11 Mart 2010 Perşembe

Futbolcu Şirin



Totti bu haliyle Şirinler çizgi filminden fırlayıp stadyuma gelmiş bir karakter gibi. İlla bir isim bulacaksak Futbolcu Şirin mesela...

Los Galacticos'un Sonu _ 2. Perde



Futbol hiç bu kadar keyifli olamazdı. Dün gece birkez daha paranın futbolda herşey olmadığını gördük. Lyon bunu tüm futbolseverlere gösterdi.

Los Galacticos projesi bir kez daha başladığı yerde bitti. Benim gibi koyu bir Real Madrid taraftarını 2000'lerle birlikte yavaş yavaş bu takımdan soğutan Florentino Perez zihniyeti bir kez daha iflas etti.

Real Madrid kurabileceği en güçlü kadroyu kurdu sezon başında. Ama dişliler bir türlü yerine oturmadı. La Liga'da zirveyi ele geçirmeleri de birşey ifade etmez. Uluslar arası arenada ne yaptığın önemli. Lyon gibi baş altı bir takım, ki Lyon senelerdir bu baş altından bir türlü yukarılara çıkamadı, istikrarın ne olduğunu gösterdi en azından futbolseverlere.

Sırf bu yüzden Lyon Avrupa'da çok farklı bir yere oturuyor aslında. İki takımın son 10 yılda harcadığı paralara ve kazandığı başarılara baktığınızda terazinin Lyon tarafı ağır basıyor hiç kuşkusuz.

Ne diyelim: Futbolun ruhu yine galip geldi.

Çocukların Gözünde Futbol



Futbolda şiddetin her geçen gün arttığı bir ülkede yaşıyoruz. Taraftar, kulüp ve futbolcu üçgeninde gün geçmiyor ki yeni bir şiddet olayı olmasın, bir yönetici tahrik yüklü açıklamalar yapmasın, sahada futbolcular birbirine girmesin.

Futbolu sevmek için benim çocukluğumda çok neden vardı, ben tribünlerin yarı yarıya maç izlediğini görebilen şanslı bir nesildenim. Ama çocukluğumda her zaman özlem olmuştur sevdiğim futbolculara dokunabilmek, ulaşabilmek. Eskişehir'de ilkokuldayken deplasmana gelen Sarıyer'de oynayan Rıdvan'ı ve Sercan'ı gördüğüm günü hala unutmam. Dokunamamıştım, imza alamamıştım o kalabalıkta ama görmüştüm.

Şimdiki çocukların ise bu şansları var. Artık o televizyonda gördükleri idollerine çok daha yakın olabiliyorlar. Türk Telekom'un çocuklar için oluşturduğu TT Çocuk web platformuna üye olup buradan başvuru yapan 22 çocuk futbolcu ağabeyleri ile birlikte elele sahaya çıkarak bu mutluluğu yaşayabiliyorlar.

Yeşil sahaya elele çıkıp seromonide yarısı kadar oldukları ağabeylerine aşağıdan baktıklarında gelecekteki kendilerini görebiliyorlar. Ben bunu biraz hani o meşhur Hagi'nin golünü kale arkasından izleyip sevinen Arda'ya benzetiyorum. Onlarda belki de kısa bir süre önce ellerini tuttukları ağabeylerinin sahada attıkları gole aynı küçük Arda gibi seviniyorlar.

Futbol saf duygularla oynandığı zaman çok daha güzel. Çocukluğumuzun mahalle aralarında geçtiği, kale direklerinin taşlardan yapıldığı günlerdeki gibi safiyane olabildiğinde. Yöneticilerin, futbolcuların, taraftarların bir an sadece bir an bu çocuklara kafalarını çevirip kendi çocukluklarını düşünmeleri bile yeter belki de futbolumuz üzerindeki bu şiddet ortamını dağıtabilmek için. Biran onlarında Lefterleri, Can Bartuları, Metin Oktayları izledikleri günlere dönmeleri yeter.

O zaman zannederim ağabeylerinin ellerinden tutan bu çocukların dünyasında futbolun onlar için neler ifade ettiğini daha iyi görebilecekler. Hiç kimsenin farketmediği bu çocukları farkettiklerinde hareketlerini, söylemlerini birkaç kez daha düşünüp gerçekleştirecekler.

