6 Ocak 2009 Salı

Buldozer Nereye Koşuyor



En sonunda Morinho da Adriano’dan umudunu kesmek üzere diye düşünüyorduk ki ondan şaşırtıcı bir açıklama geldi. Bu açıklamadan önce gidişatı Inter’in buldozer forveti futbol hayatını yavaş yavaş tüketiyor olarak söylemek çok da yanıltıcı olmazdı. Futbol Dünyası onun gibi kaybolan pek çok yıldız ya da yıldız adayı gördü kuşkusuz. Ama melekler kariyerinde gelebileceği en üst noktaya daha gelemeden biz futbolseverlerin avucundan kayıp gitmek üzere olan Adriano'nun sırtına birkez daha konmuş görünüyor.

Adriano ile akla gelen ilk şey herhalde topu orta sahada alıp rakip defans oyuncularını sırtında taşıyarak ceza sahasına kadar sürmesi ve yay üzerinde kalecinin uzanamayacağı doksana asması olsa gerek. Sonra hatırladığımız şey ise Ronaldo, Ronaldinho gibi yıldızlarla bolca güzel kızın katılımıyla yaptığı partiler ve bu partilerde alkol duvarını paramparça etmesi.
17 Şubat 1982 yılında Rio De Jenario’da dünyaya gelen Adriano futbol hayatına 1999’da Flamengo’nun Junior takımında başladı. Ve sadece bir yıl içerisinde iri fiziği ve topla olan mükemmel uyumu kulüp yönetimince hemen farkedilerek A takım kadrosuna alındı. Bu farkediliş sadece Flamengo yönetimi ile sınırlı kalmamış olsa gerek ki ilerleyen yıllarda Inter’in kapılarını açtı kendisine.



İlk kez yeşil sahaya çıktığı bir dostluk maçında mavi-siyahlı forma ile Santiago Bernabau çimlerini onurlandırdı, oyuna girdiği ikinci yarıda attığı frikik ile takımını Real Madrid karşısında galibiyete taşıdı. Olgunlaşması için Fiorentina ve Parma’da bir dönem oynayan Adriano’nun en parlak sezonu Serie A’da 16 gol attığı ve Konfederasyon Kupası’nın gol kralı ve en iyi oyuncusu olduğu 2004-05 sezonu oldu. 129,7 km hızla frikik atabilen ve askeri jargonda hazır ol durumda iken olduğu yerden 45 cm sıçrayabilen buldozerin kariyerindeki düşüşte 2006 Dünya Kupası ile başladı. Hayal kırıklığı yaşatan yıldızlar topluluğunun futbolundan çok gece alemleri konuşuldu kupa boyunca. Sonra alkole olan düşkünlüğü onu Inter'den kopma noktasına getirdi. SauPaolo’da geçen bir sezon sonunda uslandı zannedilen Adriano son günlerde yine gece eğlencelerinde boy göstermeye ve İtalyan gazetelerinde yeralmaya başladı.



Bir son şans belki de Roma ile olan flörtü sayesinde gözüküyordu onun için. Panucci geçtiğimiz günlerde onunla ilgili olarak Sky Sport 24’e Roma ile sözleşme imzalamasının müthiş olacağını ve onun takıma hemen uyum sağlayacağını belirten sözler söyledi. Spaletti buna ne derece katılır bilinmez ama takım içerisinden gelen bu sözler bile iyi bir başlangıç şansı olabilirdi Adriano için. Her ne kadar yönetim ve teknik kadronun kararına saygı duysa da Panucci Adriano’nun gelmesi halinde onun kulübe ve ortama uyum sürecinde tüm güçleriyle destekleyeceklerini de ifade etti.

Ama tüm bu söylemler havada kalmıştı ki, bu seferde Brezilya'ya döneceği yazılıp çizilmeye başladı. Yazının başında da belirttiğimiz gibi son açıklama Morinho'dan geldi: "Adriano'yu Inter'de istiyorum". Adriano'nun bu takımın önemli bir parçası olduğunu ve takımdan ayrılmayacağını net bir şekilde ifade etti.



Melekler şimdilik tekrar Adriano'nun sırtında onu futbola döndürebilmek için çalışıyorlar. Morinho da Adriano'nun iyi çalıştığını söylüyor. Bulmacanın parçalarını birleştiremediğinizi biliyorum çünkü ne Adriano'ya güvenebiliyorsunuz ne de Morinho'ya. Açık olan şu: Morinho Manchester United maçında elindekilere bakıp Adriano gibi bir oyuncuya bir şans daha veriyor. Bu dönemde Adriano kendini tamamen futbola verirse avucumuzdan kaymakta olan yıldız tekrar gökyüzüne yükselebilir.

