15 Mayıs 2009 Cuma

Reklam Arası



Emre Belözoğlu 4 yıl için 14 milyon TL, bonservisi +4 milyon TL

Güiza 4 yıl için 12 milyon TL, bonservisi 17 milyon TL

Dede 2 yıl için 7 milyon TL

Diğer gelenlerle birlikte çöpe atılan toplam para 138 milyon TL

Fenerbahçe taraftarlarının yaşadığı acı: PAHA BİÇİLEMEZ!

Paranın satın alamadığı acıları tatmak için: Fenerbahçe Taraftar Kart

İspanya Basını'nda Arogones'in Gönderilme Haberi




14 Mayıs 2009 Perşembe

Kandırdılar


Tüm Fenerbahçe taraftarları kandırıldı. Sorun Arogones değil, bence de Arogones gitmeli ama nedeni teknik direktörlüğü ile ilgili değil. Eğer uzun vadeli ve başarılı olmaya yönelik bir plan kuruyorsanız bunu 70 küsür yaşındaki Dede ile yapamazsınız. Tekrar ediyorum sorun Dede değil, sorun geleceğe yönelik plan yapamayan kısıtlı kafalarda.

Tüm Fenerbahçeliler hangi konuda mı kandırıldı? Fenerbahçe'ye istikrarın geldiği ve Fenerbahçe'de herşeyin belli bir plan dahilinde yürütülerek Avrupa'da da söz sahibi bir takım yaratılacağı konusunda.

Nedeni basit: Aziz Yıldırım döneminde tam on iki teknik adam görev yaptı. Daum2un gelmesiyle Fenerbahçe taraftarları 3 sezon aynı hocayı görebildiler, Zico ile de 2 sezon geçirdiler. Arogones 1 yılda gidiyor. Aziz Yıldırım döneminde 3 ay görev yapan da var 3 yıl görev yapan da.

Hepsinin ortak özelliği ne biliyor musunuz? Takımı şampiyon yapamadıkları ya da yapamayacakları düşünüldüğü an gönderildiler. Fenerbahçe'ye istikrar mı geldi? Hadi oradan diyesim geliyor.

İlk Kupa Geldi


Biraz gecikti tabi yazı ama yazmadan da olmaz. Katalanlar ile Basklılar'ın İspanya Ulusal Marşını protesto ederk başlayan Copa De La Rey 25 yıl kadar önceki final kadar olmasa da ufak çaplı bir sansasyon yarattı.
Devlet televizyonu yayını kesti, gelen tepkiler yüzünden de teknik bir arıza nedeniyle bu durumun oluştuğunu söyledi. Tabi kimseyi inandıramadı. Sonuçta ne mi oldu? Fatura bu karşılaşmanın yönetmenliğini yapan kişiye kesildi ve yönetmen işinden oldu.

Futbola dönecek olursak Barca 25. kupasına uzanarak bu kupayı en çok kazanan takım ünvanını da ele geçirdi.

Maç sonunda Barca kanadından gelen açıklamalar şöyle:

Pique: Barcelona dünyanın en iyi takımı.

Eto: Pazar günü ligi kazanıp sonrasında ŞL'yi alacağız. Rakibi ve fantastik taraftarlarını da tebrik ediyorum.

Jose Pinto (Valdes'in yedeği): Duygularımı tarif etmem imkansız bu benim ilk Kral Kupa'm.

Messi: Şimdi eğlence zamanı.

Toure (Muhteşem bir gol attı): Kupayı taraftarlara adıyorum.

Joan Laporta: Futbolcular şimdi bir partiyi hakettiler.

Kupanın şehre gelişi ile ilgili görüntüler aşağıdaki linkte.


Premier Lig de Bitti Gibi


Hem sezon sonunda Liverpool'a gidebileceğini söyle hem de Wigan karşısında beraberl,k golünü atarak ligin bitmesine 2 hafta kala limanda viskilerini yudumlayan tüm Liverpoollu işçilerin hayallerini yeşil sahada göm.