Trabzonspor - Galatasaray maçında bu çocuklar yine ağabeylerinin ellerini tutup seromonide yeralacaklar. Umarım bu sefer herkes daha farklı bir gözle bakar bugünün küçükleri yarının devleri olacak çocuklara.

10 Mart 2010 Çarşamba

Evine Hoşgeldin: 4-0



12 yılını geçirdiği ve efsane olduğu kulübün karşısına deplasman takımının oyuncusu olarak çık sonra da pas pas ol geri dön.

Olmazdı tabi en azında 60 dakikada 3 gol yiyen takım sahadayken o kulübedeydi. O yüzden United efsanesinin suçu olamazdı bu skor. Olmadı da. Old Trafford seyircisi onu yıllar sonra görmenin gururu ve mutluluğuyla çılgınca alkışladılar oyuna girerken. Manchester United'ta 7 numaralı oyuncular her zaman birer idol oldular ama ilk kez içlerinden bir tanesi rakip olarak seneler sonra Old Trafford'a gelip "Evine Hoşgeldin" tezahüratları ve pankartları ile karşılandı.

Ferguson ile yollarını ayırırken soğuk da olsalar hiçbir zaman bir Cristiano Ronaldo olmadı İngiliz. Maçla ilgili ise söylenecek pek bir şey olmasa gerek. Milano ekibi evinde 3-2 yenilmeyi haketmese de Manu Old Trafford'ta turu geçmeyi fazlasıyla haketti.

Milano ekibi sahada sönmüş yıldızlar geçidi gibiydi. Hoş Manchester United da 2 yıl önceki takım değil ama bu hali bile fazlasıyla yetti İtalyan takımını saf dışı etmeye.

Rooney daha ilk dakikalarda imkansız hale getirdi Milan için turu ama 4-0 da ağır oldu. Hatta ne kadar hoşgeldinlerle karşılasalar da Beckham'a biraz ayıp oldu.

Bu Ne Perhiz Bu Ne Fildişi


Hiddink G.Afrika'da Fildişi Sahilleri'nin başında olacak. Bir süredir medyada gündeme gelen bu durum kesinlik kazandı.

Hiddink'in Fildişi Sahilleri ile 15 Mayıs'tan itibaren geçireceği 2 ay oldukça spekülasyon yaratacaktır Türk basınında ancak bence hem Fildişi hem Türk Milli Takımı hem de Hiddink açısından iyi bir gelişme.

Uzun zamandır kadrosunun hakkını uluslararası arenada veremeyen Fildişi için Dünya Kupası'nda önemli bir fırsat olacak Hiddink. Ayrıca o da önemli bir turnuvadan antremanlı gelecek.

Hazır bir Hiddink'in Dünya Kupası performansı ardından yeni bir motivasyonla Türk Milli Takımı ile de iyi bir başlangıca imza atacağını düşünüyorum. Üstelik 2012 elemelerindeki Almanya'yı da yakından izlemiş olacak.


Bu anlamda Türk Milli Takımı ile beraber bir kamp ya da beraberlik yaşamasındansa uluslar arası arenada yer alması önemli diye düşünüyorum. En azından Milli Takım içerisinde bir kişinin Dünya Kupası havasını yaşayarak gelmesi ve olası bir başarı ona olan güveni daha da artıracaktır.

Hiddink'in sadece Almanya'yı değil diğer takımları da yakından izleyecek olması, maç performansı ile Milli Takımı'n başına geçmesi hepsi olumlu etkenler.

Şimdi birçokları yazacak bu ner perhiz bu ne lahana turşusu geçsene takımının başına araya niye Fildişi'ni sokuyorsun diye. Fildişi'nin başarısızlığı sözkonusu olursa bu da malzeme verecektir ama ne olursa olsun ben olumlu değerlendiriyorum bu gelişmeyi.

Bir Garip Mehmet Vardı


Bir dönem Mehmet Aurelio'suz bir Türk Milli Takımı orta sahası düşünülemez hale gelmişti. Mehmet Aurelio Real Betis ile Segunda Division'a düşünce ve araya da sakatlığı girince öküz öldü ortaklık bozuldu.