5 Ocak 2009 Pazartesi

Şampiyonlar Ligi Eşleşmeleri: Torres Barnebau'da Gülebilecek mi?


Real Madrid ve Liverpool eşleşmesinde de küçük bir hesaplaşma var aslında. Torres İspanya'da hep ezildiği Los Blancos karşısında bu sefer sahaya burun farkıyla favori olarak çıkıyor.

Liverpool'a beklediğinden çok daha hızlı adapte olduğunu belirten yıldız oyuncu, La Liga'da iyi oyunlar çıkaramadığı rakibine karşı bu eşleşmeyi bir fırsat olarak görüyor ve Liverpool'un turu geçeceğine inanıyor. Bu eşleşmedeki bir diğer ilginç nokta teknik direktörlerle ilgili. Juande Ramos için İngilizlere karşı kendini yeniden ispatlama fırsatı sözkonusu iken Benitez vatandaşı olduğu ülkenin en önemli kulübünü ikinci turda safdışı etmenin hesaplarını yapıyor.

Bu hesaplar bir hafta önce daha kolay yapılırken Lass'ın Los Blancos'a katılımıyla biraz daha zorlaştı. Artık Madrid ekibinin orta sahasında gerçek bir savaşçı var ve bu durum İngilizlerin işini zorlaştıracak gibi gözüküyor.

Yine de bu eşleşmede benim favorim Liverpool. Robben'in varlığı her ne kadar Real'in hücum hattını ayağa kaldırsa da daha fazla ofansif zenginliğe sahip Liverpool, daha fazla güven veren defansı ve orta sahası ile İspanyol ekibini kupanın dışına itebilecek güce sahip. İspanyolların fendi İspanyolların efendisini yenebilecek mi göreceğiz.

Real Yeni Onbiri İle Sahada


Huntelaar'ın 40.dakikada girdiği gol pozisyonu dışında pek gözükmediği, Diarra'nın ise ilaç olacağını gösterdiği karşılaşmada Real Madrid Villa Real'i Robben'in muhteşem golü sayesinde 1-0 ile geçti. Lass hem ofansif hem de defansif olarak bir hayli katkı sağlayacağını gösterdi. Huntelaar ise bana göre Real'in elinde patlar.

Ne Barcelona'da çalıştı Hollanda ekolü ne de Real Madrid'te çalışacak. Hollanda'dan La Liga'ya bir futbolcu alıyorsan illa ki Brezilyalı alacaksın. Zamanında PSV'den Barca'ya gelen Romario ve Ronaldo gibi.

Bu kadar Hollandalı'nın arasında Real'in ofansif olarak bel bağladığı adam Robben. Eğer sakatlığı yoksa müthiş oynuyor. Dün de rakip ceza sahasının sağından ceza yayı üzerine doğru sllalom yaparak gitti ve şutunu doksana gönderdi.

Yeniyıl Eğlencesi Telegol'de


Bir kanalın spor direktörü, bir üst düzey kulübün efsaneleşmiş, yüzüncü yıl formasında kendisine yer bulmuş eski oyuncusu, altın ayakkabı sahibi bir gol kralı, yine başka bir kulüpte efsaneleşmiş eski bir golcü, bir büyük kulübe yıllarını vermiş sonra da o kulüpte menajerlik yapmış bir başka eski futbolcu ve bunlara döneminin en önemli hakemlerinden biri eklenirse seyrine doyum olmaz bir futbol programı beklersiniz değil mi?

Malesef bizim ülkemizde öyle değil. Bu yıl Kanaltürk'te yayınlanan Telegol'ün birçok rezilliğine şahit olduk ama onlar yılbaşı gecesi yayınlanan programları ile Türk Televizyonculuk tarihinde Nirvana'ya ulaştılar.

Önce hepsi yüzlerine birer maske geçirerek günümüzün ünlü futbolcuları oldular. Ronaldinho Serhat, Alex Ziya, Baros Tanju, Lincoln Gökmen, Bobo Sinan ve Pierre Luigi Collina Papila... Sonra stüdyoya kurulan langırt masasına geçerek langırt turnuvası yaptılar. En sonunda da herbiri sahneye çıkarak karaoke yaptılar. Kaçıranlar mutlaka aşağıdaki tanıtım klibini izlesinler. Zaten bu efsane programı yılbaşı gecesi ben de izlememiştim, tekrarlarını Kanaltürk'te yakaladım.