Manchester United Wigan karşısında 1-0 geriye düştüğünde herkes mucizeyi bekliyordu. Fark üç puana inecek ve kalan iki haftada kırmızı şeytanların alacağı tek mağlubiyet Liverpool'u şampiyonluğa taşıyacaktı. Ama Tevez çıktı 61'de beraberliği getirdi, Carrick 86. dakikada bu yılın büyük ihtimalle Premier Lig şampiyonunu ilan etti.

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Kupa Beyi



Fortis Türkiye Kupası'nda 26 yıllık özlemi dindiremedi Fenerbahçe, bir başka açıdan son dört yılda üçüncü kez bu başarıyı yaşadı Beşiktaş.

Maçın ilk yarısında Beşiktaş ligi daha çok düşünen, Fenerbahçe ise rakibinin daha çok üzerine gitmek isteyen taraftı. Ama ne ilk yarı ne de ikinci yarı tempo açısından vasatın üzerinde değildi. Sonucu Mustafa Denizli'nin maça çıkarken yaptığı küçük dokunuşlar ile Arogones'in ikinci yarıdaki hamleleri belirledi.

Denizli ligde aldıkları yenilgiden çok iyi dersler çıkarmış olsa gerek orta sahada Yusuf'u sol kanada sol kanattaki Tello'yu da Cisse ve Enrst'in yanına çekerek bir hamleden iki doğru çıkarttı. Gökhan Gönül stoperde oynadığı için sağ kanatta Ali Bilgin'in Yusuf karşısında onun kadar etkili olması beklenemezdi. Fenerbahçe'nin maç boyunca orta sahadaki tek topunu kesmenin de yolu göbekteki ikiliyi Tello ile üçleyerek güçlendirmekti.

Arogones açısından ise ikinci yarıda Fenerbahçe'nin kontrolünde gözüken oyunda Uğur'u çıkartıp Semih'i almak kağıt üzerinde kazanmak adına çok doğru bir hamle de gözükse aslında rakibin oyun içerisinde geniş alanlar bulmasına neden oldu ve saha içi dengeleri alt üst etti. Skor yorumculuğu yapmayacağım çünkü ben de aynı değişikliği düşünmüştüm. Hatta bir yüzdeye vuracak olsak Süper Lig'de, Bank Asya Ligi'nde ne kadar teknik adam varsa hepsi bu değişikliği düşünürdü. Arogones'i eleştireceğim tek konu Yusuf'u sol kanatta yakalamışken Gökhan Gönül'ü Deivid'in arkasına çekip bu kanadı etkinleştirmemesi olur ki bu hamleyi yapmış olsa maç farklı bir boyut kazanırdı. Ama şunu söylemeliyim Arogones düzgün bir teknik adam. Hem adam hem de futbolu biliyor. Doğru bir oyun planını yanlış uygulamış olsa da. Volkan Babacan'ı oynatmak hata gibi gözükse de ve 26 yıldır hasret çeken camia için fazla riskli olsa da Volkan Demirel'in bir sakatlığı da yokken kupada emeği geçen adamı yani Babacan'ı kaleye koymak Dede'nin hakkaniyetli bir insan olduğunu gösteriyor.

Yine de Mustafa Denizli'nin kupa maçının stratejik açıdan galibi olduğu net bir şekilde ortada. Fenerbahçe adına kazanç bu takımın içinin boşalmış olduğunun bir kez daha ayan beyan ortaya çıkması olarak gösterilebilir. Ama 90 dakika boyunca Altan Tanrıkulu'nun söylediği gibi, ki yazılarında da aynı şeyi sürekli tekrarlıyor, Alex değil bu takımın ritmini bozan. Asıl sorun orta sahadaki dinamizmin yanlış transfer politikaları ile bu hale getirilmiş olması. Önümüzdeki sezon için 4-3-1-2 ve 4-4-2'yi oynayabilecek esneklite bir orta saha düzenine ve bu bölgede transferlere ihtiyacı var Fenerbahçe'nin.