Ciddi bir sakatlık geçirdi Aurelio tabi bu süreçte. O dönem boyuncada hayırlı ülkemde kimsenin gündemine gelmedi pek. Ancak sahalara döndü uzun bir aradan sonra. Aurelio'nun takımı Betis şu anda liginde dördüncü sırada ve La Liga'ya çıkma iddiasını sürdürüyor.

Honduras maçı ile Milli formaya tekrar geri döndü bizim Mehmet. 81 dakika sahada kaldı ve hiç fena değildi. 32 yaşının verdiği olgunluğu ile daha birkaç yıl hizmet edecektir Milli Takıma.

O gittiğinden beri ne Fenerbahçe orta sahasını toparlayabildi, ne de Milli Takım başarılı sonuçlar alabildi. Basında bazı üstün zekalılar tarafından sıkça da eleştirildi oynadığı oyun. Yok efendim Fenerbahçe'yi yavaşlatıyormuş, Milli Takım'da oynayacak kalitede daha iyi oyuncular çıkarabilirmişiz.

Ama kim ne derse desin bir garip Mehmet geçti Turkcell Süper Lig'den. Oynadığı yıllarda lige ve Milli Takım'a damgasını vurarak geçti hem de. Umarım 2012 yolunda onu ay yıldızlı forma ile sıkça izleriz ve tabi 2012'de de. Zira Mehmet adını 2008'deki başarıya altın harflerle yazdırmış bir isim.

Galatasaray-Ankaragücü Maçına İkinci Bilet


Dilkulübü senden de irtibat bilgilerini bekliyorum. bir bilet de sana gelecek kuradaki sorundan dolayı.

Kazanan Karum, bugün şanslı gününüde. Email,ceptel ve adres bilgilerini armagan.ozkaynakci@gmail.com adresine göndermeni bekliyorum. Dilkulübü yedekte.

Önce biletler kapalı üstten onu da belirteyim istedim. İlk bileti verdik, sıra ikincisinde. Bu seferki sorumuz Ankaragücü ile ilgili. Aslında biraz Galatasaray biraz Ankaragücü dersek daha doğru olur.

Galatasaray'ın efsane teknik adamı Fatih Terim hangi yıl Ankaragücü'nün başına teknik direktör olarak geçmiştir?

12:00'a kadar gelen cevapları kabul ediyorum. 12:00'dan sonra gelen yorumlar arasında yapılacak çekilişle Avea'nın Galatasaray-Ankaragücü maçına verdiği son bileti kazanan talihli belli olacak.

Galatasaray Ankaragücü Maçına Bilet



Kazanan Eray Sözen, yedekte Karum var. Eray senden email,ceptel ve adres bilgilerini armagan.ozkaynakci@gmail.com adresine göndermeni bekliyorum.

Galatasaray-Ankaragücü maçına iki biletim var. İlkini bu soruya doğru cevap verenler arasından çekeceğimiz kura ile vereceğim. Cevapları sabah 09:00'a kadar gönderebilirsiniz.

Biletler yine Avea'dan blog okurlarına hediye. Soruya gelince aslında oldukça kolay: En son Ankaragücü'nden Galatasaray'a transfer olan futbolcunun ismini soruyorum. Gelen yorumları sabah yayınlayıp kazananı sabah 09:00'dan sonra açıklayacağım.

Ondan sonra da ikinci bilet çekilişi için diğer soruyu soracağım.

9 Mart 2010 Salı

Dünya Kupası'ndan Unutulmaz Kareler-4



İtalya 2006 Dünya Kupası'nı haketmişti hiç kuşkusuz. Ancak finalde Zidane'ın futbola vedası hatıralardan silinmeyecek kadar hüzün doluydu.

Materazzi ile girdikleri ağız dalaşı, bir başka deyişle Materazzi'nin Zidane'ın kız kardeşini tacizkar sözleri karşısında Zidane'ın sanal alemde oyunlara konu olacak kafası ona hem bir kırmızı karta hem de Dünya Kupası'na mal olmuştu.

Zidane gördüğü kırmızı kart sonrası soyunma odasına giderken gerisinde bıraktığı Dünya Kupası ile birarada girdi fotograf karesine.

