2 Şubat 2010 Salı

Beşiktaş-Gençlerbirliği Maçına Bilet Kampanyası



Kazanan Belli Oldu. Yorumlar bölümünde Can'dan ismini ve cep telefon numarasını bırakmasını bekliyoruz.
Beşiktaş-Gençlerbirliği maçı için iki blog okuruna numaralıdan birer adet maç bileti vereceğiz. İlkini bugün aşağıdaki soruya doğru cevap verenler arasından çekilişle belirleyerek yine bu postun yorumlar bölümünde duyuracağız.

Biletler Avea'nın blog okurları için düzenlediği bir kampanya ile sağlanıyor. Zaten daha önce farklı bloglarda da Avea'nın düzenlediği benzer hediye kampanyalarından dolayı bu uygulamayı biliyorsunuz. Cevaplarınızı yorumlar bölümüne saat 13:30'a kadar bırakabilirsiniz. Bu saatten sonra verilen cevaplar kabul edilmeyecek. Yorumları ve kazananı ise bugün öğleden sonra 14:00'da yine aynı post içerisinde yayınlayacağım. Şimdi sorumuza geçelim:

Beşiktaş ile Gençlerbirliği maçları her zaman kritik olmuştur. Bunlardan en önemlisi ise belki de 1993 yılının Mayıs ayında oynanan maç idi. O gün Galatasaray ile aynı puanla ikinci sırada son haftaya giren Beşiktaş kendi sahasında rakibini ağırlarken, Galatasaray Ankara'da Ankaragücü deplasmanına çıkıyordu.

Galatasaray 8-0 ile şampiyonluğa uzanırken Beşiktaş İnönü'de 3-1 ile Gençlerbirliği'ni yeniyor ve ligi ikinci tamamlıyordu. Bu maçta Beşiktaş'ın gollerini hangi oyuncu ya da oyuncular atmıştır?

Evine Hoşgeldin



Muhtemelen Kaka veya Cristiano Ronaldo'nun Real Madrid taraftarları ile buluşmasından daha büyük bir kutlama oldu Santos ile Robinho'nun kavuşmasında.

Robinho da konuşmasında Santos'a olan aşkından ve kulübün zaferlere ulaşması için her maç elinden geleni yapacağından bahsetti. Ve Pele ile taraftarları beraber selamladılar.

1 Şubat 2010 Pazartesi

Robbie Keane Celtic'te


Robbie Keane ara transferinin bitmesine saatler kala Tothenham'dan Celtic'e kiralık olarak verildi. Celtic'te Henrik Larsson'dan bu yana ilk kez böyle bir efsane forma giyecek. Ve Celtic taraftarları büyük bir heyecanla yeni efsanelerini karşılamaya hazırlanıyorlar Celtic Park2ın çevresinde.

Takım Olmak



Mısır üçüncü kez üstüste Arika Uluslar Kupası'nı evine götürürken garip birşey takıldı aklıma ister istemez. O Mısır'da ne bir Drogba vardı ne de bir Adebayor. O Mısır'da ve önceki Mısırlar'da en büyük yıldız Ahmet Hassan'dı.

Turnuva boyunca bir maestro gibi takımı yönetti. 35 yaş yolun yarısıydı ama futbolda sonu demek. Yolun sonunda çok büyük bir başarı daha elde etti. Ve tekrar Mısır'a dönecek olursak Mısır'da ne bir Essien vardı ne de bir Eto. Garip değil mi Avrupa'nın kalburüstü transfer piyasasında adı geçen bir tek oyuncunuz olmasın ve üstüste üç kez Afrika Uluslar Kupası'na uzanın.

Garip değil mi en spektaküler futbolcunuz 35 yaşında ve meslek hayatının büyük bir bölümünü Türkiye'de geçirmiş olsun. Ve bu adama koskoca Beşiktaş Ahmed Hassan ile mi şampiyon olacak diye kulp takın.

Mısır takım olabilmenin en çarpıcı örneğini verdi son üç kupada. Evet belki 20 yıldır Dünya Kupası'na katılamadılar ama Fildişi, Gana, Kamerun, Cezayir gibi Afrika futbolunun önde gelen takımlarını evlerine boynu bükük gönderdiler. Alkışlar Mısır'a...