Beşiktaş açısından bakarsak Denizli'nin dokunuşları dışında Bobo ve Holosko gibi Süper Lig'in üzerinde kalitede iki oyuncuya yenilerini eklemek zorundalar. İlk olarak da savunmanın solu ve sağından başlamak kaydıyla orta sahada kanatları ve Cisse'yi değiştirecek birkaç transfere.

Maçın ikici yarısında Arogones'in hamlelerinin etkisi de olsa anasının ak sütü gibi hakederek kupaya uzandı Beşiktaş. Şimdi herkes Denizli'nin muhteşem dönüşünü Beşiktaş ile Süper Lig şampiyoluğunu kazanarak taçlandırmasını bekliyor.

Copa De La Rey: Savaşın Ardından İlk Buluşma



Copa De La Rey finallerinde Barcelona ile Atletico Bilbao maçlarının yeri ayrı olsa gerek. En son 1984 yılında finalde kaşılaştıklarında ortalık savaş alanına dönmüştü. Jimmy Burns'ün "Tanrının Eli: Futbolun Kayan Yıldızı Diego Maradona'nın Yaşamı" kitabında bu maça geniş yer verilir.
1984'teki maça Atletico Bilbao La Liga şampiyonu olarak çıkar (Heyhat, ne zamandır Real Madrid ve Barcelona dışında bir şampiyon görmedik La Laga'da). Ama bu hikayenin öncesi var. Menotti'nin Barcelonası'yla Clemente'nin Atletico Bilbao'su 24 eylül 1983'te, Nou Camp'ta hayati önemde bir maça çıkarlar. Sezona kötü giren Barcelona için bir çıkış maçı olan bu 90 dakikada ilk yarı 2-0 evsahibi takımın galibiyeti ile kapanır. İkinci yarıda Maradona topla giderken Bilbao'lu Goiketxea İspanya futbol tarihini en sert faullerinden birini yapar. Öyle ki bu faul bugün yapılsa direk kırmızı görür. Ama dönemin şartlarında sahada futbolun sanatkarları ile çim biçme makineleri aynı sahada yeralabildiğinden basit bir sarı kartla kurtulur Goiketxea. Hoş sarı kartla kurtulsa da 10 maçlık cezadan o da kaçamaz. Tendonlarında ciddi bir problem yaşayan Maradona 3 ay futboldan uzak kalmak zorunda kalacaktır.

Maradona'nın tedavi süreci ayrı bir hikayedir ki onun kendi doktoru Oliva tarafından gerçekleştirilen ve geleneksel tıp anlayışından tamamen farklı bir tedavi uygulanan Maradona'nın bu süreci daha sonra İspanyol televizyonlarına satılmıştır (Maradona Flash Dance ve Rocky müzikleri eşliğinde çalışır).

5 Mayıs 1984 tarihindeki kupa finaline gelene kadar aslında gerginliğin tohumları atılmıştı. Herkes Goikoetxea'nın Maradona'yı sakatladığı pozisyonu konuşuyordu. Öte yandan Barca teknik direktörü Menotti ile Bilbao teknik direktörü Clemente arasında süregelen söz düellosu Maradona'nın da bu savaşa katılmasıyla doruğa ulaştı. Maradona Clemente için onun kendisine gözlerinin içine baka baka aptal diyebilecek kadar erkek olmadığını söyleyince, Clemente de "Maradona hem aptal hem de hadım" karşılığını geciktirmedi.