Sadece bu fotograf karesi bile Zidane'ın geride neyi bıraktığını anlatmaya yetiyordu.

24


Fenerbahçe sezonun ilk sekiz haftasında 24 puanı toplayınca ister istemez şampiyonluğa emin adımlarla yürüyeceğini düşünmüştü herkes. Kimse bir sonraki on altı haftada ancak 24 puan toplayabileceğini tahmin edemezdi herhalde.

Geriye kalan 10 haftada ise Fenerbahçe'yi Gençlerbirliği ve Galatasaray maçlarının yanısıra içeride oynayacağı Beşiktaş ve Trabzonspor maçları bekliyor. Ankaraspor'dan alınacak 3 puanın cepte olduğu düşünülürse geriye kalan haftalarda sihirli bir 24 puana daha ihtiyacı olacak gibime geliyor sarı larcivertlilerin.

Bugünkü görünümüyle bu performansı yakalaması ise imkansıza yakın. Daum-Aykut Kocaman üzerine dönen spekülasyonlar bir yana kadronun havasını kaybetmiş olması son derece düşündürücü. Luganosuz Fenerbahçe'nin Lugano ile birlikte çıkışa geçeceğini düşünebiliriz pekala geçmiş yıllardaki Luganolu ve Luganosuz maçlar gözönüne alındığında.

Galatasaray'ın istikrarsız görüntüsü de ümit verebilir ancak hiç hesapta olmayan bir Beşiktaş var artık devrede. Ve rakiplerine göre Fenerbahçe deplasmanı dışında daha iyi bir fikstüre sahipler kağıt üzerinde.

Turkcell SüperLig'de herşey arapsaçına dönmüş durumda velhasıl. Hiç hesapta olmayan bir Beşiktaş ve yine hiç hesapta olmayan bir Bursaspor zirveyi ciddi şekilde tehdit ediyorlar.

24 puan iddialı gibi gözükse de Fenerbahçe'nin bu puanı toplaması demek bu kadar karışan ligde şampiyonluğa ulaşması için garanti gözüken puan miktarı. Aziz Yıldırım ne kadar hesap yapsa azdır, üç yılda üç şampiyonluğa bu sezon veda ederse bu alması gereken 24 puan yüzünden değil ilk sekiz haftada alınan ve aldatıcı 24 puan yüzünden olacak.

8 Mart 2010 Pazartesi

Dünya Kupası'ndan Unutulmaz Kareler-3



Herkesin gördüğü bir kare, herkesin de bildiği bir hikaye. Esasından Meksika 86 pek çok açıdan Dünya futboluna unutulmaz anlar sundu.

Mesela Meksika dalgası o dönemden bugünlere kadar yadigar kalan bir tribün hareketidir. Maradona'nın İngiltere karşısında yarıfinale attığı imza dışında, Belçikalı 6-7 oyuncuyu karşısana almışken topla dansedişi de unutulmaz.

Ama benim için en unutulmazı o yılın finali olsa gerek. O zamanlar henüz 10 yaşında olan bendeniz Erdek'te bababmın mensubu olduğu bankanın kampında izledim ilk yarıyı. 2-0 ile Arjantin oldukça net bir skor yakalayınca da daha fazla uykusuzluğa dayanamadım. Ben nereden bileyim ki maçın 2-2'ye geleceğini ve Maradona'nın tekrar shneye çıkıp Burruchaga'ya uzattığı muhteşem pasla Arjantin'in kupaya uzanacağını.

Birçok kare var tabi ama futbol seyircisi açısından "Tanrı'nın Eli" bir kitaba ismini verecek ve nesilden nesile devam edecek ayrı bir hikaye. Maradona'nın o gün ağzından dökülen bu kelimeler de onu taparcasına sevmemizin bir başka nedeni.

Madrid Bugünü Çok Uzun Zamandır Bekliyordu



Gün Madridlilerin günüdür. Bu sahneyi doyasıya yaşayabilmek için ne kadar beklediklerini, ne çile çektiklerini en iyi bir Madridista anlatabilir herhalde.

7 Mart itibariyle ligin zirvesine oturdular. Haftasonu Barcelona'nın Almeira deplasmanında 2-2 berabere kalmasından sonra zorlu Sevilla maçını 3-2 ile geçince zirvenin yeni adı averajla da olsa Real Madrid oldu.