31 Ocak 2010 Pazar

Fenerbahçe Sivas'ın Yumuşak Karnına Bastı



Sivas deplasmanı belki de herzamankinden daha zordu Fenerbahçe için. Sakat ve cezalı oyuncuların çokluğundan iskeleti zarar görmüştü en başta. Rakibin durumu ve maçın gündüz oynanması da tersliklerdi. Tüm bunların üstüne bir de bir gün öncesinde uçağın hava koşulları yüzünden Sivas'a değil de 400 km uzaklıkta Samsun'a inmesi yorucu bir otobüs yolculuğu dönüştü.

Olumsuz koşullara rağmen Fenerbahçe beklediğinden daha kolay kazandı. Sahada topla oynayan ve zaman zaman pozisyon bulan bir Sivasspor vardı. Özellikle maçın ilk bölümünde topa sahip olma ve oyunu yönlendirme bakımından etkili gözükseler de Fenerbahçe ile başedemediler. İkinci yarıda dağıldılar.

Aslında Fenerbahçe'nin kazanacağı ilk yarıdaki oyunundan da belliydi ancak goller ikinci yarıda geldi. 1-1 biten ilk yarının ardından Fenerbahçe'nin müzmin yedekleri Semih ve Uğur Boral adeta şov yaptılar. İki çapasının yokluğunda Özer ve Selçuk ikilisi de iyi iş görebileceklerini sergilediler. Özellikle ilk golün atılmasında Selçuk çok iyi iş çıkardı ve Semih'e sadece golü atmak kaldı.

Sivasspor'un bu görüntüsüyle kabuk değiştirip savunma takımından hücum yapan takıma dönüşme hevesi bu sezon pahalıya mal olacak kırmızı beyazlılara. Aynı şekilde Daum'un da Vederson'dan sol açık yaratma hayali pahalıya mal olabilirdi. Ancak sanki Uğur Boral'ı ligin ikinci yarısına saklamış. Meşhur bir Sevilla hikayesi vardır ya Boral'ın işte bu Sivasspor maçı da öyle bir maç oldu. Arasına karbon kağıdı geçirip attığı iki gol var ki bir sol açık içeri nasıl katetmelidirin cevabı.

Semih geyiğine hiç girmeyeceğim onun nasıl golcü olduğunu yazmaya ve takımdaki yerini anlatmaya hiç gerek yok artık. Yalnız takım genelinde şunu belirtelim: Sivasspor'un oyun oynama isteğine tamam da bu kadar yumuşak bir takımla bir daha Fenerbahçe zor karşılaşır.

Kaptan Yanlış Limana Demirledi



Ne demişler: Babana bile güvenmeyeceksin. Wayne Bridge kaptanına güvenmenin hatasını pahalıya ödemiş oldu. Son dedikodulara göre Terry ile Wayne Bridge'in partneri Vanessa işi o kadar ileri boyuta taşımışlar ki Vanessa Terry'den hamile kalmış ve çocuk aldırmış.

Wayne Bridge'in City'e transferinden sonra başladığı söyleniyor kaptan ile Fransız modelin ilişkisi. İşin vahim boyutu sadece Terry'nin evli ve çocuklu olması değil, Wayne Bridge'in de Vanessa'dan bir oğlu bulunuyor.

Terry'nin Milli Takıma alınması ya da kaptanlığının alınması bir kenara dünya Kupası öncesinde oldukça sarsıcı bir durum sözkonusu. Milli Takım içerisindeki ahengi bozabilecek bir vaka yaşanıyor ve Ada şu anda bu ihanet haberleriyle çalkalanıyor.

Sonuçta bu durum sadece Wayne-Vanessa-Terry üçgenini değil çok daha geniş bir çemberi etkiliyor. Chelsea kanadında ise şimdilik sukar durgun. Ancelotti kaptanına arka çıkarak bu haberler çıkmadan önce Terry için ne düşünüyorsa yine aynı şeylerin geçerli olduğunu söylüyor.
Takım arkadaşları artık sevgililerini ve eşlerini Terry'den sakınacaktır o başka bir konu.

İşin başka bir boyutu ise aslında herkesin bu ilişkiden haberdar olduğu yönünde. Hatta Terry'nin eşi Toni'nin Vanessa'yı arayıp "Erkeğimle yatıyor musun?" dediği konuşuluyor. Saçını da sırf Vanessa'yı kıskandığından kahverengiye boyattığı bile söyleniyor.

Ada'da işler son günlerde bir hayli karışık.