Ben bu kadarına söyleyecek kelime bulamıyorum. İyi ki 2008 bitti bu olayda 2008'de kaldı diyeceğim, ama 2009'da da programları devam ediyor.



Link: Telegol Yılbaşı Özel

29 Aralık 2008 Pazartesi

Promosyonlu Mehmet Yıldız, Üstelik 12 Taksit





Gün geçmiyor ki Mehmet Yıldız'ın adı üç büyüklerden biri ile anılmasın. Geçen yılın ilk yarısından itibaren müthiş bir pazarlama atağına geçen Bülent Uygun önce devre arasında "Mehmet Yıldız'ı alan takım şampiyon olur" geyiğini patlattı. Ardından da bir satıyoruz bir satmıyoruz ile tüm sezonu geçirdiler.

Bu seneye gelindiğinde hikayeyi yine Bülent Uygun başlattı. Mehmet Yıldız'ı satabileceklerini ve onun yerine alternatiflerinin olduğu belirten demeçlerle ara transfer dönemini hareketlendirdi. Bugün gelinen noktada 5 milyon Euro ya da Dolar cinsinden paralar telafuz ediliyor. Galatasaray Başkanı Adnan Polat Mehmet Yıldız ile ilgilendiklerini açıkladı ancak transferden kesin olarak bahsetmedi. Sivasspor Başkanı Mecnun Odyakmaz'ın bu süreçte Fenerbahçe ile görüştüğü ancak yüz bulamadığı da işin cıvkını çıkaran bir başka olay.

Mehmet Yıldız bana göre bu ligde transfer edilecek birkaç oyuncudan biri. Diğerleri de Mehmet Topuz ve Özer Hurmacı. dolayısıyla Galatasaray açısından transfer zemininin aranması gayet normal. Normal olmayan bir senedir Bülent Uygun ve M:ecnun Odyakmaz'ın kapı kapı dolaşan pazarlamacılar gibi bu işi ucuzlatmaları. Sanırsınız ki Mehmet Yıldız'ın vasıfları ve özellikleri aslında şişirilmiş bir balon ve Mehmet Yıldız'ın promosyonel bir kampanyaya ihtiyacı var.
"Mehmet Yıldız'ı alana yanında, bir futbol topu, iki çift krampon ve Bülent Uygun'un imzalı resmi hediye. Üstelik bonuscard sahiplerine 12 taksit".
Bu işi bu kadar ucuzlatmanın anlamı yok. Mehmet Yıldız'ı almak isteyen zaten Sivasspor'un kapısını çalacaktır ve çalıyor da. Ama Mehmet Yıldız'ı satan Sivasspor'un da büyüme hedefi yok anlaşılan. Bu anlamda kanımca Sivasspor'un başarısı en çok bu sezon sonuna kadar sürecek. Oysa bir başka Anadolu kulübü modeli Kayserispor ise daha sağlam basıyor ayaklarını. Büyüme sürecini de daha yerli yerine oturmuş olarak yönetiyor.

Sivasspor için en önemli tehlike hazımsızlık olmaya başladı. Bülent Uygun'un başarıyı hazmetme konsunda sıkıntı yaşadığını düşünüyorum. Bu nedenledir ki gerek Mehmet Yıldız'ın transferi ile ilgili gerekse diğer konularda verdiği demeçler bir noktadan sonra kulübe ve kendisine zarar vermeye başlayacak.

Umarım Mehmet yıldız Galatasaray'a ya da bir başka büyük kulübe transfer olur da bu çarkın içerisinde değil de illa boğulacaksa büyük denizde boğulur. Vizyon olarak Sivasspor'un Mehmet Yıldız'a katabileceği birşeyin kalmadığını düşünüyorum.

Balon Değil Tuncay Chelsea'ye Gidebilir



Medyamız balon habere bayılır ama İngiliz basınında Tuncay'ın Chelsea'ye gidebileceği yönünde haberler çıkmaya devam ediyor. Daily Telgraph'ın 2812.2008 tarihli haberinde http://www.telegraph.co.uk/sport/football/football-transfers/3982156/Ten-Premier-League-transfer-targets.html linkinden de ulaşabileceğiniz gibi Premier Lig'de On Transfer Hedefi başlıklı yazıda Southgate'in iyi bir teklife hayır diyemeceği yazıyor.

