya bir angarya maçtan öte değildi ama bu bile Galatasaray'ı frenlemedi. Bu açıdan oldukça iddialı girdiklerini düşünebiliriz lige.
Fenerbahçe açısından da angarya bir maçtı, hele seyircisiz hiç çekilecek yanı yoktu. Ancak ilk dakikalarda gelen golden sonra Bilica'nın 31. dakikada atılması zaten bu maçı pek de oynamaya niyetli olmayan takım için bir el freni oldu. Geri kalan sürede maçı idare etti Fenerbahçe. Haftasonu lig maçı nedeniyle anlaşılabilir bir durum ancak Galatasaray bu kadar iştahlı oynarken Fenerbahçe'nin iştahsızlığı ben de soru işaretleri yaratan temel konu. Bir de defans göbeğindeki ikili.
31 Temmuz 2009 Cuma
Kalite

Alınan 1-4'lük deplasman ve 5-1'lik iç saha galibiyeti iki büyük için tur kapsını tamamen araladı. Ama ondan öte sezon başında oldukça diri iki takım izledik. Bu da birçok futbolseveri sevindirecek bir gelişme.
İki takım için ortak bir analiz yapacak olursak fizik kondüsyonlarındaki büyük gelişme topa sahip olma ve topa yön verme anlamında büyük artılar getirmiş diyebiliriz. Yine her iki takım için zayıf halka ise defansın göbeğinde oynayan ikililer.

Fenerbahçe'nin bir önemli artısı var geçen seneye göre o da bu sezon sağ ve sol kanadı en iyi kullanan takım olacağı. Bazı bloglarda da okudum bu sezon 80 puan barajına ulaşılabilir mi diye şimdiden konuşulmaya başlandı. Benim de şahsi görüşüm bu puan barajını her iki takımında zorlayacağı yönünde.
Yine tüm bloglarda yazılanlara katılıyorum, muhteşem bir sezon bizleri bekliyor. Çok uzun yıllardır izlemediğimiz kalitede bir Fenerbahçe ve Galatasaray izleyeceğiz bu sezon.
23 Temmuz 2009 Perşembe
Galatasaray 2 - Tobol 0


Mesaiye kalınca maçı izleyemedim ama Tobol'u daha rahat geçmesi gerekiyordu Galatasaray'ın. 2-0 ile İsrail takımı Netanya'nın karşısına çıkacak Galatasaray. Takımda Keita yok, Leo Franco halen kaleyi devralmadı. Bana sorarsanız Tobol karşısına çıkan kadronun eksikleri var gibi geliyor. Keita'nın ve Franco'nun eklenmesi de bu görüşümü değiştirmeyecek. Galatasaray'ın kesinlikle orta sahada Mehmet Topal'a ihtiyacı var. Mevcut kadro çift forvete dönemez, dönse de Baros'un yanında oynatacak bir isim yok. Baros ise çok iyi bir forvet ama tek forvet oynayacak adam değil. Tabi bu da bana göre. İngiliz basınında mı çıktı yoksa Türk basınında mı halen çözemediğim bir Deco olayı var ki gelirse Hagi'den sonra gerçek bir on numara kazanır Galatasaray. Arda'yı ise kanatta kullanmaya devam eder böylece Rijkaard.
Bu kadronun en zayıf halkası ise defansı. Malesef Galatasaray bu sene geçen seneye oranla daha fazla gol yiyecek. Ben Zan- Servet ikilisine güvenmiyorum, ikiliden çok Zan'a güvenmiyorum. Sabri sırıtmaya devam ediyor. Uğur'un ne yapabileceği belirsiz savunmanın sağ kanadında. Bir tek Hakan Balta kalıyor ki o da nereye kadar yeterli olabilir.
Velhasıl sezon öncesi sorunları var Cimbom'un. Kimin yok ki de diyebiliriz ancak Galatasaray'ın temel bir başka sorunu da kadro derinliği ile ilgili olacak gibi duruyor. Geçen seneden çok da farklı bir kadrosu olmamasına rağmen hem de...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