2010 Dünya Kupası'nın En Renkli Taraftarı

Baloyi at Home from Eject Media on Vimeo.

G.Afrikalı çılgın bir futbol seyircisi ve onunla yapılan röportaj. Abi evinin etrafında nerede bir düz satıh bulduysa futbol temalı resimlerle süslemiş. İlginç bir maç kıyafeti var. Ve evin içerisinde de futbolla ilgili eşyalardan geçilmiyor. Sağlam bir Kaiser Chiefs taraftarı ve 2010'un en renki tribün görüntülerini sergileme konusunda oldukça iddialı.

30 Ocak 2010 Cumartesi

Haftanın Sözü


Nerede okudum, kim söylemiş hatırlamıyorum. Bir göz ucuyla okudum ve devam ettim. Bir daha da nerede okuduğumu bulamıyorum. O yüzden biz bu söze anonim diyelim:

" Barcelona bir Viagra gibidir, hatta ondan daha iyi".

Hak


Şimdi kongre sonuçlanmadan önce yazayım da belki üç beş kişinin aklını başına getiririm. Herkes hakettiği gibi yönetilir. Beşiktaş da yarın neyi hakettiğini gösterecek.

Tanıdık Bir Hikaye


Şimdi bunu yazdım diye ne olur bilemiyorum. Afrika Futbol Konfederasyonu Togo'ya iki kupadan men ve 50.000$ para cezası verince aklıma geldi.

Bu hikaye çok tanıdık. Hani devletin resmi görevlisi olarak çalışırken iş başında ölürsün de ailene bir madalya verirler. Ardından da açılan dava ile devletin resmi aracına zarar vermekten ölü adama ve dolyısıyla ailesine 50.000 bilmem ne para birimi ile tazminat ödemeye mahkum edilirsin ya bu da o hesap.

Angola'ya ne ceza vermişler mesela onu merak ettim. Sonsuza kadar sportif bir müsabakanın veya organizasyonun ülke sınırları içerisinde düzenlenmesinin yasaklanması Togo'nun aldığı cezayı duyduktan sonra hiç de ağır olmaz.

29 Ocak 2010 Cuma

Aşktan Geriye Kalanlar


Bu tişörtün bir hikayesi var ve sezon başına dayanıyor. Hırvatistan'dan Türkiye'ye İstanbul'a gelen bir Hırvat güzeli Zagrep'te 3 yıl kalan ve işlettiği kafenin müdavimi olan iki Türk gencine konuk oluyor. Bunlardan birinin kardeşi de halen o kafenin ortaklarından.

İstanbul gecelerine dalan üçlü pek tabi bu iki gencimizin arkadaş grubuyla da biraraya geliyorlar. Bu iki genç gibi arkadaş grubunun da büyük çoğunluğu Galatasaraylı ve bir haftasonu Galatasaray'ın maçına da gidiyorlar. Arkadaş gruplarındaki gençlerden biri ile o gün stadyumda tanışıyor kızımız. Serdar adlı gencimiz hem hasta Galatasaraylı, hem de tam bir yere bakan yürek yakan. Hırvat kızımızla gel zaman git zaman burada kaldığı 10-15 günlük süre içerisinde işi pişiriveriyorlar.

Sayılı gün çok çabuk geçiyor ve Hırvat kızımız ülkesine geri dönüyor. İlişki de burada bitiyor ama kızımız Serdar'ı unutamıyor. Ondan geriye kalan ise şu anda kendisinin de kiminle oynadığını hatırlamadığı gittikleri o Galatasaray maçında Serdar'ın ona giymesi için verdiği Galatasaray tişörtü.

Hikayenin gerisini bilmiyorum ama formayı görmek isteyenler İstinye Park'taki Aşktan Geriye Kalanlar Müzesi'ni ziyaret edebilirler. Merak edenler hikayeden geriye kalan ve bu hikayenin ispatı olan tişörtü orada görecekler.

Meraklısına Adidas Star Wars Collection

Adidas ve Lucasfilm Ltd. George Lucas'ın yönettiği Star Wars serisinin 30. yılında yepyeni bir koleksiyon hazırladılar. Koleksiyon 3 ana paketten oluşuyor.The Characters Pack, the Vehicles Pack ve the Direct Pack. Meraklısına ayakkacıların fiyatları 300 $ civarında. Koleksiyonun tümünü buradan da görebilirsiniz.