Tuncay Chelsea'de oynar mı, bunu transfer olursa zaman gösterecek ama sol kanatta iyi bir alternatif olacağı kesin. Tuncay Fenerbahçe'den Middlesbrough için değil üst seviye bir Avrupa takımında oynamak amacıyla ayrıldı. Middlesbrough kariyer hedeflerinde önemli bir basamaktı ve transfer dedikodularının çıkması bile onun Premier Lig'de bu basamağın da üzerine çıkmayı hakkedecek başarıyı yakaladığını gösteriyor.

Alex De Soğursa



Geçtiğimiz dönemlerde yazdığım yazılarımda Alex'in Fenerbahçe'den koparılmak istendiğini belirtmiştim. Bugün gelinen noktada Türk vatandaşlığına dahi geçebileceğini söyleyen Alex kendi sitesinden Fenerbahçeli taraftarlara ve futbolseverlere yeni yıl için iyi dileklerini sunarken bakın satır aralarında neler ifade etmiş:
"Geçmişte yaşadıklarımızdan dersler çıkarmalı ve geleceğe bakmalıyız. Ben de şu anda kendi bakış açımdan geleceğe bakıyorum. İnanıyorum ki takım olarak hem ligde hem Türkiye Kupası'nda sonuna kadar mücadele edeceğiz."

"Bununla paralel olarak kendi geleceğimi de düşünmeye başladım. Şu ana kadar dört teklif aldım. Hepsi kaliteli takımlar ve benim futbolumdan istifade etmek isteyen ekipler, bu yönüyle çok sevindim. "

"Diğer taraftan, Fenerbahçe'nin durumunu anlamıyorum. Dört yıldır bu kulübün futbolcusuyum ve sadece dört defa sakatlandım ve hiçbiri de ciddi sakatlıklar değildi. Benim saha içinde ki çalışmam da her zaman iyiydi. Herkese saygı duyuyorum ve herkesin de bana saygı duyduğuna inanıyorum. Ama şu ana kadar kulüple yaptığımız görüşmeler sonrasında bende bazı şüpheler uyandı ve bundan dolayı rahatsız oldum. Hele bir de bunca zaman Fenerbahçe forması giymiş ve kulüp için elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışmış olmama rağmen hala bu şüpheleri gideremedim."



Fazla söze gerek yok, Alex bu işten soğumaya başladı. Yönetimin ve Gündelikçi Basın'ın tavrı işleri yokuşa sürmeye başladı. Benim en çok merak ettiğim konu önümüzdeki sezon Alex'siz bir Fenerbahçe için neler yazılacağı...Futbolda dün yoktur lafını da medya söylediği için o gün geldiğinde Alex'in yokluğunun ne kadar önemli olduğunu yazacaklar ama Fenerbahçe için iş işten geçmiş olacak.

28 Aralık 2008 Pazar

2008'den Unutulmaz Kareler_7


Cristiano Ronaldo 2008'in en iyisi. Ödülü ile birlikte Manu'nun iki efsanesi Denis Law ve Bobby Charlton'la birarada. Old Trafford'un en unutulmaz karelerinden.

2008'den Unutulmaz Kareler_6


Fazla söze gerek yok. Euro 2008'e damgasını vuran kare. Torres Lehmann'ı avlıyor ve İspanya kupaya uzanıyor.


2008'den Unutulmaz Kareler_5


Buffon Fransa maçı sonrası ikinci tura çıkmanın sevincini yaşıyor. 2006'nın Dünya Şampiyonu, Euro 2008'in hayalkırıklığı yaratan ekiplerinden oluyor ama son anda da olsa gelen ikinci tur İtalyanları böyle sevindiriyor.

2008'den Unutulmaz Kareler_4


Efsanenin en önemli anlarından biri. Türkiye'nin ikinci geri dönüşünün başlangıcı. Bu geri dönüşler Türk Milli Takımı'nı yarı finale taşıdı. En çok da bizim için 2008'in unutulmaz karelerinden. Arda'nın vuruşuyla 2-0 geride olduğumuz Çek Cumhuriyeti maçında umutlarımız tekrar yeşeriyor. Yağmur, hüzün, şaşkınlık ve sevinç birarada.