Hem de 60. dakikaya 2-0 geride girdikleri bir 90 dakikada Pellegrini son duasını ederken yaptılar bunu. Hem de sezon başında Uçan Hollandalıların arasına katılması muhtemel Van der Vaart'ın 90+2'de attığı golle ulaştılar 3 puana.

Şimdi tarihi yeniden değiştirebilecekler mi göreceğiz ancak geçen yılın ultra süper takımı Barca için hiç de kolay günler olmayacak sezonun kalan bölümü.

Kendini Kandırmak


Diyarbakır'da yaşananları açıklamak için çoğu kişi ilk devre oynanan Bursaspor maçına gidiyor. O maçta ne olduğunu herkes biliyor, İstiklal Marşı okunurken ayağa kalkmayan bir grup Diyarbakırspor seyircisine yönelik olarak "PKK Dışarı" tezahüratları yapılmış sonrasında da Bursaspor'a para cezası verilmişti.

Diyarbakır'da olay olacağı hafta içinden belliydi. Ama olan olayları ilk yarıda oynanan maça bağlamak konusunda ciddi tereddütler içerisindeyim. Olayın siyasi yönüne hiç girmeden dokunmadan birşey yazmak çok zor. Benim karşılaştırmam daha çok diğer çıkan olaylarla ilgili olacaktır.

Sahaya kaya parçalarının yağdığı bir maç hatırlamıyorum malesef. Diyarbakırspor'un kendi sahasında oynanan maçları bir kenara bırakırsak bu kadar çok şiddetin ön plana çıktığı başka maç yok hafızamda. Herkes Fenerbahçe ile Galatasaray maçlarını örnek gösteriyor ama burada yaşananlar çok farklı.

Ve burada yaşananları hiçkimse sportif bir olayın şiddete dönüşmüş parçası olarak değerlendiremiyor. Bu olay sportif bir olayın parçasından çok daha fazla örgütlü bir çalışmanın ürünü olarak çıkıyor karşımıza.

Ve herkes biliyor ki Diyarbakır'ın sahasında hangi ligde olurlarsa olsunlar bu olaylar devam edecek. Çözümü de sportif alanda aramak mümkün değil. Öte yandan Bursaspor seyircisinin ilk maçta yaptığını tasvip ya da tenkit etmeyeceğim. Bu benim kişisel görüşüm ve bana kalmalı. Tek söyleyeceğim şey bu konuda şu olur herhalde:

Hiçbir insan evladı linç kültüründen beslenmemeli. Linç kültürü ile toplumun hangi katmanınında sıkışıp kalırsa kalsın bu kadar yüz göz olmamalı. Linç kültürü ile yetişen bedenler gözlerini bu kadar karartarak insanların canına kastedmemeli.

Ve herkes, ister Diyarbakırlı olsun, ister Bursalı bu tip olayları hiç çekinmeden lanetleyebilmeli. Haftasonu Diyarbakır'da yaşananların açıklaması "PKK Dışarı" sloganı değildir. Kimse kendini kandırmamalı.

4 Mart 2010 Perşembe

Arda Turan'ın uefa.com'daki Röportajı



Arda Turan UEFA'nın web sitesinde hayranlarının sorularını yanıtlamış. Liverpool'a olan aşkından, Galatasaray kaptanı olarak Turkcell Süper Lig kupasını ve Avrupa'da ilerleyen yıllarda bir kupayı kaldırma hayaline kadar pek çok şeyi paylaşmış.

Fenerbahçe'ye karşı oynamanın stresli ve bir o kadar da eğlenceli olduğundan bahsetmiş. Karşısında oynarken en zorlandığı oyuncunun Hırvat Corluka olduğunu söylemiş.

Daha merak edeceğiniz pek çok şey var.

Dünya Kupası'nda Unutulmaz Kareler-2



İtalya 90 Maradona için çok güzel başlayıp devam eden ancak finalde dramatik penaltı kararı ile sona eren bir serüven olmuştu.