Oluşan ortam maçın da sert geçmesine neden oldu. Basınımızda Galatasaray ile sıkça anılmaya başlayan Schuster'in sert bir faulü sonrası Bilbao tribünlerinden sahaya ne varsa yağdı. Schuster de saha içine gönderilenleri tribüne iade etti. Henüz 13. dakikada Endika ile 1-0 öne geçen Bilbao bu üstünlüğünü maç sonuna kadar taşıdı. Gerginliğin kavgaya dönüşmesi de maçın sonuna kaldı.




Maçın son düdüğüyle birlikte tam da Menotti azgın Bilbao taraftarlarının önünden soyunma odasına ilerlerken Bilbaolu Sola'nın Maradona'yı çileden çıkaran tahriği ile olay çığrından çıktı. Önce Maradona hışımla Sola'yı yere indirdi, Bilbao'lu oyuncuların birkaçı da Maradona'ya saldırdılar. Bu dakikadan sonra kavgaya karışmayan yok gibiydi. Benim gördüğüm bir tek Schuster neler oluyor edasıyla etrafını şaşkın bakışlarla izliyordu. Aynı şaşkınlığı taşıyan bir başka kişi de İspanya Kralı idi.


Bu olay Maradona'nın Barcelona serüvenini noktalayan ve Napoli'ye uzanan kariyerini başlatan temel faktör oldu. Barca yönetiminde Maradona'nın takımdan ayrılmasını isteyenlerin sayısı hiç de az değildi. Menotti'nin istifası da Maradona'yı yol ayrımına sürükledi.

Bu akşam tam 25 yıl aradan sonra tekrar finalde karşılaşacak iki ekip. Ağır favori Barcelona olasa da Bask bölgesinin önemli takımı Atletico Bilbao aradan geçen 25 yıldan sonra kupayı çok istiyor. Taraftarlar arasında forumlarda galibiyeti alacaklarına dair pek çok yorum ve iddialı söyleme rastlamak mümkün. Bu akşam ki maçın bir başka özelliği de bu kupayı en çok kaldıran iki takımın(Kral Kupası'nı en çok Barcelona ve Atletico Bilbao'nun kaldırması da ayrı bir hoşluk taşır kendi içinde) karşılaşıyor olması.

İki takım 24'er kez bu kupayı müzelerine götürdüler. Her ne kadar bazı kaynaklar Bilbao'nun şampiyonluk sayısını 23 olarak da yazslar kupayı ilk alan takım olan Club Vizcaya Athletic Club ve Bilbao FC. futbolcularından oluşuyordu. Ve kupa bugün Atletico Bilbao müzesinde.

Bir başka anektod da Club Vizcaya'nın kupayı Barcelona'yı yenerek almış olması. 1902'deki ilk finalden sonra son finalde yine iki takımı zevkle izleyeceğiz bu akşam.

11 Mayıs 2009 Pazartesi

Tarihi Değiştirebileceğinizin Farkında mısınız?


Sivasspor'un şampiyon olması demek yaklaşık olarak 25 milyon TL civarında bir paranın sorgusuz sualsiz kasalarına girmesi demek. Turkcell Süper Lig'de şampiyonluk primi, alınan puanlardan gelen primler, Şampiyonlar Ligi'ne direkt katılımı nedeniyle girecek para miktarı...

Bu para Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray gibi takımlar için büyük bir para ama bir Anadolu takımı için yöneticilerin gözlerinde dolar işaretlerine yol açacak kadar dehşetengiz diyebiliriz. Bu parayla alacakları üç dört iyi yabancı Sivasspor'a Şampiyonlar Ligi'nde de birkaç puanla geri dönebilir hatta şanslı olurlarsa ikinci turu zorlayabilirler. Seneye potaya girebilmek adına önemli bir aşama olur. Dolayısıyla aslında Sivasspor sadece bir şampiyonluk kazanmayacak aslında kulübün geleceğini kazanacak ligi birinci bitirirse. Beşinci büyük olma yolunda bütçesel anlamda da dev bir adım atacak.