2008'den Unutulmaz Kareler_3



Bir tarafta Manchesterlı futbolcuların sevinci diğer tarafta Anelka'nın kaçırdığı penaltı sonrası Chelsea'li futbolcuların hüznü. Terry beşinci penaltıyı ayağı kayıp dışarı vurunca Chelsea'nin avuçlarının içindeki Kupa'da penaltı atışları uzamış, Şampiyonlar Ligi'ni böylece Manu kazanmıştı.

2008'den Unutulmaz Kareler_2


Fatih Tekke'li Zenit UEFA Kupası'na İskoç rakibi Glaskow Rangers'ı finalde 2-0 yenerek uzandı. Maç esnasında kaçan bir gol pozisyonu sonrası Rangers taraftarlarının üzüntüsü fotoğraf karesine böyle yansıdı.


2008'den Unutulmaz Kareler_1


Unutulmaz bir futbol yılını daha geride bıraktık. Bu unutulmaz yılın karelere yansımasına bir bakalım istedim. İlk kare Afrika Kupası'ndan. Mısır üstüste ikinci kez kupaya uzanıyor ve finalde Kamerun'u 1-0 ile geçiyor. Kupa Afrikalı bir kızın kucağında, kendisini sırtına almış Afrika'lıların eşliğinde getiriliyor.

24 Aralık 2008 Çarşamba

Turkcell Süper Lig'de İlk Yarının En İyi Onbiri

Son hafta maçları henüz oynanmadı ama yine de sezonun ilk yarısında bir karma oluşturabilmek için yeterince veriye sahibiz. İşte bu sezonun ilk yarısı için Altın Karma:

Real Madrid Transfere Doymuyor_2


Lassana Diarra ve Jan Huntelaar'dan sonra birkaç yeni isim daha Real Madrid'e katılacak gözüküyor. Los Blancos'un sportif direktörü Predrag Mijatovic 10 gün içerisinde yeni imzaları duyuracaklarını açıkladı İspanyol basınına.

Konuşulan isimler arasında Aston Villa'dan Ashley Young, Wigan'dan Antonio Valencia, Middlesbrough'dan Adam Johnson, CSKA'dan Milos Krasic, Inter'den Mancini ve Tothenham'dan Aaron Lennon var.

Futbolun Geleceği İçin


Yıldırım Demirören'in PFDK Başkanı Reşat Bostan'a Oğuz Sarvan'a iletmesi için söylediği söz: “Sana bir mesajım var... Oğuz Sarvan’a ilet. Onun an...s...!”

Eğer Beşiktaş camiasının biraz olsun Beşiktaşlılık duruşuna inancı varsa gönderin bu adamı. Beşiktaş'ın futbol kalitesini ve Beşiktaşlılık duruşunu aşağılara çeken bu adamın Türk futbolunu da aşağı çekmeye hakkı yok.

Koskoca bir camianın başkanı Yıldırım Demirören, tribündeki ortalama bir futbol seyircisi değil ki. Eğer o kendi diline hakim olamıyorsa, birilerinin onun diline hakim olması gerekiyor. Bir insan ancak bu kadar saygınlığını yitirebilirdi ve bunu da başardı. Ama oturduğu koltuğun saygınlığını yitirmemesi gerekiyor. Bir insan bu kadar kulağını tribünlere tıkayabilirdi, tıkadı da. Ama Beşiktaş'ın geleceğini tıkamaması gerekiyor. En son birkaç ay önceki yazımda dile getirmiştim Gerçek Beşiktaşlı Nasıl Durmalı diye ( http://footballindustry.blogspot.com/2008/10/gerek-beiktal-nasl-durmal.html ).
Şimdi bence tüm camianın Beşiktaş'a sahip çıkma ve Beşiktaş'a yakışmayanları ayıklama zamanı.

23 Aralık 2008 Salı

Dünya Futbolunda Bir İlk



Yer Gaziantep Kamil Ocak Stadı, Gaziantep Bursaspor ile karşılaşıyor. Dakikalar 26'yı gösterdiğinde Bursaspor kalecisi Ivankov'dan dönen topu kafa ile tamamlayıp ağlara gönderen Tabata golün sevinciyle tribünlere doğru koşmaya başlıyor. Buraya kadar herşey normal.