Yarıfinalde meşhur Napoli seyircisi önünde bozguna uğrattıkları İtalyanlardan daha zor bir rakipti Matthaus önderliğindeki Alman panzerleri. Öyle ya turnuvanın en spektaküler takımlarından biri olan Yugoslavları bile 4-1 ile geçmişlerdi grupta. Völler, Brehme, Klinsmann, Littbarski, Riedle, Kohler, Haesler, Uwe Bein, Andreas Moller, Olaf Thon gibi Alman futboluna damga vuran isimlerle süslü kadrodan sonra bir daha hiçbir Alman Milli takımı o kadronun yanından geçemedi bana kalırsa.

Ama Maradona 86'dan sonra bir kez daha kaldırmak üzereyken kupayı maçın Meksikalı hakemi Edgardo CODESAL MENDEZ'in yarattığı penaltı ile boyun eğdiler Almanya'ya. Geriye Brehme'nin penaltı sonrası yaşadığı mutluluk kaldı.

3 Mart 2010 Çarşamba

Sinema Sektörünün Dikkatine



Bu yüzde biraz Ben Stiller, biraz da Jim Carrey ifadesi görüyorum, yanılıyorsam düzeltin. Rol yeteneği varsa Hollywood tez elden bir komedi filmi çekmeli Pep'e. Bu ifadeyi veriyorsa daha ne cevherler vardır.

Dünya Kupası'nda Unutulmaz Kareler-1



Dünya Kupası'nda unutulmaz kareler serisine başlıyorum. İlki 1966 Dünya Kupası'na ait. İngilizler Pele Portekiz maçında sakatlanmasa belkide hiçbir zaman bir kupa kaldıramayacaklardı.

Pele Portekiz karşısında sakatlandı ve turnuvaya devam edemedi. Portekiz de maçı 3-1 kazandı. O Portekiz takımında bir başka efsane Eusebio da vardı. İşte o Portekiz yarıfinale yürüyüp İngiltere'ye elenirken Eusebio 9 golle gol krallığına uzanıyordu. Pele ise 1958-1962 ve 1970 yıllarındaki üçlemeye bir dördüncü kupayı ekleyebilme şansını belki de Portekiz maçında sakatlanması sonucu kaybetti.

Ve Pele'nin sakatlığı sonrası saha kenarına yürüyüşü fotograf karesine böyle yansıdı.

4-4lük Bir Maç Daha


Kendimi bildim bileli izlediğim ve keyif aldığım en güzel maçlar serisi yapacak olsam bunlar arasında 4-4'lük maçların yeri ayrıdır.

Bir çırpıda sayabileceğim yakın zamana ait Arsenal-Liverpool ve Liverpool-Chelsea arasında geçen maçlar geliyor hemen aklıma mesela. Bu sezon Afrika Uluslar Kupası'ndaki Angola-Mali maçı. Fenerbahçe ile Galatasaray arasındaki uzatmaya ve sonrasında penaltılara kadar giden Türkiye Kupası maçı.

Gece uykum kaçınca televizyon başına geçtiğimde ilk yarısı 1-1 biten Velez-Boca maçının ikinci yarısı oynanıyordu. Önce Boca3-1 öne geçti. Sonra Velez müthiş bir geri dönüşle maçı 4-3'e getirdi ama kapanışı Boca yaptı ve maç 4-4 bitti.

Arjantin Ligi'ni yakınen takip etmem. Mümkün olduğunca tüm Boca-River maçlarını izlerim. Dün gece Velez-Boca maçını izleyemeyenlere ise sadece anlatılmaz yaşanır diyeceğim. Mutlaka bir yerden bulun ve hiç olmazsa ikinci yarısını izleyin.

Dünya Kupalarının En İyi Onbiri



2010 Dünya Kupası yaklaşırken Spoiler da Dünya Kupaları'nın gelmiş geçmiş en iyi kadrosunu belirlemiş.

Takım savunması açısından her zaman ki gibi bu tip onbirlerde olan zaafiyet burada da göze çarpsa da kağıt üzerinde göz kamaştırıcı bir kadro.

1 Mart 2010 Pazartesi

Haftanın Sözü



Bu hafta haftanın sözü başkan Yıldırım Demirören'den:

“Kayseri’de şampiyonluk ışığını gördüm”.

Bu da futbolmanya'nın cevabı: "Işığa gel, ışığa gel"...