Sponsorluk, reklam vs. gelirleri de artacak ürün ve bilet satışları da. Bülent Hoca'nın, futbolcuların belki farkında olmadığı ve sadece Anadolu'dan çıkan ilk şampiyon olma hayallerini yaşadıkları bugünlerde stresin onları nasıl da dağıttığını izledik. İyi ki bu söz ettiklerimizin farkında değiller, yoksa halleri harap olurdu. Sivasspor'un şampiyonluğu kaybetmesi demek çok daha büyük anlamlar içeriyor aslında. Bir daha böyle bir ortam da bulamayabilirler. Çünkü bu sene yönetim beceriksizlikleri adına örnek bir yıl geçirdik.

Haftasonu İstanbul B.Ş.B karşısındaki oyunları bana Fenerbahçe'nin Denizlispor karşısında kaybettiği şampiyonluk maçını hatırlattı. Bu maçta daha çok pozisyonları vardı gerçi ama futbolcuların üzerindeki stres ve baskı ifadesi aynı o maçtaki gibiydi. Ve maç sonunda yıkılıp kaldılar. Şimdi camia bu son dönemde bugüne kadar yaptıklarının tersini yapan Bülent Hoca'yı ve mikrofonlara olur olmaz demeçler veren futbolcuları suçluyor. Ben de ama daha çok Bülent Hoca'yı...
Yine de şunu da gözönüne almak gerekir, Bülent Uygun'un demeçlerinde satır aralarına baktığımızda şu çarpıcı durum karşımıza çıkıyor: "Bu kadroda şampiyonluk yaşayan bir tek ben varım".
O zaman hatanın büyüğü de Bülent Uygun'da. Bülent Uygun'un bu sezon nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın başını iki elinin arasına alıp düşünmesi gerekiyor. Sorun aslında Sivasspor şampiyon olsa da 25 milyon TL gibi kasaya girecek parayı yönetecek zihniyetin olmamasında olabilir. Her sezon ortasında Mehmet Yıldız'ı satış podyumuna çıkarıp et pazarlığı yapan bir takımın bu bütçeyi doğru kullanamayıp beşinci büyük olma kapısından dönmesi bu sene kaçması muhtemel bir şampiyonluktan daha acı olacaktır.
Tarih kazanılan şampiyonluğu sonsuza kadar yazar ama tarihte aynı zamanda şampiyonluklar kazanıp şimdi amatör kümede boy gösteren nice takım var.

Bremen Usulü Hamburger



Ayrılmaz İkili: Hamburg-Werder Bremen yazımızda yazmıştık, bu sene beş kez karşılaştılar.İkisi ligde, ikisi UEFA'da, biri de Almanya Kupası yarı finalinde.

Ligin ilk yarısında oynanan maçı Hamburg 2-1 almıştı. Kupada penaltılarla geçen taraf Werder Bremen oldu. UEFA Kupası'nda kendi sahalarında 1-0 kaybettikleri maçın rövanşında deplasmanda 3-2 galip gelerek elediler Hamburg'u.

En son geçen hafta ligde son kez karşılaştırlar. Bu maçı Hamburg'un alması Bundesliga'da şampiyonluk hayallerinin devamı anlamına geliyordu. Almeida'nın iki golüyle, ki birinin asistini al da at dercesine Mesut Özil yaptı, kazanan taraf yine Werder Bremen oldu. Hamburg hiç kimseden çekmediği Werder Bremen'den çektiği kadar bu sezon.

Chelsea'nin Gazabı



Iniesta haftasonu Villa Real maçında sakatlandı. Böylece hafta için Kral Kupası'nda oynayamayacak. Ama daha da önemlisi Pepe Guardiola bu hafta kesin oynayamayacağını ve Şampiyonlar Ligi maçına Roma'ya yetiştirmek istediklerini söylemiş. Yetişmezse Chelsealilerin gazabına uğradığını söylemek yalan olmaz hani...