Geçmişten Bir Kare



Josep o zaman formasını kapmaya çalıştığı takımın yıllar sonra formasını giyerken efsaneleşeceğini ve o takımın başına teknik adam olup futbol tarihinin en çarpıcı kulüp performansına imza atacağını bilebilir miydi?

Bu fotograf bana o meşhur GSMobile reklamında kale arkasında hayran dolu gözlerle Hagi'yi izleyen Arda'yı hatırlattı.

Ada'yı Alsaydın



Haldun Üstünel için de iki kelam edeyim: Adam İngiltere'ye bir gitti, yarısını alıp geliyor. Neill, Jo, Dos Santos derken şimdi de Dindane ve Pavluchenko söylentileri konuşuluyor. Üstelik yönetim kanadından bir sürpriz yapabilir ve transferi böyle noktalayabiliriz tarzında açıklamalar geliyor.

Eh artık bu durumda ancak "Haldun Ada'yı da al gel" denir.

Beceremedik Deyin


Taraftar istiyor diye transfer yapılmaz. Transfer gerekli görülen pozisyonlar için teknik heyet ile biraraya gelinerek kararlaştırılır. Eğer teknik adam ihtiyaç duyuyorsa ya da sen çok yararlı olacağını düşünüyorsan teknik adamına danışarak transfer işini halledersin.

Ara transfer döneminin bitmesine birkaç gün kala günlerdir Brezilya'nın altını üstüne getiren sportif direktörüne transfere gerek yok açıklaması yaptırıyorsan bu da transferi beceremediğini ortaya koyar. Çünkü yola transfer yapmak üzere çıkıp, yöneticin çok büyük bir bomba patlatacağız demişse geldiğin noktada size ancak beceriksizsiniz derler.

Ligin ilk yarısı kapandığında transfer yapacağız diye yola çıkmasaydınız ayrı. Roberto Carlos'u elinizde tutabilseydiniz, Kazım'ı göndermeseydiniz ayrı. O zaman farklı şeyleri konuşuyor ya da tartışıyor olurduk. Hoş Önder'i de kadro dışı bırakıp sonra köşeye sıkışınca geri çağırdınız ama konuyu buraya hiç getirmeyelim şimdi.

Geldiğimiz noktada taraftarın ağzına Gökhan Ünal ile bir parmak bal çaldınız, gerisi yok. Şimdi taraftar da güvenmiyor otomatik olarak. Çünkü bizim kadromuz yeterli demek için bir ay beklediniz. Üstelik bu açıklamayı da transfer görüşmeleri yapmak için giden Aykut Kocaman'a yaptırdınız ki herkes güvenebilsin. Aykut Kocaman da kulübe zarar gelmemesi için kendini feda etti bu açıklamayı yaparak.

Aklınızca Aykut'un kamuoyundaki güvenilirliğinden yararlanacaksınız ama olmuyor işte. Fenerbahçe bugün geldiği noktada yönetilemiyor. Çünkü Fenerbahçe artık vaadettiklerinizi gerçekleştiremediğiniz bir kulüp haline geldi.

Yola çıkarken büyük sözler edip arkasından kıvırma olayından da camia sıkıldı. Şampiyonlar Ligi'ni almaya hazırlanmıyor muydu Fenerbahçe birkaç sezon önce? Bu sezon başında hedef Turkcell Süper Lig oldu.

Böyle beşer şaşar olursa, transfer de kaşar olur.

28 Ocak 2010 Perşembe

En Golcü Defans Oyuncuları


Bazı defans oyuncuları vardır ki santraforlar kadar değerlidir duran toplarda. Öyle sezonlar olur ki takımın defans oyuncuları forvetinden daha fazla gol atar. Mesela Lugano...

Dünyanın gelmiş geçmiş en golcü defans opyuncuları listesi yayınlandı IFFHS tarafından. Listenin birinci sırasında Ronald Koeman yeralıyor. Hollandalı oyuncunun 533 maçta 193 gol gibi harikulade bir yüzdesi var. İkinci sırada ise Passarella yeralıyor 451 maçta 134 gol ile. Fernando Hierro ise541 maçta 110 gol ile kendisine üçüncü sırada yer bulabilmiş.