Maçın özetini izlerken Tabata'nın golden sonra tribünlere doğru koştuğunu gördüm. Sonrası çok garip. Tabata tartan pisti geçti, orada bulunan kırmızı siyaha boyanmış demir bir merdivenden koşarak yukarı çıkmaya başladı. Bir de baktık ki Şeref Tribünü'ne tırmanmış. Seyirci coşku içerisinde ama bir taraftan da şaşkın. Tabata Şeref Tribünü'ndeki kalabalığın arasından geçerek gol sevincini bir bayanla paylaştı. Öpüştü, helalleşti ve sahaya aynı merdivenlerden koşarak geri döndü. Sonradan öğrendiğime göre eşiymiş gol sevincini kutladığı bayan. Ama böyle bir kutlamayı görmemiştim. Timsah yürüyüşü, kanguru dansı, yengeç dansı, samba, beşik sallama, formanı altından çıkan mesaj dolu tişörtler... Hepsini gördük ama tribüne çıkıp golü eşiyle kutlayanı görmemiştik.

Normalde tribüne çıkmanın cezası sarı kart olsa gerek. Ama hakem kart göstermedi. Bence doğrusunu da yaptı.

22 Aralık 2008 Pazartesi

Beşiktaş Yerle Bir



Ali SamiYen'deki 90 dakika açıkça gösterdi ki Beşiktaş'ın bu ligin sonunu getirecek nefesi yok. Galatasaray her zaman ki Galatasaray'dı, sistem tıkır tıkır işledi, hücumda etkili, orta sahada baskılı oynadı ve sadece klasik defansif hatalarına devam etti.



Beşiktaş ise ne yaptığını bilmez bir şekilde futbolcuların iyi niyetli mücadelesinin ötesine geçemedi. Bu maçın 90 dakikasını şöyle özetlemek mümkün: Rüştü, Holosko, Delgado, Ekrem, Uğur...Önce Rüştü topu elinden kaçırıp Servet'e ikram etti. Sonrasında Holosko saçma sapan bir yerde Arda'yı düşürdü, Delgado sadece ligimizde uygulanan bir kart politikasının bile bile kurbanı oldu, Ekrem Milan Baros'un golünde Arda'nın deparını takip edip ceza sahasının içini boşaltarak bütün defansın dengesini dağıttı, Uğur da Holosko'dan neyim eksik dercesine bir penaltı daha yaparak son noktayı koydu. Futbol hatalar oyunu ve tüm bu yazdıklarım Galatasaray'ın iyi oyununa gölge düşürmemeli ama Galatasaray gibi bir takımın karşısında bu kadar bariz hatalar yaparsanız bunun faturası da ağır olur.



Şeref tribünün de Yıldırım Demirören'in Galatasaray'ın üçüncü golü sonrası alkışını ben şöyle yorumluyorum: "Valla helal olsun bana, herşeyimi verdim bu takıma ve harika bir kulüp yarattım!!!" Yıldırım başkan Beşiktaş'ın geleceğini demirlerle örerek kulübün iyiye gitmesini engelleyen en önemli etken. Malesef tribüne kulak vermemek gibi kötü bir alışkanlık da kazandı ve tribünlerden gelen onca tepkiyi "Yarabbi şükür" diye karşılıyor. Oysa ki Beşiktaş'ın sahada bu kaosu tamamen onun eseri.

20 Aralık 2008 Cumartesi

Beckham Yeniden Aşık


İtalyanca dersleri yaramış olacak ki Beckham imza töreninde İtalyanca: "Herkese iyi akşamlar, öncelikle herkese teşekkür etmek istiyorum. İtalya'yı seviyorum ve burada olmaktan mutluyum" diye sözlerine başladı.

Milan ile Haziran 2009'a kadar imza atan Beckham daha sonra ana dilinde şunları söyledi: "Kontratım bitene kadar burada antremana çıkacağım ve bu formayı giyeceğim. Buraya eğlenmeye gelmedim. Kulübe ve takıma yardımcı olmaya çalışacağım, bu benim görevim. Burada Kaka gibi, Maldini gibi, Ronaldinho gibi birçok üst düzey futbolcu olduğunu biliyorum. Bu benim için büyük fırsat ve yararlı olmak istiyorum".

Milan'ı özel yapan şeyin etkileyici tarihi olduğunu belirten Beckham sözlerini Manchester'ın onun takımı olduğunu, Real Madrid'i sevdiğini ama Milan ile kendini yeniden aşkın içinde bulduğunu söyleyerek bitirdi.

Gattuso'da geçtiğimiz günlerde kulüp yetkilisi olsa asla böyle bir anlaşma yapmayacağını söylemişti. Sanırım Beckham'ın aşkı tek taraflı bir aşk olacak.