Cadı Kazanı


Ligin bitmesine 3 hafta var ve aslına bakarsanız heyecan dorukta. Şimdi yazacaklarım daha önce yazdıklarımla çelişmemeli, ya da bu yazdıklarımı doğru yorumlamak lazım.
Turkcell Süper Lig oldukça kalitesizdi bu sene...Bunu önümüzdeki sene Şampiyonlar Ligi'ne giden takımların performansı gösterecek. Ya da bu sene Avrupa'da boy gösterenlerin performansı. Ama heyecan dozu birçok Avrupa ülkesinin üzerinde.
Bir ligin bitmesine 3 hafta kala matematiksel olarak sekizinci sıradaki takımın dahi düşme tehlikesi olması ya da 6. sıradaki takımın şampiyonluk iddiası olması, on yedinci sıradaki takımın ümit kırıntıları olması, 7. sıradaki takımın da sekizinci sırada düşme tehlikesi olan takıma hiç bir iddiası yokken bu hafta 3 gol atması o ligin heyecanlı bir lig olduğunu fazlasıyla gösterir. Unutmadan son sıradaki düşmesi kesinleşen Hacettepe de daha bir hafta önce Galatasaray'ı yenebiliyor. Bu anlamda bu sene ligimiz bana Bundesliga ya da Ligue 1', hatırlatır nitelikte. Ama ortaya konan futbolun bu düzeyin çok altında olduğunu bilelim ve öyle konuşalım.
Elimizde sadece Avrupa Kupası performansları ya da önümüzdeki sezon bu takımların neler yapabileceğine ilişkin veriler yok ligin kalitesini sorgulamak adına. Sonuçta şampiyon olma barajı her geçen sene düşerken ligde kalma barajı ise yükseliyor. Bunda galibiyete verilen 300 küsür bin TL'lik primin etkisi var. Bu nedenle ligde amaçsız takım yok aslında. Ama Milli Takım'ı performansı da ortada.
Tam da bu noktada şunu vurgulamak lazım, ligin kalitesini bu sene düşüren temel etkenlerden biri de başa güreşen Fenerbahçe ve Galatasaray gibi ekiplerin kadrolarının dengesizliği ve kötü yönetilmeleri kadar yazın oynanan Avrupa Şampiyonası'nın bu ekiplerdeki kilit futbolcuların performanslarına olan etkisi. Örnek mi istiyoruz bakın Semih, bakın Arda, bakın Sabri, Mehmet Topal, hatta Gökhan Gönül... Oysa bu turnuvada yeralmayan İbrahim Toraman hayatının futbolunu oynuyor bu sene.
Gelelim kim şampiyon olacak ve kim ligden düşecek sorusunun cevabına. Gençlerbirliği bu hafta Galatasaray'a yenilirse sonraki hafta Sivas deplasmanında işi zor ve 38 puana rağmen düşebilir. İstanbul BŞB.'nin şansı daha yüksek içeride Kayseri ve Bursa dışarıda ise Kocaeli ile oynuyorlar. Bu hafta aldıkları Sivasspor galibiyeti ekstra puanlar kazandırdı. Ankaragücü'nün bu hafta Beşiktaş ile yapacağı maç hem şampiyonu hem de ligde kalacak takımı belirleyecek belki de. Çünkü hafta içi Beşiktaş kupa finalinden yaralı çıkarsa Ankara deplasmanında puan kaybedebilir. Ama tersi durumda Ankaragücü kalan maçlarında kendi sahasında Denizli ve deplasmanda Antalya ile oynuyor ki her ihtimale açık maçlar. Bu anlamda en zor fikstür Ankaragücü'nün.
Benim tahminim Denizlispor bu hafta Ankaraspor'u yenip rahatlar ve Ankaragücü'ne de yenilmez yönünde. Bu da kurtulmaları için yeterli puanı almaları demek. Belki de yetmez bunu bilemem tabi ama daha avantajlı oldukları kesin.Bu hafta oynanacak Konyaspor-Eskişehirspor maçı da final görünümünde ve Konyaspor'un son hafta Ankaraspor ile kendi sahasında oynayacağı maça 3 puan yazarsak bu hafta alacakları sonuç onlarında kümede kalıp kalmayacağını belirleyecek. Aynı durum Eskişehirspor için de geçerli. Bu hafta Konya deplasmanından 3 puanla dönerlerse kurtarırlar ama tersi durumda işleri çok zor. İçeride Trabzonspor ve dışarıda Gaziantep ile oynayacaklar. Antalyaspor kurtarır diye düşünüyorum çünkü haftasonu Fenerbahçe maçına hele ki Fenerbahçe Fortis Türkiye Kupası'nı kaldırırsa banko 3 puan yazarım. Sonraki haftalara avantaj sağlarlar böylece.
Sözün öze bana göre düşme potansiyeli en yüksek gözüken 3 takım var. Ankaragücü, Eskişehirspor (hiç istemesem de) ve Gençlerbirliği. Ama benim hisiyatım :Konyaspor'un düşeceği yönünde.
Şampiyonluk içinse şunu söylemek yeterli. Haftasonu Beşiktaş Ankaragücü'nü geçerse bu işi bitiri. Aksi halde foto finişte Trabzonspor da var ve üçlü bir final izlemek olası.