Listedeki en tanıdık isim Roberto Carlos. Gelmiş geçmiş en golcü 29. defans oyuncusu ve 591 maçta 67 golü var. Yine bir başka tanıdık isim Popescu 472 maçta 64 gol ile 35. sırada.
Merak edenler için listenin tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Kaplanın Gözleri



Belki de bizim göremediğimiz ama Wenger'in gördüğü şey buydu. Gözlerinin içerisindeki hırs ve istek. Sol Campbell'ın oyuna girerken ki kararlılığına bakınca ona güven duymamak elde değil. 34 yaşındaki oyuncu, genç Arsenal kadrosunda belki de en genç zihne sahip gibi. Çalkantılı kariyerinin sonunda yuvada iyi işler çıkaracak sinyali veriyor.

Golcü Hamburg'a Ayak Bastı



Van Der Vaart ayrılana kadar efsane olma yolunda yürüyordu Hamburg'ta. O Real Madrid'in yolunu tutarken takımın içinde Hollandalı'dan geçilmiyordu. Şimdi ise Hollandalı'ya rastlamak mümkün değil.

Gol makinesi de hüzünlü bir veda yaptı Madrid ekibine. Ve Van Der Vaart'ın bıraktığı yerden Hamburg taraftarlarını artık o mutlu edecek. 3 büyük ligde gol krallığı yaşayan Van Nistelrooy bakalım koleksiyonuna Bundesliga gol krallığını da ekleyebilecek mi?

27 Ocak 2010 Çarşamba

Erman Hoca'nın Şifreleri


Şifre, mifre yok aslında Erman Toroğlu ayan beyan söylemiş: "Beni Aziz Yıldırım istemedi, Digiturk yönetimi de işime son verdi" diye. Ve Aziz Yıldırım'ın el birliğiyle Erman Toroğlu'nu göndermeliyiz açıklamasını kanıt olarak gösteriyor.

Bu işin arkasında binbir dolap dönmüştür eminim. Aziz Yıldırım Erman Hoca'yı istememektedir buna da hemfikirim. Ama Aziz Yıldırım'ın Digiturk yönetiminin kararını kendi başına aldıracak kadar güçlü olduğunu düşünmüyorum. En nihayetinde karşısındaki adam Karamehmet ve bu konuda en ufak bir baskı yapılacak işadamı olduğunu düşünmüyorum. Negatif etkisi olmuş mudur? Muhakkak...

Erman Hoca'nın röportajından benim anlamadığım söylemleri içerisinde kendi savını destekleyecek başka bir ifadesi olmaması. Herşeyi dönüp dolaştırıp Aziz Yıldırım'ın etkisine dayandırıyor ama bu beni tatmin etmiyor. En nihayetinde medyada Erman Hoca ve ona ekmek çok. Yani kendisini susturmak da o kadar kolay değil.

İhaleye TT ile Digiturk'ün beraber girmekten son anda vazgeçtiğinden bahsediyor ki bunun da ne konuyla alaksı var ne de mümkünatı. Erman Hoca hala o ihalenin bir yayın ihalesi değil, yeni iletişim teknolojilerindeki tüm platformlar için iki devin kapışması olduğunu farkedememiş.


Bir de bana kalırsa Erman Hoca diğer başkanların söylediklerine de çok itimat etmesin. Önce kuyu kazıp sonra o kuyuya düşene vah vah diyen o kadar adam var ki bu dünyada. Erman Hocam birileri seni fena halde yiyiyor. Sen de olayın üzüntüsüyle farkına varamıyorsun.

Bu işin arkasında neler olduğunu uzun uzun yazmıştım, bir daha girmeyeceğim. Ama ihalenin kendisinin de dediği gibi Erman Hoca'ya kaldığı bir gerçek. Eğer televizyon programlarıda hakem eleştirilerine son verilecekse ihalenin sana patlaması da doğal be hocam. Bu işin piri sensin. Sorun üslubunun iyi veya kötü olması değil, sorun maçtaki bir pozisyonla ilgili danışılacak, sorulacak, tartışılacak birşey varsa senin öne sürülmen.

Hocam seni yaksa yaksa en çok "Akşam Erman Hoca yorumlar" diyenler yakmıştır. Çünkü senin dediğin gibi Merkez Hakem Kurulu da çok meraklı değil bu eleştirilere.

Tombalacı



Adam haftasonu iki muhteşem gol, bir de dirsek attı ki benim diyen futbolcu atamaz kabul ama hiçbir şey Cristiano Ronaldo'nun bir maganda olduğunu değiştirmeyecek. Çek elini oradan, çek elini...