10 Mayıs 2009 Pazar

Tanıdınız mı?

Bir çocuk büyüyünce bu kadar mı çirkin olur?



Şampiyonlar


Avrupa Ligleri'nde şampiyon olmasını istediğim takımlar ve şampiyon olacağını tahmin ettiğim takımlar:

Serie A ve La Liga'da durumlar aynı, son 3 haftaya girilirken Inter ve Barcelona berabere kalarak şampiyonluk kutlamalarını bir sonraki haftaya bıraktılar.

Premier Lig: Şampiyon olmasını istediğim takım Liverpool ama artık şansı çok az, Premier Lig'in bu sene ki şampiyonu da Manchester Uinted diyebiliriz.

Ligue A: Marsilya'nın Gerets yönetiminde kupayı kaldırmasını istiyorum ma Bordeaux alacak gibi.

Bundesliga: Wolfsburg almalı ama Bayern puanları eşitledi. Stres ve kalan haftalar Münih ekibindan yana.

SüperLig: Şampiyonluğu hakettiğini düşündüğüm takım yok ama Anadolu'dan bir takımın kazanmasını isterdim. İsterdim diyorum çünkü bu saatten sonra Beşiktaş şampiyonluğu verir de Mustafa Denizli vermez.


Şampiyonluğa Bir Hafta Erteleme


Cumartesi gecesi Real Madrid Valencia karşısında 3-0 yenilince Barcelona için Villa Real maçında alacağı galibiyet şampiyonluk turunun atılması anlamına geliyordu.

Ne var ki 90+3'te Chelsea'yi Iniesta ile yıkan ve Bermuda Şeytan üçgenini (bir hafta içerisinde Nou Camp'ta Chelsea ile oynayıp haftasonu Bernabeu deplasmanına giderek Real Madrid'e 6 gol attılar ardından da Stamford Bridge'de Şampiyonlar Ligi'ne çıktılar) kayıpsız geçen Barca'nın nefesi bu sefer 90+3'te Villa Realli Llronte'nin golü ile bir hafta ertelenmiş oldu.

Son üç haftaya 8 puan farkla önde giriyorlar ve alacakları bir beraberlik Barca'yı şampiyon yapıyor. La Liga'da bitti artık ama Barca şampiyon demek ve yukarıdaki fotografı şampiyonluk kutlaması olarak vermek için bir hafta daha bekleyeceğiz. Haftaiçi Kral Kupası, haftasonu La Liga şampiyonluğu derken ardından bir de Şampiyonlar Ligi olursa bunun üstüne 2009'da yılın futbolcusu olarak kesin Messi seçilir ki bu da Barca'nın bu sene masada kare as açması demek.

8 Mayıs 2009 Cuma

River Voltran'ı Oluşturdu


River Plate birkaç gün önce Cristian Fabbiani, Ariel Ortega ve Marcelo Gallardo ile anlaşmaya sağladı.

Önce forvet hattını güçlendirmek için Newell Old Boys'ta oynayan Fabbiani transferi bitirdiler. Alkol problemi yaşayan ve sezon başında teknik direktör Simeone tarafından alkol tedavisine görmesi amacıyla ikinci ligde Rivadavia'ya gönderilen Ortega takıma geri döndü.

Ortega ve Gallardo'nun biraraya gelmesiyle Fabbianili forvet hattıyla Açılış Ligi'nde tarihinin en kötü sezonunu geçiren River Kapanış Ligi Clasura'da üst sıraları zorlayacak gibi gözüküyor. İlerleyen haftalarda bu bileşimin etkilerini izliyor olacağız.

Gudjohnsen Çok Zor


http://ilkbilen.blogspot.com/ yerin kulağı var tadından bir blog, son bombası Galatasaray'ın Gudjohnsen'i transfer etme isteği ile ilgili. Zaten Gudjonhsen de bu sezon sonunda Barcelona'dan ayrılacağını ifade etmekten kaçınmıyor.

Gudjohnsen Barcelona için böyle bir büyük bir kulüpte forma giyiyor olmanın çok eğlenceli olduğunu ama yedek kulübesinin o kadar eğlenceli olmadığını düşüüyor. Takım içerisindeki durumunun kendini iyi hissetiği bir dönemde değişmesine o da bir anlam veremiyor.
Sonuç olarak bu yaz bu transferi gerçekleştiren iyi iş yapmış olur. Ama Gudjohnsen'in peşinde Tottenham Hotspur, Everton ve Newcastle United var. Galatasaray Şampiyonlar Ligi'nde olmadığına göre bu üç takımdan Newcastle United hariç diğer ikisi çok daha heyecan verici onun için. Üstelik maddi açıdan da Galatarasaray kadar tatminkar ücretler önereceklerdir. Daha önce aynı zamanda futbolcunun menajerliğini yapan babası Blackburn ile ilgili transfer söylentilerini reddetmişti ancak bu da hala bir ihtimal olarak duruyor. En azından bu iddialar reddedildiğinde Ocak ayı idi ve üzerinden çok sular aktı. Bilmediğim başka Premier Lig takımlarının da transfer için beklediğini söylemek mümkün.

Zaten bir Kuzeyli için Premier Lig biçilmiş kaftan. Ben Galatasaray'ın bu transferi gerçekleştirebileceğini düşünmüyorum. Yöneticilerin niyeti bu yönde olabilir ama bir Şampiyonlar Ligi'ne katılamamak bakın gördüğünüz gibi nelere mal oluyor.

Adriano Evinde Huzur Bulacak mı?



İtalya macerası sona erdi, Avrupa'ya da dönmeyecek. Evine döndü ve huzuru orada arıyor artık. Flamengo formasıyla gözden uzak gönülden ırak olacak. Tekrar Brezilya Milli Takımı'nda oynayacak performansı gösterebilir mi, küllerinden doğar mı şüpheliyim. Blogda 7-8 yazısı vardır herhalde. Ama benim yazılarımda boşa gitti.

80'lerin başında Flamingo Yolu diye bir dizi vardı, dizinin kötü karakteri Michael Tyron'du. Dizinin sonunda yanarak ölse de dokuz canlı bir adamdı. Adriano kendini çok yaktı, acaba onun futbol hayatının sonu da Flamengo yolunda mı olacak?

Kötü Pozisyon


Ne yapıyor bu adamlar yahu?